Atatürk Olmasaydı !

“Hangi Atatürk” ya da “hangi CHP”

Hatırlarsanız, bir zamanlar Nadir Nadi’nin “Ben Atatürkçü Değilim” diye bir kitabı vardı. Atilla İlhan’ın kitabının adı da “Hangi Atatürk”tü!

Şimdi bu kitap adlarını şöyle tercüme etmek gerek: “Ben CHP’li değilim” ya da “Hangi CHP”. İmamoğlu sonrası, İmamoğlu kazansın ya da kaybetsin, CHP’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. CHP’lilerin şuuraltında bu konuda ciddi bir tedirginlik var.

Mustafa Kemal’in siyasi hayatında birçok çelişki var. Osmanlı döneminde İttihat Terakkicidir.

Samsun’a giderken Cumhuriyet fikriyatındadır. Ama mesela Kars İslam Cumhuriyetinden hiç söz etmez. Oysa Mustafa Kemal Erzurum, Sivas kongreleri diye bir mektebin bir sınıfında toplantılar yapmak üzere yola çıkmaya hazırlandığı günlerde, Kars’ta, konfederatif, başkanlıkla yönetilen, ordusu, parası, bayrağı, Anayasası olan bir Cumhuriyet vardır: Kars İslam Cumhuriyeti. İngilizler bu Cumhuriyeti yıktıktan bir ay kadar sonra Mustafa Kemal Samsun’a çıkar. Samsun limanı, İstanbul limanı gibi İngilizlerin kontrolündedir. İngilizler durumun farkındadır ama bir sorun yaşanmaz.

Mustafa Kemal, heyeti temsiliye adına Ankara’ya döndüğünde hilafetçi ve saltanatçıdır.

Kurtuluş savaşında Ruslar, Ankara hükümetine silah desteği verir. Onun için Taksim anıtında Rus generallerin de heykelleri vardır. İşe bak ki, anıtı yapan da en büyük bağışçı da yine İtalya’dır!

Gün gelir, bizimkiler Komünist olur. Birbirlerini “Yoldaş” diye selamlarlar. 18 Ekim 1920’de Ankara’da “Türkiye Komünist Fırkası” adı ile yeni bir parti kuruldu. Partiye Mustafa Kemal AtatürkFevzi ÇakmakAli Fuat Cebesoy, Refet Bele, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir üye oldu. Yeni Gün gazetesi de partinin yayın organı oldu. Dikkat! “Komünist olunacaaak. Ol!” Oldular. Emir yüksek yerden. Daha sonra emir gelecek “Faşist olunacaaak! Ol!” Faşist da oldular. “Anadolu yaylalarında, çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiya köylülerini  arayanı”nı dersiniz, “Mussolini’nin terbiye diktatoryası”na övgüler dizenleri mi, “Yavru kurt”lara “kara gömlek” giydirenleri mi, ya da Hitler tipi bıyık bırakıp Hitler’in doğum günü partisine katılmak için kuyruğa girenleri mi! Missouri zırhlısı İstanbul’a geldi, bizimkiler Amerikancı oldu! Gün geldi 1944’de, 146 Azeri sığınmacı Boraltan Köprüsü’nde İsmet İnönü’nün emriyle Ruslara teslim edildiler ve oracıkta infaz edildiler. Azerileri götüren memurun akli dengesini yitirdiğini ve akıl hastanesinde vefat ettiği söylenir. Sabahaddin Ali nasıl öldürüldü geçelim. Kurtuluş Savaşı’na destek verdi diye Taksim’e anıtı dikilenlerin yoldaşlarına, Mustafa Kemal’in layık gördüğü “ödül”se Mustafa Suphi ve on dört arkadaşının, Yahya Kahya’nın çetesi tarafından Karadeniz’de boğdurulması olacaktır. Ama öte yandan CHP hâlâ sosyalist enternasyonal üyesidir.

CHP bir bakarsınız Amerikancı olmuş. Kendi bağrından DP’yi doğuran demokrat bir partidir aynı zamanda. Öyle bir Demokrasi ki, tek parti var. Seçmen parti üyesi, açık oy gizli tasnif. Adaylar tek adam tarafından belirleniyor. Milli Şef, ömür boyu şef olacak denmiş. Mahkemeler kanuna göre yargılama yapmıyor, verdiği karar kanun sayılıyor, İstiklal Mahkemelerinde, savcı, savunma, temyiz yok! Laiktir ama kendi resmi ideolojisini dinleştirme iddiasındadır. “Türk’ün dini Kemalizmdir” netekim! “Cumhuriyetçi”dir ama ”Tek adamcı”dır aynı zamanda. Vali belediye başkanıdır aynı zamanda.

Her darbenin içinde onlar vardır! Kambersiz düğün olmaz. Her darbeden sonra oluşan ara rejim hükümetinde bakanların yarısı Mason, diğer yarısı CHP’li! Mustafa Kemal Mason Localarını kapatıştı değil mi! Aynı gayeye hizmet eden iki ayrı organizasyona ne gerek vardı ki! Mustafa Kemal böyle düşünüyordu. Onun için de locaları kapattı, Meşrik-i Azam’ı kendine danışman yaptı! Ayrıları gayrıları yoktu ki! “Kesebir” de Maliye Bakanı idi zaten! 

CHP Atatürk’ün izinde (mi)? Ona siz karar verin. Akif Beki geçen gün “Bu Ramazan’ın en ilginç iftarına, geçtiğimiz cumartesi Üsküdar’da katıldım. ‘Kılıçdaroğlu, Hakkı Savunanlar Platformu’nun ev sahipliğinde Kürt camiasının önde gelenleri, meleler ve şeyhlerle iftar yaptı…” diye yazdı. Siz karar verin, İmamoğlu üzerinden AK Parti köşeye sıkıştırılmaya mı çalışılıyor, yoksa İmamoğlu üzerinden CHP yeniden dizayn edilmeye mi çalışılıyor. Yani CHP’nin içine Soros mu kaçtı! Sahi, Canan Kaftancıoğlu bu işin neresinde.

Sahi yarın bu kadar şişirilen İmamoğlu’nun dosyaları ortalığa dökülürse ne olacak. Böyle diyoruz da, kimsenin dosyasının döküldüğü de yok. Sanki bir dehşet dengesi kurulmuş durumda.

Sahi Nadir Nadi niye “Ben Atatürkçü değilim” deme gereği duymuştu. Ya da Atilla İlhan niye “Hangi Atatürk” diye sormuştu.

Sahi hangi Atatürk? Erbakan’ın Atatürk’ü mü, Özal’ın Atatürk’ü mü, AK Parti’nin Atatürk’ü mü, CHP’nin Atatürk’ü, Perinçek’in Atatürk’ü mü gerçek Atatürk! Bursa nutkunu söyleyen kişi ile Balıkesir’de hutbe okuyan kişi aynı kişi mi? Atatürk ateist ise, THK her 10 Kasımda niye mevlid okutur. Ya da okunacaksa niye Türk’ün yeni Amentüsü ardından Behçet Kemal’in Mustafa Kemal için yazdığı “Yeni Mevlid”i okunmaz.

Bir zamanlar Necla Çarpan diye bir hatun kişi Atatürk’ün ruhu ile irtibat kurduğunu ileri sürerek yeni nutuk yazmıştı. Hatta Mevlana ile temas kurmuş, yeni mesneviyi kaleme almıştı. MEB ve TSK bu kitapları tavsiye etmişti. Kitabın tam adı şöyle: “Öte Âlemden Atatürk Sesleniyor: İlâhî Nutuk”..

Dindar Atatürk imalatı konusunda en önemli adımlardan biri TİSK başkanı Refik Baydur’dan geldi. Hani şu 28 Şubat’ın 5’li çetesinde “Sosyalist” DİSK ile el ele tutuşan Türkiye İşveren Sendikası Konfederasyonu isimli “Kapitalist” örgütün başkanı. Toktamış hocayla TV programı yapınca birlikte bir kitap yazıp, dindarlarla Atatürk’ü barıştırmak istiyordu. Ben birlikte tek bir kitap yazmak yerine, tek ciltte iki ayrı kitap teklif ettim. Kabul etmedi. O “Küllerinden doğan ülke ve Mustafa Kemal” yazdı. Daha önce de “Mucizeyi Yaratan adam: Mustafa Kemal”i yazmıştı.

Dindar Atatürk” konusunda Milli Görüş açısından kitap yazanlar da var.

Adnan Oktar’ın da farklı bir Atatürk profili vardı. Bir sürü kitap yazıp dağıttılar. Sadece Mehdi ve Mesih ya da Masonluk ve Darwin ile ilgilenmiyorlardı.

Sahi İmamoğlu, Osman Nuri Çerman’ın “Dinde Reform” programını ne yapacak? Ya da “Cumhuriyetin 10. ve 15. yıl albümleri” çöpe mi gidiyor. 

İmamoğlu sadece CHP’yi değil Kemalizm’i de reforme edeceğe benziyor. Göreceğiz, bakalım İmamoğlu Atatürk ilke ve inkılaplarına ne kadar bağlı. Ya da onun Kemalizm’i nasıl bir Kemalizm olacak, “Made in …..”. Onun CHP’si de sonuçta öyle bir CHP olacak. NATO’ya, ABD’ye, AB’ye bağlı, BOP’un gösterdiği istikamette bir CHP mi göreceğiz.?

Merak ediyorum: Soros bu işin neresinde, FETÖ neresinde. Koch bu işin neresinde. Gezi olaylarının bileşenleri neresinde. “Anti Kapitalist Müslümanlar”dan “Kemalist Müslümanlar”a, oradan nereye! Niye kızıyorsunuz ki, yeni CHP’ye İmamoğlu çok yakışıyor!?. Selam ve dua ile.


 

















“Hangi Atatürk” ya da “hangi CHP”

   

Hatırlarsanız, bir zamanlar Nadir Nadi’nin “Ben Atatürkçü Değilim” diye bir kitabı vardı. Atilla İlhan’ın kitabının 


adı da “Hangi Atatürk”tü!


Şimdi bu kitap adlarını şöyle tercüme etmek gerek: “Ben CHP’li değilim” ya da “Hangi CHP”. İmamoğlu 


sonrası, İmamoğlu kazansın ya da kaybetsin, CHP’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. CHP’lilerin şuuraltında 


bu konuda ciddi bir tedirginlik var.


Mustafa Kemal’in siyasi hayatında birçok çelişki var. Osmanlı döneminde İttihat Terakkicidir.


Samsun’a giderken Cumhuriyet fikriyatındadır. Ama mesela Kars İslam Cumhuriyetinden hiç söz etmez. Oysa 


Mustafa Kemal Erzurum, Sivas kongreleri diye bir mektebin bir sınıfında toplantılar yapmak üzere yola 


çıkmaya hazırlandığı günlerde, Kars’ta, konfederatif, başkanlıkla yönetilen, ordusu, parası, bayrağı, Anayasası 


olan bir Cumhuriyet vardır: Kars İslam Cumhuriyeti. İngilizler bu Cumhuriyeti yıktıktan bir ay kadar sonra 


Mustafa Kemal Samsun’a çıkar. Samsun limanı, İstanbul limanı gibi İngilizlerin kontrolündedir. İngilizler 


durumun farkındadır ama bir sorun yaşanmaz.


Mustafa Kemal, heyeti temsiliye adına Ankara’ya döndüğünde hilafetçi ve saltanatçıdır.


Kurtuluş savaşında Ruslar, Ankara hükümetine silah desteği verir. Onun için Taksim anıtında Rus generallerin 


de heykelleri vardır. İşe bak ki, anıtı yapan da en büyük bağışçı da yine İtalya’dır!


Gün gelir, bizimkiler Komünist olur. Birbirlerini “Yoldaş” diye selamlarlar. 18 Ekim 1920’de Ankara’da “Türkiye 


Komünist Fırkası” adı ile yeni bir parti kuruldu. Partiye Mustafa Kemal Atatürk, Fevzi Çakmak, Ali Fuat 


Cebesoy, Refet Bele, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir üye oldu. Yeni Gün gazetesi de partinin yayın organı 


oldu. Dikkat! “Komünist olunacaaak. Ol!” Oldular. Emir yüksek yerden. Daha sonra emir gelecek “Faşist 


olunacaaak! Ol!” Faşist da oldular. “Anadolu yaylalarında, çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiya 


köylülerini  arayanı”nı dersiniz, “Mussolini’nin terbiye diktatoryası”na övgüler dizenleri mi, “Yavru kurt”lara 


“kara gömlek” giydirenleri mi, ya da Hitler tipi bıyık bırakıp Hitler’in doğum günü partisine katılmak için 


kuyruğa girenleri mi! Missouri zırhlısı İstanbul’a geldi, bizimkiler Amerikancı oldu! Gün geldi 1944’de, 146 Azeri 


sığınmacı Boraltan Köprüsü’nde İsmet İnönü’nün emriyle Ruslara teslim edildiler ve oracıkta infaz edildiler. 


Azerileri götüren memurun akli dengesini yitirdiğini ve akıl hastanesinde vefat ettiği söylenir. Sabahaddin Ali 


nasıl öldürüldü geçelim. Kurtuluş Savaşı’na destek verdi diye Taksim’e anıtı dikilenlerin yoldaşlarına, Mustafa 


Kemal’in layık gördüğü “ödül”se Mustafa Suphi ve on dört arkadaşının, Yahya Kahya’nın çetesi tarafından 


Karadeniz’de boğdurulması olacaktır. Ama öte yandan CHP hâlâ sosyalist enternasyonal üyesidir.


CHP bir bakarsınız Amerikancı olmuş. Kendi bağrından DP’yi doğuran demokrat bir partidir aynı zamanda. 


Öyle bir Demokrasi ki, tek parti var. Seçmen parti üyesi, açık oy gizli tasnif. Adaylar tek adam tarafından 


belirleniyor. Milli Şef, ömür boyu şef olacak denmiş. Mahkemeler kanuna göre yargılama yapmıyor, verdiği 


karar kanun sayılıyor, İstiklal Mahkemelerinde, savcı, savunma, temyiz yok! Laiktir ama kendi resmi ideolojisini 


dinleştirme iddiasındadır. “Türk’ün dini Kemalizmdir” netekim! “Cumhuriyetçi”dir ama ”Tek adamcı”dır aynı 


zamanda. Vali belediye başkanıdır aynı zamanda.


Her darbenin içinde onlar vardır! Kambersiz düğün olmaz. Her darbeden sonra oluşan ara rejim hükümetinde 


bakanların yarısı Mason, diğer yarısı CHP’li! Mustafa Kemal Mason Localarını kapatıştı değil mi! Aynı gayeye 


hizmet eden iki ayrı organizasyona ne gerek vardı ki! Mustafa Kemal böyle düşünüyordu. Onun için de locaları 


kapattı, Meşrik-i Azam’ı kendine danışman yaptı! Ayrıları gayrıları yoktu ki! “Kesebir” de Maliye Bakanı idi 


zaten! 


CHP Atatürk’ün izinde (mi)? Ona siz karar verin. Akif Beki geçen gün “Bu Ramazan’ın en ilginç iftarına, 


geçtiğimiz cumartesi Üsküdar’da katıldım. ‘Kılıçdaroğlu, Hakkı Savunanlar Platformu’nun ev sahipliğinde Kürt 


camiasının önde gelenleri, meleler ve şeyhlerle iftar yaptı…” diye yazdı. Siz karar verin, İmamoğlu üzerinden 


AK Parti köşeye sıkıştırılmaya mı çalışılıyor, yoksa İmamoğlu üzerinden CHP yeniden dizayn edilmeye mi 


çalışılıyor. Yani CHP’nin içine Soros mu kaçtı! Sahi, Canan Kaftancıoğlu bu işin neresinde.


Sahi yarın bu kadar şişirilen İmamoğlu’nun dosyaları ortalığa dökülürse ne olacak. Böyle diyoruz da, kimsenin 


dosyasının döküldüğü de yok. Sanki bir dehşet dengesi kurulmuş durumda.


Sahi Nadir Nadi niye “Ben Atatürkçü değilim” deme gereği duymuştu. Ya da Atilla İlhan niye “Hangi Atatürk” 


diye sormuştu.


Sahi hangi Atatürk? Erbakan’ın Atatürk’ü mü, Özal’ın Atatürk’ü mü, AK Parti’nin Atatürk’ü mü, CHP’nin 


Atatürk’ü, Perinçek’in Atatürk’ü mü gerçek Atatürk! Bursa nutkunu söyleyen kişi ile Balıkesir’de hutbe okuyan 


kişi aynı kişi mi? Atatürk ateist ise, THK her 10 Kasımda niye mevlid okutur. Ya da okunacaksa niye Türk’ün 


yeni Amentüsü ardından Behçet Kemal’in Mustafa Kemal için yazdığı “Yeni Mevlid”i okunmaz.


Bir zamanlar Necla Çarpan diye bir hatun kişi Atatürk’ün ruhu ile irtibat kurduğunu ileri sürerek yeni nutuk 


yazmıştı. Hatta Mevlana ile temas kurmuş, yeni mesneviyi kaleme almıştı. MEB ve TSK bu kitapları tavsiye 


etmişti. Kitabın tam adı şöyle: “Öte Âlemden Atatürk Sesleniyor: İlâhî Nutuk”..


Dindar Atatürk imalatı konusunda en önemli adımlardan biri TİSK başkanı Refik Baydur’dan geldi. Hani şu 28 


Şubat’ın 5’li çetesinde “Sosyalist” DİSK ile el ele tutuşan Türkiye İşveren Sendikası Konfederasyonu isimli 


“Kapitalist” örgütün başkanı. Toktamış hocayla TV programı yapınca birlikte bir kitap yazıp, dindarlarla 


Atatürk’ü barıştırmak istiyordu. Ben birlikte tek bir kitap yazmak yerine, tek ciltte iki ayrı kitap teklif ettim. 


Kabul etmedi. O “Küllerinden doğan ülke ve Mustafa Kemal” yazdı. Daha önce de “Mucizeyi Yaratan adam: 


Mustafa Kemal”i yazmıştı.


“Dindar Atatürk” konusunda Milli Görüş açısından kitap yazanlar da var.


Adnan Oktar’ın da farklı bir Atatürk profili vardı. Bir sürü kitap yazıp dağıttılar. Sadece Mehdi ve Mesih ya da 


Masonluk ve Darwin ile ilgilenmiyorlardı.


Sahi İmamoğlu, Osman Nuri Çerman’ın “Dinde Reform” programını ne yapacak? Ya da “Cumhuriyetin 10. ve 


15. yıl albümleri” çöpe mi gidiyor. 


İmamoğlu sadece CHP’yi değil Kemalizm’i de reforme edeceğe benziyor. Göreceğiz, bakalım İmamoğlu Atatürk 


ilke ve inkılaplarına ne kadar bağlı. Ya da onun Kemalizm’i nasıl bir Kemalizm olacak, “Made in …..”. Onun 


CHP’si de sonuçta öyle bir CHP olacak. NATO’ya, ABD’ye, AB’ye bağlı, BOP’un gösterdiği istikamette bir CHP 


mi göreceğiz.?


Merak ediyorum: Soros bu işin neresinde, FETÖ neresinde. Koch bu işin neresinde. Gezi olaylarının bileşenleri 


neresinde. “Anti Kapitalist Müslümanlar”dan “Kemalist Müslümanlar”a, oradan nereye! Niye kızıyorsunuz ki, 


yeni CHP’ye İmamoğlu çok yakışıyor!?. Selam ve dua ile.









Içişleri bakanının annesine kötü söyleyen yargıdan himaye görüyor

İletişim Başkanının eşine edilen küfür keseye kalıyor

Ravza Kavakçı olayı hakeza

Mahir Ünal 17 dava açtım hiçbirini kazanamadım diyor

Buna benzer yüzlerce örnek varken

Bir artize bilmem ne suratlı diyen

ceza alıyor




Sade vatandaş

Bürokratik oligarşi tarafından

(bilhassa yargı)

bir haksızlığa uğrasa

seçtiği adamlardan (yani siyasetten)

medet umuyor ama

Nafile

Jüritokrasi

Ne bakan dinliyor ne vekil.




Mahkeme kararları:

-Sevgilisini öldüresiye döven ve naklen tecavüz eden adam serbest.

-90 yaşındaki annesini öldüresiye döven oğlu serbest.

-Eşini önce dövdü sonra yaktı ama serbest

-Eşine işkence yaptı ama serbest. 

Son 6 aydan birkaç adet.

Hakimler ne yapmak istiyor?


Fuat Ugur





Tunc Soyer E.Imamoglunu öperken :)


tunc soyer'in  ekrem imamoglu'nu öpüyor zanettim  

bir öpücük insani degistirir  --->corona plandemie



İmamoğlu, DHKP-C terör örgütünce

şehit edilen Cumhuriyet Savcımız

Mehmet Selim Kiraz'ı anmadı.


Terörist Sakine Cansız’ı hesabında

yad eden Kaftancıoğlu, DHKP-C terör

örgütünce şehit edilen Cumhuriyet

Savcımız Mehmet Selim Kiraz'ı anmadı.


Sizce neden ?

 

Mansur Yavaş’ta anmamış!

Dikkatlerinize sunulur.

#MehmetSelimKiraz


 fetöcü ekrem İmamoğlu, alevi oylarını kaybetmek istemiyor 

ajans ve canan k. izin vermez

pkk ve DHKP-C alevi terör örgütleridir


ajans  izin vermez

pkk ve DHKP-C alevi terör örgütleridir

fetö'nün alevi ayağı iyi ciddi bir şekilde ARAŞTIRILMALI

fetö'nün üst kadrolarında çok islam karşıtı alevi var !





bu vidyoyu çeken itler önce vidyonun başını göstersinler

çünkü o iki Sarıklıyı provoke etmişler

çok sinirlilerdi

hemen böyle kurgulara sazan gibi atlamayın

elime geçse o piçler sıçardım agızlarına Sarıklı sabırlı gine 

küçük itt'nelerGesicht mit Symbolen über dem MundGesicht mit Symbolen über dem MundGesicht mit 


Symbolen über dem Mund https://twitter.com/delibatumlu/status/1377752605498150921









İSTİKLAL MAHKEMELERİNİN İKİNCİ PERDESİ

29.03.2021


Dünden Bugüne

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Tüm Yazıları


İstiklal Mahkemeleri’nin müebbet hapis cezası verdiği gazeteci Hüseyin Cahid Yalçın  “Böyle bir muhakemede 


hâkim olmaktan ise, mahkûm olmayı tercih ederim” demişti.

 

 

Asker kaçaklarını muhakeme için 1920’de kurulan İstiklâl Mahkemeleri, 22 Ocak 1923’ten sonra artık rejim 


muhaliflerini sindirmek için çalışmıştır.

 

Kaderin cilvesi

 

4 Mart 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılarak her türlü muhalefet yasaklandı; basın sansüre alındı. 2. 


devrede faaliyet gösteren İstanbul İstiklal Mahkemesi çok meşhurdur. Halifelik taraftarı muhalif gazeteciler 


Hüseyin Cahid (Yalçın), Ahmet Emin (Yalman), Velid (Ebüzziya) ve Ahmet Cevdet Bey ile eski Dersim mebusu 


ve İstanbul baro reisi Lütfi Fikri (Düşünsel) Beye mahkûmiyet verildi. Lütfi Fikri Bey, bir gazeteye verdiği 


mülakatta meşrutiyeti (demokrasiyi) müdafaa ettiği için 5 yıl küreğe mahkûm oldu.

Şeyh Said Kıyamı sebebiyle kurulan “İsyan Mıntıkası İstiklal Mahkemeleri”, 5241 kişiyi elden geçirdi. 2779 


beraat; 551 idam kararı verdi. Bu mahkemede Mazhar Müfit (Kansu), reis; Ahmet Süreyya (Örgeevren), 


müddeiumumi; Ali Saip (Ursavaş), aza; Lütfi Müfit, aza; Avni Doğan, yedek aza idi. Eşref Edip, Velid Ebüzziya, 


Abdülkadir Kemali, Fevzi Lütfi ve Sadri Ethem Bey gibi muhalif İstanbul gazetecileri de bu mahkemeye 


çıkarıldı; biri hariç (Kemal Tahir’in babası Abdülkadir Bey) hepsi beraat etti.

Muharrir Orhan Kemal’in babası olan Abdülkadir Kemali Bey, vaktiyle Pozantı İstiklal Mahkemesi azası idi. 


Kaderin cilvesine bakınız ki, şimdi kendisi de bu mekanizmadan 6 ay mahkûmiyet almıştı. Bu öyle gözünü 


korkutmuş olacak ki, 1930’dan sonra siyasi muhalefeti sebebiyle mahkemeye çıkarılmak endişesiyle canını 


yurt dışına atmış; 10 seneye yakın sürgünde gezmişti.

 

4 Aliler Divanı

 

4 Aliler Divanı da denilen Ankara İstiklal Mahkemesi’nde; Ali (Çetinkaya), reis; Necip Ali (Küçüka), 


müddeiumumi; Ali (Kılıç), aza, Ali (Rize), aza ve Reşit Galip, yedek aza idi. İlk muhalefet partisi Terakkiperver 


Fırka’nın kapatılabilmesi için evrakına el koydu. Bunu haber yapan gazetecileri de, tevkif ettirdi. Hüseyin Cahid 


(Yalçın), müebbet; Zekeriya (Sertel) ve Cevad Şakir (Kabaağaçlı-Halikarnas Balıkçısı) 3 sene sürgün cezasına 


çarptırıldı. Nazım Hikmet’e solculuktan 15 sene kürek cezası veren de bu mahkemedir.

Elmalılı Hamdi (Yazır), vaktiyle İstanbul hükûmetinde evkaf nâzırlığı yaptığından dolayı bu mahkemede idamla 


muhakeme olundu. 40 gün sonra, vaktiyle İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne aza olduğu ve Sultan Hamid’in hal’ 


fetvasını yazdığı için, biraz da Kel Ali’nin damadı olan yeğeni Emin Paksüt sayesinde beraat etti.

 

Şapka muhalifleri

 

Şapka kanununa direnenleri cezalandırmak üzere Kasım 1925’te Anadolu turnesine çıkan Ankara İstiklal 


Mahkemesi, Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon, Erzurum, Rize, Giresun’da faaliyet yürüttü. 


Kayseri ve Sivas’ta hadiseler çıkmış; Erzurum’da şapka aleyhinde nümayiş yapan 3 bin kişi üzerine polis ateş 


açmış; 3 kişi ölmüştü. Rize’de Hamidiye zırhlısı, şehri bombardıman etmek mecburiyetinde kalmıştı.

Kayseri’de halkı şapka kanununa muhalefete teşvik etmek suçundan Şeyh Hamdi Efendi ve 6 arkadaşı 15 ila 1 


sene kürek cezasına konuldu. Sivas’ta halkın nümayişlerine liderlik ettiği ithamıyla ulemadan 2 kişi idama 


mahkûm oldu; Abdurrahman Efendi kaçtı; İmamzade Necati Efendi infaz edildi. Aralarında belediye reisinin de 


bulunduğu 33 kişi de ağır hapse mahkûm oldu.

Tokat’ta, şapka ve türbeler kanununu protesto eden Erbaa belediye reisi ağır hapse mahkûm edildi. Maraş’taki 


nümayişlerde 39 kişi tevkif edildi; aralarında Ulucami İmamı Molla İbrahim ve müezzin Hafız Mehmed’in de 


bulunduğu 5 kişi idama ve gerisi ağır hapse mahkûm oldular. Giresun’da mahkemeye çıkarılan 60 kişiden, 


Nakşi Şeyhi Muharrem Efendi ve 2 hoca idama; 9 kişi ağır hapse mahkûm oldu.

 

Ne 64 kaldı, ne 102

 

Ankara İstiklal Mahkemesi, İstanbul üzerinden Ankara’ya geldi. Evvelce buraya sevk edilmiş zanlıları 


muhakemeye başladı. Rize’de 10 gün süren ve köylere kadar sirayet eden nümayişlerin failleri olan 143 kişi 


muhakeme edildi. 2 gün içinde içlerinde Ulucami İmamı Şaban Hoca’nın da bulunduğu 8 kişi idama; 55 kişi ağır 


hapse mahkûm oldu; gerisi beraat etti. Turneden eksik kalan davalara 1-15 Ocak arasında bakıldı; 9 kişi idama 


mahkûm oldu.

Giresun davası çerçevesinde İskilipli Atıf Hoca ve İstanbul ulemasından 27 kişinin muhakemesi Ankara’da 


yapıldı. Şapka inkılabından evvel yazdığı “Frenk Mukallidliği ve Şapka” adlı kitabından ve Ankara hareketine 


baştan beri muhalefet etmekten dolayı, hukukun umumi prensibine aykırı şekilde kanunlar geriye yürütülerek 


ve 1923’te çıkarılan umumi af nazara alınmayarak Atıf Efendi’ye ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi’ye idam 


cezası verildi.

Mevlevi şair İhsan Mahvi, bir mektubundaki “Ne 64 kaldı, ne 102” cümlesinden dolayı burada muhakeme 


olunmuştur. Ebced hesabıyla 64 “din”, 102 ise “iman” demektir. Tahirül-Mevlevi, Ömer Rıza (Doğrul), Ahıskalı 


Ali Haydar Efendi ve Atıf Efendi’nin kitabını basan Ermeni Mihran Efendi beraat etti. Tahirü’l-Mevlevi’nin o 


günleri anlatan hatıraları matbudur. Mahkeme zabıtları TBMM tarafından neşredilmiştir. Burada zanlılara 


sorulan sualler, adalet tarihi cihetiyle trajikomiktir.

 

“Anandan şapka ile mi doğdun?”

 

Ankara İstiklal Mahkemesi, muhalefetin sindirilmesinde ve rejimin güçlenmesinde en mühim rolü oynamıştır. 


En çok idam cezası verip infaz eden İstiklal Mahkemesi de budur. Meclis zabıtları ve Hâkimiyet-i Milliye 


gazetesinden öğrendiğimize göre, sadece şapka sebebiyle 33 kişi idama mahkûm olmuştur. Mecliste kanun 


aleyhinde konuştuğu için, Nureddin Paşa bile mahkemeye çıkarılmıştır.

Ne gariptir ki, kanundan birkaç ay evvel meclis merdivenlerinde, başında hasır şapka ile gördüğü genç 


muhabir Hikmet Şevki’yi “Anandan şapkayla mı doğdun?” diye tokatlayan Kel Ali, şimdi şapka giymeyenlere 


ceza dağıtıyordu. (Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam)

 

Paşalar Davası

 

Ankara İstiklal Mahkemesi, İzmir Suikastı davasına bakıp 15 idam cezası verdi. “Paşalar Davası” diye de 


bilinen ve Gazi’ye yapılan neticesiz suikasta bakan davada, Kâzım (Karabekir), Ali Fuat (Cebesoy), Cafer 


Tayyar (Eğilmez), Refet (Bele), Mersinli Cemal Paşa; Bekir Sami (Kunduh), Sabit (Sağıroğlu) gibi Ankara 


hareketinin kurucularından olup şimdi muhalefet safındaki şahıslar muhakeme edildi.

Cavid Bey, Dr. Nazım, İsmail Canbolat, Ayıcı Arif, Kara Kemal gibi eski İttihatçıları tasfiye eden de bu 


mahkemedir. Hatta Halis Turgut ve İsmail Canbulat, 10 sene kürek cezasına itiraz edince, cezaları idama 


çevrilmiştir.

Ankara hareketinin kurucularından olduğu hâlde, şimdi Gazi’yle yolunu ayırdığı düşünülen Rauf (Orbay) bile 


Viyana’da tedavideyken 10 sene hapse mahkûm edildi. Memlekete 10 sene sonra dönebildi.

Cavid Bey’in âdeti veçhiyle mahkemede de eli cebinde konuşması, eski İttihatçı Kel Ali’nin gazabını 


uyandırmış; kendisini ağır şekilde azarlamıştı. Mahkeme, Ankara hareketine hizmeti geçmiş nice mühim 


şahsiyetlere bile nezaket şöyle dursun, tahkir edici muamelede bulunurdu. Dünya çapında bir iktisatçı olan 


Cavid Bey’in asılmaması için ecnebi hükûmetler ricada bulundu; infaz üzerine Fransa parlamentosu saygı 


duruşunda durdu.

Mahkeme, yakın dostu Kazım Karabekir’i, milletvekili dokunulmazlığı gerekçesiyle serbest bıraktıran başvekil 


İsmet İnönü’nün tevkifine karar verdi. Gazi’nin tavsiyesi/talimatı üzerine, İsmet Bey mahkemeden alenen özür 


diledi; tevkiften kurtuldu.

Mamafih Kazım Karabekir’in mahkemeye gelişinde, bütün subayların selama durması hükûmetin gözünü 


korkutarak kararda tesirli oldu. Beraat kararı verildiğinde ise salon alkışlardan inledi. (Şevket Süreyya, Tek 


Adam, III/276-277). Hükûmet, bilahare bu subayların tamamını şarka tayin etti.

 

Avukatla şahitle vakit kaybedilmesin!

 

2 Mart 1927 tarihinde mahkemelerin faaliyeti durduruldu. Ancak “İstiklal Mahkemeleri Kanunu” meriyette kaldı. 


Demokrasi rüzgârlarının tesiriyle 5 Mayıs 1949’da evvelce İstiklal Mahkemeleri’nde mahkûmiyet almış Adnan 


Adıvar’ın teklifiyle kaldırıldı.

Mevzu hakkında ilk etraflı çalışmayı yapmış olan Kemalist tarihçi Ergün Aybars, “devrim mahkemesi” olarak 


vasıflandırdığı İstiklal Mahkemeleri’nin tenkit edilmesine asla razı gelmez; hiçbir devrimin muhalefete hayat 


imkânı tanımamasının tabii olduğunu söyler.

Şevket Süreyya Aydemir, bu mahkemelerde avukat bulundurmak, hatta şahit dinlemek gibi usullerle vakit 


kaybedilmediğini söyler (Tek Adam, III/279).  Evvelce verilmiş bir hükmü meşru hâle getirmek için delil 


arandığından dolayı, İstiklal Mahkemeleri, halk arasında, Kel Ali’nin ağzından, “Zanlının idamına, şahitlerin 


bilahare dinlenmesine karar verildi” şeklinde acı bir alaya alınmıştır.

Usta komitacı Celal Bayar’ın, yıllar sonra İnönü’nün reisicumhurluğuna karşı çıkan Eskişehir milletvekili Emin 


Sazak’ı tehdit için mecliste söylediği şu sözler ibretliktir: “Bu bir rejim meselesidir. En önce asarım; sonra 


muhakeme ederim!”

İstiklal Mahkemeleri’nin müebbet hapse mahkûm ettiği Hüseyin Cahid Bey’in mahkemede söylediği şu söz, 


müesseseyi tasvire kâfidir: “Böyle bir mahkemede hâkim olmaktan ise, mahkûm olmayı tercih ederim.”

 

İdam sehpaları üzerinde yükselen rejim

 

Kemalist gazeteci Falih Rıfkı Atay der ki: “Ne kadar yazık ki, yeni rejimin otoritesi, İzmir ve Ankara sehpaları 


üstünde tutundu. Bu kesin tasfiye, her türlü aleyhtarlığın ve gericiliğin bütün cesaretlerini kırdı. Mustafa 


Kemal’e başladığı inkılâbı tamamlamak fırsatını verdi. Nasıl ki, Meşrutiyette İttihat ve Terakki otoritesi de taklib-i 


hükûmet [darbe] hadisesinin sehpaları üstünde tutunmuştu.

Fakat hükûmet içinde hükûmet gibi, bir de İstiklal Mahkemesi otoritesi meydana geldi. Reisin evi hemen 


hemen merci-i enam [insanların başvuru merkezi] idi. Bu hâl, İsmet Paşa'nın devamlı ısrarları üzerine bir 


akşam, Ankara Palas’ın bir balosunda Mustafa Kemal'in İstiklal mahkemecilerini çağırıp hemen oracıkta 


vazifelerine nihayet vermelerine kadar sürdü.” (Çankaya, s.405-406)









Modern bilimi kendi dünya görüşü ve inanç sistemine göre yorumlayanlar;

(1) Dünyayı ruhsuzlaştırdı

(2) İnsanı makineleştirdi

(3) Hayatı çölleştirdi

(5) Manayı öldürdü

(6) İnsanlığı köleleştirdi

 


Diejenigen, die die moderne Wissenschaft nach ihrem eigenen Weltbild und Glaubenssystem interpretieren;

 (1) Es machte die Welt seelenlos

 (2) Es mechanisierte den Menschen

 (3) Es machte das Leben zu einer Wüste

 (5) Es hat das Mana getötet

 (6) Er versklavte die Menschheit











Praktice what you preach

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ  Praise be to Allah, Lord of the Worlds إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ. 


P.S. 49% of the tweets sent by me however 51% might be sent by my advisors.



Praktice what you preach

Zahlen,Daten,Fakten--

Objektive News,Meinungen,Hintergründe


“Ya İslam’la yükselir, ya inkarla çürürsün, bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün…”


"Either you rise with Islam, or you deny it, this road does not end in the grave, you see it when you go ..." 



Aldanma dünya malına, 

Zehir sunma balına ,

Düşüp dünya hayaline ,

Dalma gözüm bundan sonra..


Üstad ne güzel demiş: Ne Oğuz, ne han, ne asil, ne de Türk (NFK)


İki zıt sevgi bir kalpte Cem olmaz efendim

mesela: Müslüman kemalist olamaz-ASLA-!!!

karar verecek, yerini belli edeceksin



Eskiden Avrupada bunlar GAZIGA oturtularmis

Güzel Gelenek Canlandirmak gerek

the golden last stick


Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker. 


Ne edep var ne haya, çırılçıplak bedeni !

Eğer medeni Cumhuriyet  açıp saçmaksa bedeni; 

desenize hayvanlar sizden daha medeni Cumhuriyetci  !

Ne kadar soyunursan o kadar Cumhuriyet kadınısın



 

Ne edep var ne haya, çırılçıplak bedeni !

Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni; 

desenize hayvanlar sizden daha medeni !

Ne kadar soyunursan o kadar Cumhuriyet kadınısın


BUĞZU FİLLAH, 

HUBBU FİLLAH ! 

İSLAM'A karşı olan her şeye karşı. 

BİR ALLAH-VATAN SEVDALISI



Korkaklar, zafer anıtı dikemezler.


Cowards cannot build a monument to victory.



sehr geehrte damen und herren,

aus welchen gründen wurde mein konto gesperrt

bitte um entsperrung dieser konto danke 



Reconquista„Rückeroberung" von   #Turkey,#Turquie,#Türkiye, #elTurchia #Türkei  

Türkiye Savaşa Girse !! Atatürkcüler ! Düşmanı Kapıda çiçekle Karşılar...!


İnna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn


Darbe yapmak isteyen alçaklara Hz. Ömer (radıyallahu anh)'ın müşriklere seslendiği gibi sesleniyoruz:


"Karısını dul bırakmak, anasını ağlatmak, çocuklarını öksüz bırakmak isteyen varsa, şu vadide önümüze 


çıksın!"


Hz. Wir rufen, wie Ömer (radıyallahu anh) die Polytheisten ruft:

"Wenn jemand seiner Frau als Witwe hinterlassen, seine Mutter zum Weinen bringen und eure Kinder als 


Waisenkinder zurücklassen möchte, lassen Sie uns in dieses Tal kommen!"


'Ana başa taç imiş

Her derde ilaç imiş.

Kişi Pir olsa da

Anaya muhtacimiş

Tüm Annelerimizin Anneler günü Kurlu Olsun.



warum ist das konto noch gesperrt ?

facebook hatt ihren fehler erkannt , und hat mich benachrichtigt aber mein konto ist immer noch gesperrt. 


bitte entsperren sie mein konto

mit freundlichen grüßen


keMAListler yahudi,hiristiyan ve bunlarin yalakasi yerli mahluklardir


keMAList-FETÖ-PKK TAKIP ETMESIN 

Hak da veririz, had de bildiririz.

Fikirse fikir, kavgaysa kavga


NEREDEN BAKSAK PUT ÇAGIDIR ÇAGIMIZ EZELDEN EBEDE KOPTU BAGIMIZ MELEK DOGAR, MURDAR ÖLÜR 


ÇOGUMUZ HANGİ LEŞİN NERESİNİ YAZAYIM..

                             Abdurrahim 

                              Karakoc..


Merhûm Üstad Kadir Mısıroğlu “alçalmada da rekor bizde, yükselmede de” derdi hep. İşte alçalmaya dâir 


aktüel bir misal... 


gülünç ama gülmeyin, 5816dan içeriyi boylayabilirsiniz Gesicht mit FreudentränenGesicht mit Freudentränen

definition--tanımlama-tanım

ALGI YARATMAK-Wahrnehmung schaffen

ALGI ÜRETMEK-WAHRNEHMUNG HERSTELLEN


Onuda sen araştır bul kafandaki soru işaretini kendin gider..


Türk Milleti olarak yükselme rekoru bizde ama ne yazikki alçalma rekoruda bizde


Sırrını akıllıya söyleme seni zelil görür

Sırrını ahmağa söyleme seni zelil eder


Minareler kale, ezanlar sancaktır. Buyüzden işbirlikçiler ilk olarak sancağa saldırır. Ezana saldırmak, sancağa 


saldırmaktır.


Kafirun: 

De ki: Ey kâfirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Ben 


de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, 


benim dinim bana.


Müfredat değişmedikçe her yeni nesil “CHP kafası” ile yetişmeye devam eder.

Müfredat en temel husus olduğu hâlde hep ihmâl edilmiştir.


Kardeş kavgasının tek kazananı pusuda bekleyen düşman olur.


"Siyasetle ilgilenmeyen Müslüman'ı, Müslümanla ilgilenmeyen siyasetçi yönetir." 

 

"Ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza, kaybettiğine sabır gösteren kişi takva ehlidir."


Fazlaca alttan alırsanız

tepenize binen çok olur.

Fazla tevazu kibirdendir ve zillete sebeptir.


İslamiyet’i kabul etmeyen Türkler bir uygarlığa önderlik edemediler. Müslüman olan Türkler devrim yaptı.”



Hani, "Kur'ân" diyen, sence yobazdı,

Hani, O yobaza, her zulüm azdı

Az önce mezarcı, yerini kazdı ;

Tahliye kapısı, yok tabutların ,

Söyle de bir avukat, tutsun putların.


"İnsanın aklı kadar edebi, edebi kadar da ederi vardır” diye. 


Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

*

Dosta müjde

Düşmana gözdağı

*

Haydi bismillah


never ending story-digitale diktatur kommt





Hayırlar feht olsun

Şerler defolsun

Hastalar şifa

Borçlular eda

Dertliler deva bulsun

Aş, iş, eş, evlat istiyen

Tez vakitte Hayırlısını bulsun

Sıkıntılarımız yok

Neşemiz bol olsun

Devletim daima var

Ordumuz Muzaffer olsun

Ölmüşlerimize Rahmet

Dirilerimiz selamette olsun

AMİİN 

 


KESER DÖNER SAP DÖNER, GÜN GELİR HESAP DÖNER..!


Faschismus (Ultra Nationalismus)und Kommunismus (Sozialismus) sind beide Seiten der gleichen (Zionism) 


Münze !



Bu Atatürkün Heykelleri, Büstleri ve Resimleri, 

Bu yıllar boyu dışlanan..Hor görülen..

Ötekileştirilen Müslüman bir milletin bağrına Kahpeler, 

Alçaklar ve Hainler tarafından sapladığı bir hançerdir




biz Ümmeti Muhammed'iz, onlar Ümmeti KeMal yani hiristiyanlasmis paganistler


Bizde bütün Ülke Resim ve Heykel Müzesi zaten.



Cebrail a.s.ile gelen Vahy'e inanmayanlar,Azrail ile gelen ecele teslim olacaklar bir gün!

Kûn Fe Yekûn Ol der ve Olur

HasbünAllah ve nî’mel vekîl

Allah bize yeter,O ne güzel vekildir

Rabbim;Tüm bekleyişlerimizi hayrınla sonlandır


Bir duruşu olmalı insanın

Bir bakışı

Bir anlayışı

Bir aşkı

Bir davası olmalı

#CahitZarifoğlu


Beden ölür, çürür, cana bakın siz

Kim kiminle yürür, ona bakın siz


Bırakın dönsün dönme dolaplar

Haktan, Hakikatten yana bakın siz

#AbdurrahimKarakoç


İnkılaplardan sonra ortaya çıkan  manzara şudur:

Avrupa ile Avrupalı olabilmek uğruna savaştık.


keMALizm hiristiyanliga götüren yoldur



Her Kapının Eşiğine

Her Sofranın Kaşığına

Balaların Beşiğine

Hak Yol İslâm Yazacağız



kazan  ·  ترکی Törkie Turkije Turquie Tyrkia Török Köztársaság Török Tirkiye Τουρκία Δημοκρατία της Τουρκίας 


Τουρκία טורקיה तुर्की Թուրքիա Турк



Kemalizm demek 80 milyonluk Türkiyenin mezardan yönetilmesi demektir. 

Bize gerici diyen adamlar 19 mayıs 1919'dan ileri gidemiyor. 


2 ghost rules TR 

yani iki ölünün ruhlari TCyi yönetiyor diye

dünyada benzeri yok

yam yamlardan bile gerideyiz

Muhtevasında Türklüğe dair tek bir kalıntı yok ama Büyük Kurtarıcı' ın yaptığı bütün inkilaplar Türk inkılabı! 


Yersen!

#5816SayılıKanunKaldırılsın

İnsanların Atatürkçü olmalarının en büyük sebebi Atatürk'ü tanımamaları.


Ottoman Empire reloaded


what's the problem  

gavura gavur demekte'mi zorunuza gidiyor

gurbettekiler keMAList egitimden gecip siz gibi köle yetismediler

onlar gavuru müslümandan iyi ayirabiliyorlar

onlar Ümmeti Muhammed'iz diyebiliyor siz ise

Ümmeti KeMal yani hiristiyanlasmis paganistlersiniz


rassismus 

religiöser fanatismus

fanatische nationalismus

menschenverachtung

unmenschen

snobisten

unbelehrbarer 

selbstgefälliger aassholessssssss

verachtung gegen nicht deutsche und nicht christliche personen

rudel mentalität

steinzeit paganisten

kein respekt vor Menschen


Bu dünyadan gider olduk Kalanlara selam olsun

Bizim için hayır dua

Kılanlara selam olsun


Miskin Yunus  söyler sözün

Yaş doldurmuş iki gözün

Bizi bilmeyen ne bilsin

 Bilenlere selam olsun


Her gün biriniz, bir gün hepiniz-

Einer von euch jeden Tag, alle von euch eines Tages


Subhanallah (سبحان الله) Glory be to Allah.

Alhamdulillah (الحمد لله) Praise be to Allah.

Allahu Akbar (الله اكبر)


en büyük HIRSIZ KATIL BULGAR SARIYDI

GÖK GÖZLÜ TÜRK KATILI



Nice insanlar gördüm mesleği çoban 

Amma fikirleri aydınlığa giden yol gibi

Nicelerinde ise kıravat, sırtta kaban

Lakin her biri çobanın güttüğü mal gibi



zaten GIRAVAT insanlara gecirmis oldugu bir Tasma degilmi

asla takmadim takmamda ASLA !!!!
















Subhanallah (سبحان الله) Glory be to Allah.

Alhamdulillah (الحمد لله) Praise be to Allah.

Allahu Akbar (الله اكبر)


en büyük HIRSIZ KATIL BULGAR SARIYDI

GÖK GÖZLÜ TÜRK KATILI



Nice insanlar gördüm mesleği çoban 

Amma fikirleri aydınlığa giden yol gibi

Nicelerinde ise kıravat, sırtta kaban

Lakin her biri çobanın güttüğü mal gibi



zaten GIRAVAT insanlara gecirmis oldugu bir Tasma degilmi

asla takmadim takmamda ASLA !!!!

















1) Francia recibe 500 mil millones de dólares al año de 15 países africanos que son antiguas colonias. 


También hay minas de oro, diamantes y petróleo procedentes de África todos los años. A pesar de esta 


enorme explotación, todo debe ser gratis en Francia. Si no, la economía me va muy mal.




2) Los británicos reciben miles de millones de dinero y oro cada año de 15 países afiliados a la 


Commonwealth of Nations británica. El líder de los 15 estados es oficialmente la Reina. Incluyendo Canadá, 


Australia y los países africanos ricos en minería, si no todo es gratis a pesar de la explotación, entonces la 


economía va mal.




3) EE.UU. recibe petróleo, oro, diamantes, minerales, dinero con intereses gratis de 35 países que domina. 


Nos levantamos y elogiamos que la economía sea buena. A pesar de este rumor, una molestia es buena. De 


hecho, a pesar de esta explotación, todo debería ser gratis en EE. UU. Si no, significa mala economía. ¡No 


alabes!




4) Estados europeos como Alemania y los Países Bajos continúan recibiendo importantes tributos, petróleo y 


minería de África. En todos estos países imperialistas que he mencionado, si el pan, el agua y la electricidad 


no son gratis a pesar de esta enorme renta de explotación, sus economías son muy malas en mi opinión. ¡No 


tienen situaciones que elogiar!




5) Gran Bretaña, EE. UU. Y Francia distribuyeron miles de millones de dólares en enormes cantidades de 


dinero y activos materiales a los bancos centrales cada año desde sus colonias en el Medio Oriente y África a 


su gente y comerciantes durante el período de la pandemia. ¡Sucede cuando la gente en África tiene hambre 


y es miserable! ¡Nada que alabar!













1) تتلقى فرنسا 500 مليار دولار سنويًا من 15 دولة أفريقية كانت مستعمرات سابقة. هناك أيضًا مناجم ذهب وألماس ونفط يأتي من إفريقيا كل عام. على الرغم 


من هذا الاستغلال الضخم ، يجب أن يكون كل شيء مجانيًا في فرنسا. إذا لم يكن الأمر كذلك ، فإن الاقتصاد سيء للغاية بالنسبة لي.




2) يتلقى البريطانيون مليارات الأموال والذهب كل عام من 15 دولة تابعة للكومنولث البريطاني ، وزعيم 15 ولاية هي الملكة رسميًا. بما في ذلك كندا وأستراليا 


والدول الإفريقية الغنية بالتعدين ، فإذا لم يكن كل شيء مجانيًا رغم الاستغلال ، فالاقتصاد سيء.




3) الولايات المتحدة تتلقى النفط والذهب والماس والمعادن والمال مجانا بفوائد من 35 دولة تسيطر عليها. ننهض ونثني على أن الاقتصاد جيد. على الرغم من هذه 


الإشاعة ، فإن الإزعاج جيد. في الواقع ، على الرغم من هذا الاستغلال ، يجب أن يكون كل شيء مجانيًا في الولايات المتحدة. إذا لم يكن الأمر كذلك ، فهذا يعني 


الاقتصاد السيئ. لا تمدح!




4) تستمر الدول الأوروبية مثل ألمانيا وهولندا في تلقي التعدين الجاد والنفط والإشادة من إفريقيا. في كل هذه البلدان الإمبريالية التي ذكرتها ، إذا لم يكن الخبز 


والماء والكهرباء مجانية رغم هذا الدخل الضخم من الاستغلال ، فإن اقتصاداتها سيئة للغاية في رأيي. ليس لديهم مواقف للثناء!




5) وزعت بريطانيا والولايات المتحدة وفرنسا مليارات الدولارات من الأموال الضخمة والأصول المادية على البنوك المركزية كل عام من مستعمراتها في الشرق 


الأوسط وأفريقيا إلى شعوبها وتجارها خلال فترة الوباء. يحدث ذلك عندما يكون الناس في أفريقيا جائعين وبائسين! لا شيء للاشادة! 





1) tatalaqaa faransa 500 mlyar dular snwyana min 15 dawlatan 'afriqiatan kanat mustaemarat sabiqa. hnak 


aydana manajim dhahab wa'almas wanaft yati min 'iifriqia kl eam. ela alrghm mn hdha alaistighlal aldakhm , 


yjb 'an yakun kl shay' mjanyana fi faransa. 'iidha lm yakun al'amr kdhlk , fa'iin alaiqtisad sayi' lilghayat balnsbt 


ly.



2) yatalaqaa albritaniuwn milyarat al'amwal waldhahab kl eam min 15 dawlatan tabieatan lilkumnulith albritanii , 


wazaeim 15 wilayatan hi almalikat rsmyana. bima fi dhalik kanadaan wa'usturalia walduwal al'iifriqiat alghaniat 


bialtaedin , fa'iidhaan lm yakun kulu shay' mjanyana raghm alaistighlal , falaiqtisad si'.



3) alwilayat almutahidat tatalaqaa alnaft waldhahab walmas walmaeadin walmal majanaan bifawayid min 35 


dawlatan tusaytir ealayha. nanhad wanathni ealaa 'ana alaiqtisad jyd. ela alrghm min hadhih al'iishaeat , fa'iin 


al'iizeaj jayd. fi alwaqie , ela alrghm mn hdha alaistighlal , yjb 'an yakun kl shay' mjanyana fi alwilayat 


almutahidati. 'iidha lm yakun al'amr kdhlk , fuhadha yaeni alaiqtisad alsyy. la tmdh!



4) tastamiru alduwal al'uwrubiyat mithl 'almania wahulanda fi tulqi altaedin aljadi walnaft wal'iishadat min 


'iifriqia. fi kl hadhih albuldan al'iimbirialiat alty dhakartuha , 'iidha lm yakun alkhubz walma' walkahraba' 


majaniatan raghm hdha aldakhl aldakhm min alaistighlal , fa'iin aiqtisadatuha sayiyatan lilghayat fi rayi. lays 


ladayhim mawaqif lilthana'!



5) wuzieat britania walwilayat almutahidat wafaransa milyarat alduwlarat min al'amwal aldakhmat wal'usul 


almadiyat ealaa albunuk almarkaziat kl eam min mustaeamaratiha fi alshrq al'awsat wa'afriqiaan 'iilaa 


shueubiha watujariha khilal fatrat alwaba'. yahduth dhlk eindama yakun alnaas fi 'afriqia jayiein wabayisin! la 


shay' lilashad!














1) La France reçoit 500 milliards de dollars par an de 15 pays africains qui sont d'anciennes colonies. Il y a 


aussi chaque année de l'or, des mines de diamants et du pétrole en provenance d'Afrique. Malgré cette 


énorme exploitation, tout doit être gratuit en France. Sinon, l'économie est très mauvaise pour moi.




2) Les Britanniques reçoivent des milliards d'argent et d'or chaque année de 15 pays affiliés au 


Commonwealth britannique des nations. Le chef des 15 États est officiellement la reine. Y compris le Canada, 


l'Australie et les pays africains riches en mines. Si tout n'est pas gratuit malgré l'exploitation, alors l'économie 


va mal.




3) Les États-Unis reçoivent gratuitement du pétrole, de l'or, des diamants, des minéraux et de l'argent avec 


intérêts de 35 pays qu'ils dominent. Nous nous levons et louons que l'économie est bonne. Malgré cette 


rumeur, la peine est bonne. En fait, malgré cette exploitation, tout devrait être gratuit aux USA. Sinon, cela 


signifie une mauvaise économie. Ne louez pas!




4) Les États européens tels que l'Allemagne et les Pays-Bas continuent de recevoir d'importants revenus 


miniers, pétroliers et tributaires de l'Afrique. Dans tous ces pays impérialistes que j'ai mentionnés, si le pain, 


l'eau et l'électricité ne sont pas gratuits malgré ces énormes revenus d'exploitation, leurs économies sont à 


mon avis très mauvaises. Ils n'ont aucune situation à louer!




5) La Grande-Bretagne, les États-Unis et la France ont distribué des milliards de dollars d'énormes sommes 


d'argent et d'actifs matériels aux banques centrales chaque année de leurs colonies au Moyen-Orient et en 


Afrique à ses habitants et commerçants pendant la période de pandémie. Cela arrive quand les Africains ont 


faim et sont misérables! Rien à louer!












1) Frankreich erhält jährlich 500 Milliarden Dollar von 15 afrikanischen Ländern, die ehemalige Kolonien sind. 


Außerdem kommen jedes Jahr Gold, Diamantenminen und Öl aus Afrika. Trotz dieser enormen Ausbeutung 


muss in Frankreich alles frei sein. Wenn nicht, ist die Wirtschaft sehr schlecht für mich.




2) Die Briten erhalten jedes Jahr Milliarden von Geld und Gold aus 15 Ländern, die dem britischen 


Commonwealth of Nations angeschlossen sind. Der Führer der 15 Staaten ist offiziell die Königin. 


Einschließlich Kanada, Australien und der bergbaureichen afrikanischen Länder. Wenn trotz Ausbeutung 


nicht alles frei ist, ist die Wirtschaft schlecht.




3) Die USA erhalten kostenloses Öl, Gold, Diamanten, Mineralien und Geld mit Zinsen aus 35 Ländern, die sie 


dominieren. Wir stehen auf und loben, dass die Wirtschaft gut ist. Trotz dieses Gerüchts ist eine Mühe gut. 


Trotz dieser Ausbeutung sollte in den USA alles frei sein. Wenn nicht, bedeutet das schlechte 


Wirtschaftlichkeit. Lobe nicht!




4) Europäische Staaten wie Deutschland und die Niederlande erhalten weiterhin ernsthaften Bergbau, Öl und 


Tribut von Afrika. In all diesen imperialistischen Ländern, die ich erwähnt habe, sind ihre Volkswirtschaften 


meiner Meinung nach sehr schlecht, wenn Brot, Wasser und Strom trotz dieses enormen 


Ausbeutungseinkommens nicht frei sind. Sie haben keine Situationen, die gelobt werden müssen!




5) Großbritannien, die USA und Frankreich verteilten während der Pandemie jedes Jahr Milliarden von Dollar 


an riesigen Geldern und materiellen Vermögenswerten an die Zentralbanken von ihren Kolonien im Nahen 


Osten und in Afrika an ihre Bevölkerung und Händler. Es passiert, wenn Menschen in Afrika hungrig und 


elend sind! Nichts zu loben!
















1) France receives 500 billion dollars a year from 15 African countries that are former colonies. There are also 


gold, diamond mines and oil coming from Africa every year. Despite this huge exploitation, everything must 


be free in France. If not, the economy is very bad for me.




2) The British receive billions of money and gold every year from 15 countries affiliated to the British 


Commonwealth of Nations.The leader of the 15 states is officially the Queen. Including Canada, Australia, and 


the mining-rich African countries. If everything is not free despite exploitation, it means bad economy.




3) The USA receives free oil, gold, diamonds, minerals, money with interest from 35 countries it dominates. 


We get up and praise that the economy is good. Despite this rumor, a bother is good. In fact, despite this 


exploitation, everything should be free in the USA. If not, it means bad economy. Do not praise!




4) European states such as Germany and the Netherlands continue to receive serious mining, oil and tribute 


from Africa. In all these imperialist countries that I have mentioned, if bread, water and electricity are not free 


despite this huge exploitation income, their economies are very bad in my opinion. They have no situations to 


be praised!




5) The UK, USA and France distributed billions of dollars of huge money and tangible assets to the Central 


Banks every year from their colonies in the Middle East and Africa to its people and tradesmen during the 


pandemic period. This happens when people in Africa are hungry and miserable! Nothing to praise!











Mustafa Güldağı


1) Fransa, eski sömürgesi olan 15 Afrika ülkesinden senede 500 milyar dolar alıyor. Bir de her sene Afrika'dan 


gelen altın,elmas madenleri ve petrol var. Bu dev sömürüye rağmen Fransa'da herşey bedava olmalı. Değilse 


ekonomisi çok kötü demektir benim için.


2) İngilizler, İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı 15 ülkeden her sene milyarlarca para ve altın alır.15 devletin lideri 


resmi olarak Kraliçedir. Kanada, Avustralya, maden zengini Afrika ülkeleri buna dahil.Bu sömürüye rağmen 


herşey bedava değilse ekonomisi kötü demektir.Övmeyin.


3) ABD hâkim olduğu 35 ülkeden bedava petrol, altın, elmas, maden, faizle para alıyor. Biz de kalkıp ekonomisi 


iyi diye övüyoruz. Bu sömurüye rağmen bir zahmet iyi olsun. Hatta bu sömürüye rağmen ABD'de her şeyin 


bedava olması lazım. Değilse ekonomisi kötü demektir. Övmeyin!


4) Almanya, Hollanda gibi Avrupa devletleri de Afrika'dan ciddi maden, petrol ve haraç almaya devam ediyor. 


Bu saydığım tüm emperyalist ülkelerde bu dev sömürü gelirine rağmen ekmek, su, elektrik bedava değilse 


ekonomileri çok kötü demektir bana göre. Övülecek durumları yok!


5) İngiltere, ABD ve Fransa Ortadoğu ve Afrika'daki sömürgelerinden her sene Merkez Bankalarına aktardığı 


milyarlarca dolar dev para ve maddi varlığı pandemi döneminde halkına, esnafa dağıttı. Afrika'daki insanların 


aç, sefil kalmasıyla gerçekleşiyor bu! Övecek birşey yok!















Tesettürlü bacılara "gerici" diyen çağdaşlar, ilk insanların CIBILDAK modasını takip ediyor..


Tesettürlü bacılara "gerici" diyen atatürkcü ''çağdaşlar", ilk insanların CIBILDAK modasını takip ediyor..!



Cehape vatan hainidir, tecavüz, yalan, iftira,fitne ve hırsızlığın merkezidir,terör,terörist ve terörizm ile aynı 


yataktadır,evveli itibari ile katildir en büyük özelliği ise Allah cc. Düşmanlığı dır, Filistin cephesi ise bu millete 


yapılmış en büyük ihanettir, #VarBirBildigimiz




Verfluchte Nazionisten Lügen und Hetze

dieses Bericht über Katar

99.99 % lügen und der rest Halbwahrheiten


Raubtier Kapitalismus a la usa


Biz dinimizi Resulullah'tan,

Siyaseti Erdoğan'dan,

Edebi Menderes'ten,

Şanlı tarihimizi Mısıroğlu'ndan,

Yavşağın vücut bulmuş halini

İmamınoğlu'ndan öğrendik.....


Islâm Ruhumuz

Türklük Bedenimiz

Okursak kısaca şudur künyemiz

Ana Adımız Vatan

Baba adımız DEVLETTİR

Mazlumlar Yunus olarak bilir

Zalimler Yavuz olarak bilir  








bir kafir tengirici alevi iran kökenli fake türkcü'nün twetleri

bakin görün bu mundarlarin hepisi atatürkcü !


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@PencereY @Selim_Karahan_ @IlHakkari Burası Ortadoğu değil Anadolu yavşak yavşak konuşma Türk yurdu 


burası siktir git Arabistan’ına orada yaşa 4 karı mı alıyorsun oğlancılara göt mü verirsin orada yap işini


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@cigoladalibazda @Ekremkonur İnşallah , Erol hocayı severim başarılı olmasını da çok isterdim , ilk 


açıklandığında telefon duvar kağıdım onun resmiydi. Ben Fenerbahçeliyim kişilere takılmıyorum yani şu ortada 


şucu bucu olanlardan değilim


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@cigoladalibazda @Ekremkonur Erol bulut’un tüm istediği transferler yapıldı , başarı için tüm ortamı 


hazırlandı. Erol hocayı severim ama maalesef Fenerbahçe hocalığı büyük geldi . Takım içerisinde otoriteyi 


sağlayamadı maalesef


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@PhantaSo1_ @IHagusa @KutadguBilim Evet kardeşim biliyorum benim kastettiğim konu önden direk 


kazalardı. Bir zamanlar michael hayranıydım hakkinen ile çok çekiştiler ferrariyi seviyorum ama bu yıl da 


hüsran olacak gibi görünüyor


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@felina1128 Engelledi beni gavat gerçekleri söyleyince zoruna gitti. Hacı Bektaşi Veli den öncesi Türk tarih 


kitaplarında yazmazmış:)) kaynak attım göt oldu hemen engelledi beni.


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@mthridates Nasıl anlatılmaz hacı Bektaşi Veli’nin Hocası hoca Ahmet Yesevi Aleviliği yorumlayan kişiden 


bahsedilmez yani . La bi siktir git . Olmayan hırtları TÜRK tarihini çalarak mı yapacaksınız ?


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@mthridates Bu arada salakça bir yorum daha yapmış götünden sallamışsın Alevilik yani Bektaşilik Türk’ün 


öz mezhebidir. Kültür dezenformasyon u yapma olmayan tarihini çalarak yama yaparak yapamazsın. Kaynak 


dediğin şeylerin hepsi uydurma kimin nerede ne yazdığı belli olmayan paçavralar


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@mthridates Nasıl lan 😂😂 adam safevi Türk devleti kurucusu ve Türk edebiyatına bir çok eser kazandırmış 


büyük bir Ozan ve Safeviler dergahının kurucusu , bir çeşit Alevi dergahı bak Alevi diyorum Türk’ün öz 


mezhebi :))


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@IHagusa @KutadguBilim Ve eklemeyi unuttum kazalara oranla en çok ölümün olduğu sporda f1


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@IHagusa @KutadguBilim Evet Silverstoneda michael de 300 km hızla duvara vurmuş iki bacağı da kırılmıştı 


sezonu kapatmıştı. Yaşım 37 ve 1995 ten beri takip ederim f1 ‘i artı mesleğim makina ve metalurji :))


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@KutadguBilim En ufak bir önden kazada ayakları ve bacakları bir kaç yerinden kırılabiliyor. Güvenlik ön 


planda evet ama bu araçlar hız yapsın diye çok hafif parçalardan üretiliyor.


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@Fenerbahce Bize hangi takımı tutuyorsun dediklerinde biz takım tutmayız Fenerbahçeliyim deriz . Geçmişte 


kaptanlık yapmış bu şahsiyetin Fenerbahçelilik ruhunu taşımadığı aşikardır.


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@licelyy_cekoo21 Küt böreği o amk 😂😂


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@felina1128 Evet yanlış oldu özür dilerim


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@felina1128 + kabul etmez :))


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@felina1128 Artı Aleviler öz Türk’tür, ben k*rdüm Aleviyim diyenler ermenidir . Çünkü k*rtlerin çoğunlu şafi 


mezhebine bağlıdır çok az bir kısmı ise Sünni mezhebine bağlıdır.


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@felina1128 Mal amk bunlar. Hatay’da nüfusun çoğunluğu Alevi Türkmenlerden oluşur ki yörüktür bu 


insanlarımız; Türkler den sonra en çok nüfus Araplara aittir hatay da k*rtler de azınlıktadır.


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ixbaran 😂😂😂 lan adam aslen iskenderunlu Alevi yani Türk :)) ha alevinin k*rdü olmaz çünkü Türk’ün öz 


mezhebidir ve k*rtler şafidir. Kısaca götünü yırtığına değmez uğraşma olmayan ırktan olmayan tarih üretmeye 


çalışmayın


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@felina1128 Adam İskenderun’lu Alevi Türkmeni


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ebugargamel Yanlış yere yatırım yapıyorsun batacaksın :))


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ebugargamel https://t.co/iMuaGdDf5D


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ebugargamel Bira içilir mi ? Bu 3. Ama


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@TC_Aynasiz Piç kurusu . İçeride bi hoşgeldin yaparlar bu piçe


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@periasyasu @OkulAcikcom Türk insanı sabırsızdır. Ben 3 yıl sonrası için düşünceler kurabiliyorum keşke 


hepimiz böyle olsak işte o zaman planlı bir şekilde başarılar gelir.


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@periasyasu @OkulAcikcom Sportif direktör kulübü yönetir zaten :)) teknik direktör ise saha içini . Saha 


içinde sıkıntılar olduğu için gitti zaten


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@atakayatpkya @BirgaripMehfam @atavrattroll Sana


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@bbosports Tabi ki bielsa


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@BirgaripMehfam @atavrattroll Bunu söyledi zaten Vakıfbank ın bize tahsis ettiği ve sadece havaalanı ve 


İstanbul seferlerinde kullandığımız araç dedi


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@aycaniren Aynı Ömer Demir


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@aycaniren Çok felsefik konuşmuş :))))


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ttahaber Bu ayıp bize yeter


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@elsbatu @Zerrin63423142 @nadirfotograf İkisi de orospu çocuğudur


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ByUltimatom @SMH88657 Roboski diye bir yer de yok ayn el arab oranın ismi 😏


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@bbosports 😂😂


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@elsbatu @Zerrin63423142 @nadirfotograf Hakkaten mi ? Halla halla bak sen 😂😂 saidi kürdi asıl ismi isyan 


başlatmış Abdülhamit tarafından Bakırköy’e yatırılmıştır. Padişah ve Halife tarafından dikkate alınmamış 


meczubun biridir. İki said de piçtir haindir


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ymrblgn @Zerrin63423142 @nadirfotograf Ya bi siktir git . Adamın dinle imanla işi yok bokistan kurulsun diye 


uğraşan gavatın biriydi


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@albandemir Bielsa


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@CubukluPesinde Bielsa yı getir 3-2-3-2 oynayıp boğalım rakipleri .


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ebugargamel Önder mahallesi / Ankara


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@TC_Aynasiz Acemi birliğimi yaptığım yer :)) Kenan evren kışlası Maltepe KBRN bölüğü


ahmet serkan yılmaz 〽️ @zerkan_10

@ebugargamel 2. Sezon isim La Casa Da Para Yok olarak değişir 😂😂😂




Bu mükemmel tespite ben de şunu ekleyeyim: 5816 yüzünden neyi konuşamadığımızı bile konuşamıyoruz!

Tweet zitieren

Juba

@jubahsyy

 · 27. März

İsmail saymaz tek partili dönemi konuşmak istiyoruz diyen akit gazetesi yazarına neyi konuşamıyorsunuz 


diyor adam söyleyemiyor 

Ben söyleyeyim

Neyi konuşamadığımızı konuşamıyoruz



As Muslims, it's our duty to share the gems from the life of of the Prophet Muhammad PBUH who was sent by 


the almighty Allah for the guidance of mankind. we have a trust and it must be delivered to those whom it 


belongs. 





The Prophet Muhammad Peace Be Upon Him is Mercy to the entire mankind. derogatory remarks against him 


are intolerable. The mocker only exposes his own psychopath behavior. 

#prophetmuhammad4all

#ProphetOfHumanity 

#ProphetForAll



Our beloved Prophet Muhammad (PBUH) has told us the best way to live a better life is to set an example of 


humanity, care for others, forgiveness,appreciation,bravery,and self-reflection. 




Dönemin Başbakanı Helmut Kohl cenaze törenlerine "taziye turizmine katılmam" diyerek gelmedi. Irkçılar 


öldürdüler ama siyasiler de Türklere "öldürülseniz de bu toplumun bir parçası değilsiniz" mesajını verdiler. 


Alman devletine güvenimiz kalmadı! Ne dün ne bugün. #Teşkilat



Gezi de ısındık,

15 temmuz da antreman yaptık  ve şimdi maça hazırız  buyrun gelin d£yyuslar.



Afrika'yı sömüren Avrupa, Afrika kadınını;

Aç bıraktı.

Eğitimsiz bıraktı.

Sefil hale getirdi.

Hastalıktan öldürdü.

Çaresiz bıraktı.


Avrupa madem kadın haklarını düşünüyor, Afrikalı kadınları neden sefil bıraktı!

Afrika değil de neden Türk kadının hakları(!) ile uğraşıyorlar? Denkendes Gesicht





Elin İngilizi Kuranı Kerimi okur Müslüman olur, İçimizdeki dünyadan habersiz gerizekalı beyinsizlerde ALAY 


eder. Dalga geçecek başka bir şey bulamadın mı? Ya böyle aşağılık insanlarla kutuplaşmak insan olmanın 


gereği. İnanmayabilirsin, Ama saygı duyacaksın AŞAĞILIK PİSLİK 


https://twitter.com/haklisinmira/status/1376158292100141065

Dieser Tweet ist nicht verfügbar.

Gökhan Kahraman

@GkhnKhrman

·

28. März

İnanmayabilirsin, hatta Ateşe, İneğe, Köpeğe tapabilirsin, Ama Müslümanların kitabına saygısızlık yapmaya 


hakkın yok. Bunlar topluma KİN ve NEFRET EKMEK, insanları birbirine düşürmek için her türlü alçaklığı 


yapıyorlar. Şeytan bunların eline su dökemez.

Gökhan Kahraman

@GkhnKhrman

·

28. März

Alttaki yorumları okuyun, İslama Müslümanlara hakaret edenlerin, kin ve nefret kusanların hepsi LGBT'ci, 


Ellerinden gelse Müslümanları bir kaşık suda boğacaklar. Allah fırsat vermesin. İki yakanızı bir araya 


getirmesin. Hep böyle sürüm sürüm sürünün.







İstedikleri kadar rahatsız olsunlar bu memleket İslam memleketidir, onların derdi İslama düşmanlıklarından 


yoksa çandan veya sinangogdan yanî başka dinden rahatsız olmazlar ya, İslamadan rahatsızlar, bin yıldır 


Anadoluyu yurt edindik ama halen kabullenmeyenler var.





Benim de babaannem anlatırdı ...Evlerin de Kur an -ı Kerim var diye onun da ana babasını gözünün önünde 


dipçiklemişler hatta büyük dedemi karşı gelince nerdeyse alıp götürüyorlarmış köylüler direnince bırakmışlar 


..Kur-an ı Kerim i evin duvarlarına özel yer açıp gizlemişler

 

Rahmetli dedem önüne oturtur anlatırdı.!Çok küçüktüm ama zihnime yer etmiş yıllardır unutamam.Konyanin 


meshur Kapu Camisi vardır şehrin merkezinde oradaki yaşanmışlıkları anlatır Şükrü artırın Sizin zamanınız da 


inanıyorum ki Imanin lezzetini alamasanızda ibadetleriniz  kolay Rückhand Zeigefinger nach unten

derdi... 

Yaşanmışlıkları Kuran-ı kerimi yorganların  altlarinda saklayıp  gece yarısı  gazlambasını yakarak okuduklarını 


söylerdi.. Yakanmaktan Verilecek  cezalarin ağırlığından bahsederdi..! DUAMDIR Kİ...!Rückhand Zeigefinger 


nach untenRückhand Zeigefinger nach unten



suspended account for policy violation

Konto wegen Verstoßes gegen Richtlinien gesperrt

 UYARI POLİTİKA ihlali hesabınızın 10000 gün süreyle askıya EDİLDİ ...


Putperestlik iyice ayyuka çıktı..böyle giderse 2023 te seçimleri kaybedeceğiz..ATATÜRK SEVGİSİ İLE ALLAH 


SEVGİSİ BİR KALPTE OLMAZ



Recep Tayyip Erdoğan'ın laiklerden oy almak için rakı içtiğini göremezsiniz. Ama seçim zamanı Chp'nin 


muhafazakar kesimden oy almak için yasin okuduğunu, cumaya gittiğini, oruç tuttuğunu, namaz kıldığını 


görürsünüz. Şimdi kim sahrekar? Lachend auf dem Boden rollen





YAHUDI, OSMANLI, İSLÂMIYET VE TÜRK DÜŞMANLIĞINDA İNGILTERE’YI KULLANMIŞTIR.

Mehmetçiğin süngüsüyle kazanılan zafer Lozan'da kaybedilmiştir.

- Şehid-i muazzez Ali Şükrü Bey

#MuesluemanKemalistOlamaz 








#CAHİLİYE Döneminin Bugün kü Temsilcileri...

Şefika’nın kişiliği ne kadar ilginçse, Müslümanlığı da o kadar ilginçti. Tanrıya sonsuz inancı, bütün dinlere 


büyük saygısı vardı. Ama son din olduğu için, dinlerin en mükemmeli bilirdi İslâmı. Bir yandan Ramazanlarda 


oruç tutarken, bir yandan da, bu iş henüz moda olmadığı halde, St. Antoine Kilisesi’nde Noel gecesi 


Katoliklerin âyinine katılırdı ya da Rum dostlarıyla Ortodoks kiliselerinde mumlar yakardı. Bir defasında 


Ayayorgi Kilisesi’nde, çok yaşlı bir papaz tarafından fena halde azarlanmıştı. Büyükada’da uzun süre oturduğu 


ve ”paramanası" yani sütninesi Rum olduğu için, kusursuz Rumca konuşurdu. Yaşlı papaz da annemi Rum 


sanmış. Kardeşim Halil ile benim Türkçe konuştuğumuzu görünce de, son derece Müslüman annem gibi 


hoşgörülü olmadığından, ”utanmıyor. musun! Neden bir Müslümanla evlendin!” diye ona çatmıştı. Şefika da, 


gözlerini gökyüzüne kaldırıp derin derin içini çekerek, trajik bir sesle ”utanıyorum, ama ne yapabilirdim ki? O 


Müslümanı sevdim” deyince, Rum arkadaşları katıla katıla gülerek kiliseden kaçmışlardı. 

Annem Şefika, Alevilikle hiçbir ilgisi olmamakla birlikte, tam anlamıyla çağdaş ve ilerici bir Müslümandı. Kuran 


okuduğu ya da camiye gittiği anlar dışında, başını örttüğünü hiç görmedim. Köktendinci yobazlarm aslâ kabul 


edemeyecekleri bir Müslümanlıktı onunkisi. Zamana ve mekâna uymak, İslâmın temel ilkelerinden biriydi 


anneme bakılacak olursa. Bu konuda bir hadis söylerdi sık sık. Bu hadisi, gerçek bir kitaplık uzmanı olduğu 


için, her şeyi bilen dostum Prof. Jale Baysal'a geçenlerde telefonla sordum. Bir hadisi-kutsiymiş bu. Jale, 


”tebeddütül 

Zaman, tagayüsül mekân” gibi bir şey söyledi. Ama belki de yanlış anlamışımdır telefonda. 

Annemin inançlarına göre, bir yirminci yüzyıl Müslümanı, yirminci yüzyılda nasıl yaşanılması gerekiyorsa, öyle 


yaşamalıydı. Örneğin, annem domuz eti yerdi. Domuz eti yasağı, domuzun çabucak kokuşan, kurtlarla dolu, 


sağlıksız bir hayvan olduğu 1400 yıl önceki Arap çölleri için konulan doğru bir yasakmış. Ama günümüz 


koşullarında, bu et kurtlardan ve pisliklerden kurtulduğuna göre, yenilebilirmiş pekâlâ. 

Annem, İslâma ne denli inanıyorsa, laikliğe de o denli inanırdı. Onun gözünde, İslâm, siyasal ve toplumsal bir 


düzen değil, kendisiyle Tanrısı arasında kutsal bir duyguydu ancak. 1950’den sonra, İslâmın bir oy toplama 


aracına dönüşmesine şiddetle karşı çıkmıştı. Örneğin devlet radyolarında Mevlitler başlayınca, öfkeden 


köpürür, bizim emektar Philips'i hemen kapatırdı. Kendisi dost evlerinde ya da camilerde Mevlitlere gider, 


başını örtüp, huşuyla dinlerdi. Birçok dizesini ezbere bildiği, Türk dilinin en güzel şiirlerinden biri saydığı 


Mevlit'i dinlemenin bir yeri, bir adabı vardı anneme göre. Oturma odalannda, kimi bir divana uzanmış kitap 


okurken, kimi sofrayı kurarken, çocuklar bağıra çağıra oynarken dinlenemezdi Mevlit. Aynı yıllarda, namazın 


Türkçe yerine Arapça okunmasına da yoğun bir tepki göstermişti. Gerçi kendisi Kuran’ın Arapçasını okurdu, 


ama bu konuda eğitim görmüştü, okuduğunu anlardı. İslâm akla dayanan bir din olduğuna göre, bu eğitimi 


görme yen halkın dinlerini anlayabilmeleri için, Kuran'ı Türkçe okumalı, ezanı Türkçe dinlemeliydi.

Annem, Parmakkapı'daki apartmanımızın penceresinden gerici gençlerin ”Allahü ekber!” diye bağırarak 


geçtiklerini görünce, ”Allah vermesin'! İrtica geliyor, Mîna!” diye bağırmıştı bana. Allah ile irticayı böyle 


birleştirmesine çok gülmüştüm O sıralarda. Ama buna hiç gülemiyorum şimdi. Ve Aleviler dışında, annem 


Şefika gibi, hem gerçekten Müslüman hem de irtica' ya karşı acaba kaç kişi kaldı günümüzde diye acı acı 


düşünüyorum. 

En küçük kusurlarımı yüzüme çarpan annemin, dinsiz olduğum için bana hiç baskı yapmaması din konusunda 


hoşgörüsünün bir kanıtıydı aslında. Ancak bana hazin hazin bakar, içini çeker,’ ’sana çok acıyorum, kızım” 


derdi ara sıra. Ben de onun dindarlığıyla uğraşmazdım. Şefika, İslâmın yüceliğini anlatırken, sessizce 


dinlerdim. Ne var ki, oğlum Mustafa dünyaya gelince, sonunda bir komedyaya dönüşen sinsi bir savaşım 


yaşamıştık: Annem, ince bir altın zarfla kaplı küçücük bir Kuran’ı, mavi bir kurdelayla torununun bebek 


yatağına bağlamıştı. (Kendi büyük boy Kuran’ı, ipek bir şala sarılı olarak, yatağının başucunda dururdu.) 


Annem sokağa çıkar çıkmaz, ben o küçük Kuran’ı Mustafa'nın yatağından alır, annemin yatağına bitişik 


komedinin üstüne koyardım. Ben sokağa çıkar çıkmaz da, annem küçük Kuran’ı eski yerine koyardı. Bu 


konuda ne Şefika bir şey söylerdi ne de ben. Derken, günün birinde baktım ki, artık yatağının kenarına 


tutunarak ayağa kalkabilen oğlum, o küçücük elleriyle minik Kuran’ın zarfını parçalamış, içindeki kâğıtları 


ağzına doldurmuş, çiğniyor. Elimde olmadan kahkahalar atmaya başlayınca, annem odaya girdi. Bebeğin 


ağZmdan Kuran parçalarını çıkarıp avucuna koydu, bir tek lâf etmeden, trajik bir yüzle çıkıp gitti. Kuran 


savaşımız da bitti böylece. 

Kaynak: Bir Dinozorun Anıları, Mîna Urgan, sayfa: 111 - 113

#NOT: Mîna Urgan, M. Kamal'ın en yakın adamı kemalist kalemşör, sabetayist-mason Falih Rıfkı Atay'ın üvey 


kızıdır. Şefika hanım da Falih Rıfkı Atay'ın boşandığı eşidir.












4 işlem” hesabı ile “CoVID yalanı”

   

3 bilinmeyenli bir denklem değil, öyle bilim kurullarına filan da gerek yok, söylediklerinin bilimsel tarafı da yok 


aslında. Bilim işin kandırmacası, maskesi, imajı ne derseniz deyin. Ben “Beydaba dili” ile bir dedenin ya da 


ninenin torunlarına anlattığı gibi anlatacağım. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Hem zaten 


anlamak istemeyen birine ne anlatabilirsiniz ki. Hem de gözleri var görmüyorlarsa, kulakları var 


duymuyorlarsa, kalpleri var hissetmiyorsa. Kalpleri mühürlenmişse, kafaları kiralanmışsa, onlara anlatsan da 


bir anlatmasan da!


Bize yaklaşık 1,5 yıldır aynı şeyler söyleniyor. Maske, Mesafe, Musluk. HES, aşı olacaksınız. DSÖ, FDA, Bill’in 


adamları ne derse o. Bunları söylemek için o kadar politika kurullarına, bilim kurullarına gerek yok, Bill’in 


kurulları ve kuralları yeter.. Bu zaten DSÖ’nün, bu CoVID dedikleri “biyolojik ajan” üretilirken planladıkları 


sloganlardan ibaret şeyler. Bu “Biyolojik savaş ajanı” üretilirken üretildi, bu PCR tanı kiti. Bunun ilacı ve aşısı 


da o günden planlandı, patentlendi. Üretim, pazarlama, dağıtım ve uygulama standartları belirlendi.


Farkında mısınız, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü on yıldır Coronavirüs grubu SARS, MERS, Domuz ve Kuş 


gribini on yıldır izliyor ve haftalık olarak raporluyordu. Ne oldu da bu CoVID ile birlikte bir anda bu izleme, 


raporlama, değerlendirme ve derecelendirme faaliyetlerine son verildi. Bu sorunun bir cevabı var mı?


Yıllardır aşı yapmaktan söz ediyoruz. Bir sürü çalışmalar yapıldı, arazi tahsisi yapıldı, ekipler oluşturuldu, bir 


türlü bu iş kotarılamadı da, şimdi nasıl oluyor da bu işler pata küte, dar ekipler tarafından olağanüstü hızla 


yapılabiliyor. Hani 1. Faz, 2. Faz, 3. Faz.. Hani 5-10 yıl gerekiyordu. Mevzuat engeli vardı. Tabi acil durum 


kolaylıkları. Bu gerekçe ile kendi ülkesinde bile kullanılmayan, faz çalışmaları yapılmamış bir aşıyı getirip 


uygulamaya başladınız bile. 


Bu mikropla ilgili 10 yıl öncesinden sinema filmleri, çizgi filmler bu olacakları nasıl bilmişler acaba? Yoksa 


bunlar daha önceden planlandı da, konjonktürel sebeplerle bu iş ertelendi mi? Yoksa kehanetle mi açıklayacak 


bu durumu bizim laik politikacılar ve Bill’in adamları.


Sahi niye kimse sormuyor, bu virüs Çin’de çıktı da, Çin nasıl bu virüsü yendi, hem de kendi aşısını 


kullanmadan. 1,5 milyar nüfusa sahip Çin’de 1,5 yılda açıklanan ölen insan sayısı hâlâ 10.000 bile değil. Çin’de 


vaka sayısı: 90.115, iyileşen: 85.321, vefat sayısı: 4.636. 


Bunların da büyük çoğunluğu Hubei’de vaka sayısı 68.152, iyileşen 63.639, vefat 4512.. Diğer eyaletlere 


gelince; Guangdong’da ölüm 8, Heilongjiang’da 13, Zhejiang’da 1, Hebei’de 7, diğer eyaletlerde sıfır. 


Siz bu yalana inanıyor musunuz? Çin’de başladı, fakat bu hastalık Çin’in diğer eyaletlerine bulaşmadı. Sokakta 


insanlar yürürken düşüp ölüyordu, ama sonra hiçbir şey kalmadı. Ama on binlerce km uzaklara bir anda 


yayıldı ve milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu. 330 milyonluk ABD’de vaka sayısı 30 milyonu geçti, ölü 


sayısı 560 bin oldu. 


Bize gelince vaka sayısı 3.120.000, iyileşen 2.900.000, vefat 30.619. Ben bu rakamların hiç birine inanmıyorum. 


Bir defa PCR testi yalan, yanlış! Dolayısı ile vaka sayısı “PCR Pozitif”ler üzerinden hesaplandığı için tüm 


dünyada yalan. Ölüm rakamları da yalan. “PCR pozitif” diye hastaneye girişi yapılan hastalar, kanser, şeker, 


astım, organ yetmezliği, Alzaymırdan ölüyor. Hepsinin üzerine CoVID etiketi yapıştırılıyor. Böylece olmayan bir 


salgın icat ediliyor. 


Bu anlamda doğru düzgün bir sağlık, ölüm istatistiği yayınlanmıyor. Açıklanan veriler gerçeği yansıtmıyor. 


Gerçekten “varolan pandemi” ise “korku pandemisi”nden başka bir şey değil.


Bakın sosyal medyada, internette, konuyla ilgili gerçekler size ulaşmasın diye checking sistemleri kuruldu ve 


haberleşme sosyal ağlarda büyük ölçüde filtreleniyor. Yani minareyi çalmadan önce kılıfını hazırlamışlar. 


Dahası kendilerine, din, bilim, siyaset, bürokrasi, medya, STK, iş dünyası ve meslek örgütlerinden çok sayıda 


“yalancı şahid”i ayarlamışlar.


Bugün size, pandemi ile ilgili son haberi vereyim, ama bu konuya devam edeceğim.. 


Cevabını arayan soruları sıralayacağım. 


CoVID ile ilgili PCR testi ile ilgili son bilgi şöyle: CoVID konusunda SARS CoV2 RNA varlığını belirlemeye yönelik 


olarak kullanılan PCR testleri sadece kalitatif yani pozitif/negatif sonuç vermektedir. Doğru bir sonuç için 


kantitatif yani virüse ait RNA viral yük miktarını rakamsal olarak (IU/mL) belirleyen ve sonuç veren kit 


geliştirilerek kullanılması şart. 


Biliyorsunuz daha önce döngü olayını anlattık. Bu tartışma Tanzanya Cumhurbaşkanının hayatına mal oldu. Bu 


test sonuçlarının doğru olmadığını zaten başından beri söylüyoruz. Bu test cihazı yanlış, hileli, bu kirli olayın 


bir parçası. 


Şimdi elimizde yeni bir kanıt daha var. Kantitatif PCR sonuçlarının yorumlanmasında, kategorize edilmesinde, 


hasta takibinde ve antiviral tedaviye cevabın izlenmesinde bu konu zorunludur. Kantitatif PCR test sonuçları 


ile hastalara ait klinik bilgiler arasında korelasyon çalışmaları yapılarak, SARS CoV2 RNA için iki kritik eşik 


değerin belirlenmesine acil ihtiyaç bulunmaktadır. 


Bu anlamda; 1- Enfektivite (bulaştırıcılık) dozu, 2- Hastalık meydana getirebilme dozu zorunludur. 


Ancak bu iki kritik eşik değerin bilinmesi ile elde edilecek olan Kantitatif PCR sonuçları kategorize edilerek 


farklı anlamlarda, klinik bilgiler ile birlikte değerlendirilerek yorumlanması mümkün olacaktır. 


Kalitatif PCR testi ile; SARS CoV2 RNA viral yük değerleri 200 IU/mL ile 2.000.000 IU/mL ve aradaki farklı 


değerlerin tamamına aynı sonuç verilmekte ve farklı kategorilere ayırarak farklı yorumlar yapmak mümkün 


olmamaktadır. 


Bu anlattıklarımı bizim 5gvirusnes’in bağımsız bilim kurulundaki akademisyenler de teyit ediyor.


Daha anlatacağım, söyleyeceğim, soracağım çok şey var. 


Zaman zaman bu konuya tekrar döneceğim. 


Selam ve dua ile.


 














TESADÜFE BAK😏 Bakin Türkiye´de kimler Selanik göçmeni – şaşacaksınız!

10. Feb. 2021

CHPLaikSelanik


TESADÜFE BAK😏

▪️Muharrem İnce

Selanik göçmeni

▪️ Meral Akşener

Selanik göçmeni

İsmet İnönü annesi

Selanik göçmeni

▪️ Ahmet Kenan Evren

Selanik göçmeni

▪️ Ahmet Nejdet Sezer

Selanik göçmeni

▪️ Mehmet İlker Başbuğ

Selanik göçmeni

▪️ İsmail Hakkı Karadayı

Selanik göçmeni

▪️ Çevik Bir

Selanik göçmeni

▪️ Sabiha Gökçen

Selanik göçmeni

▪️ Tahsin Yazıcı

Selanik göçmeni

▪️ Ali Fethi Okyar

Selanik göçmeni

▪️ İbrahim Refet Bele

Selanik göçmeni

▪️ Kazım Özalp

Selanik göçmeni

▪️ Necdet Menzir

Selanik göçmeni

▪️ Ertuğrul Yalçınbayır

Selanik göçmeni

▪️ Lütfullah Kayalar

Selanik göçmeni

▪️ Hilmi Tunalı

Selanik göçmeni

▪️ Hüsamettin Cindoruk

Selanik göçmeni

▪️ Mehmet Ağarın eşi Emel Ağar Selanik göçmeni

▪️ Nazım Hikmet Ran

Selanik göçmeni

Polonya Asıllı

▪️ Cavit Çağlar

Selanik göçmeni

▪️ Cem Uzan

Selanik göçmeni

▪️ Hasan Tahsin

Selanik göçmeni

▪️ Uğur Dündar

Selanik göçmeni

▪️ Yılmaz Özdil

Selanik göçmeni

▪️ Ertuğrul Özkök

Selanik göçmeni

▪️ Ali Kırca

Selanik göçmeni

▪️ M. Ali Birand

Selanik göçmeni

▪️ İlhan Selçuk

Selanik göçmeni

▪️ Emin Çölaşan

Selanik göçmeni

▪️ Doğan hızlan

Selanik göçmeni

▪️ Sezen Aksu

Selanik göçmeni

▪️ Haluk Bilginer

Selanik göçmeni

▪️ Azra Akın

Selanik göçmeni

▪️ Sertap Erener

Selanik göçmeni

▪️ Hadise

Selanik göçmeni

(Belçika kütüklü)

vs vs vs vs

OSMANLI döneminde Selanik yahudi toplanma merkeziydi.

Bunların çoğu CHP li.

TESADÜF mü? 🤔














Bir Kemalist ile asla fikri bir şey tartışmayın ben o hatayı yaptim sonuc Ahlaksızlıkları ile  Şeytanı bile solda sıfır 


bıraktırır..Kemalizm böyle bir şey...

 #MüslümanKemalistOlamaz


Yahudileri Hahamlar,

Hristiyanları Papa,

Budistleri Dalaylama temsil ederken


97 senedir Müslümanları Temsil Eden Bir #Halife yok..


Halife Vahdettin Han sadece dua istedi diye


Hindistan Hilafet Komitesi,

İstiklâl Harbi için tam 15 kez yardım parası gönderdi..


O makam dolmalı.!











AUCH IS/ISIS İST NUR EIN PROJEKT DAS ZİEL IST STEP BY STEP ‚GROSS ISRAEL-EREZ IZRAEL‘ FÜR DIESES 


ZIEL KÖNNEN RUHIG 40 MILLONEN STERBEN VÖLLİG EGAL HAUPTSACHE EIN PAAR FANATATISCHE 


JUDISTEN SIND ZUFFRIEDEN. ZUM ERREICHUNG VOM DIESEM ZIEL WIRD-WIEDER EIN RELIGIONSKRIEG WIE 


VOR 1000 JAHREN VOM ZAUN GEBROCHEN


(DIE TEMPELRITTER WAREN ALS CHRISTEN VERKLEIDETE JUDEN DAS SOLLTEN DIE MENSCHEN WISSEN)


FELDHERREN SIND ZIYONISTEN NICHT ALLE JUDEN SIND ZIYONISTEN FUSSVOLK ODER


ARMEE SIND CHRISTEN VORNEHMLICH RADIKALE EVANGELISTEN AUS USA DIE FANATIKER WOLLEN DIE 


VERNICHTUN ALLER NICHTJUDEN DAMIT ARMAGEDDON KOMMT DAMIT AUCH IHR GOTT HERABSTEIGT UND 


DER LETZTER KRIEG BEGINNT -WAS FÜR EIN PERVERSER KRANKE GLAUBE DAFÜR SIND SIE BEREIT ALLE 


MENSCHEN IM NAHOST AUSZUROTTEN.


LAUT TEO-HERZELS PLAN SOLLTE IN ERSTEN 50 JAHREN STAAT ISRAEL GEGRÜNDET WERDEN IN DEN 


NAECHSTEN 50 JAHREN SOLLTE GROS ISRAEL IN GRENZEN VOM TALMUT ENTSTEHEN.


DARUM DIE ANSCHLAEGE VOM 911 UM DAS CRISTLICHE ABENDLAND ZUM GROSSANGRIFF AUF DIE 


MUSSLIME AUFRUFEN ZUM GLÜCK SIND DIE MENSCHEN NICHT DRAUF EINGEGANGEN. DARUM WIRD JETZ 


MIT TAEGLICHEN TERROR NACHRICHTEN HASS GEGEN ALLES ISLAMISCHE ERZEUGT !


VATİKANISTEN VERHALTEN SICH ETWAS ANDERS SIE WOLLEN PALISTINA OHNE JUDEN UND MUSSLIMANN


BEGRIFFE WIE HEILIGES LAND ODER HEILIGER KRIEG SIND DUMME BEGRIFFE. IM ISLAM GIBT ES SO 


ETWAS NICHT, WEDER KRIEG KANN HEILIG SEIN NOCH DIE ERDE, WARUM SOLL EIN STÜCK ERDE AUF 


DIESEN PLANETEN WERTVOLLER SEIN ALS ANDERE, DUMMER ABERGLAUBE


KRIEG IST SCHLECHT UND IST EIN WERKZEUG VOM DUMMEN EINFAELTIGEN UND BÖSEN MENSCHEN !


FRIEDEN SCHAFFEN ERFORDERT MEHR MUT ALS KRIEGE ZU BEGINNEN


B0QVuP9IYAAxgD1.jpg large








60 senede 2 İslam ülkesi bir araya gelip İsrail'e kafa tutamazken..


24 saatte 7 İslam ülkesi Katar'a karşı bir araya geliyorsa..


Siyonizmi hafife alma!!!











“Eyyy keMAListler Türkiyelileri kandırabilirsiniz ama Amlanyadakileri kandırmak kolay değil Paganist Antik'acı 


Gavurlar Cumhuriyeti kurdular bakın Almanyada Quadriga denen 4 Atlı greek-romen kültürü Asla Türk 


degillerdi-ne Türk kültürü varsa yok ettiler ve bunlara İNKİLAB dediler”




olmasaydi olmazdik ?  

olmasaydi daha iyi olurduk 




Lozan ölüm fermanımızdı! Bu ülke dışardan değil, laikleştirilerek içerden ele geçirildi. Bunu göremeyen ya 


salaktır ya da asalak!



İyi partililer siyah önlük giyip and okuyor. 

CHPliler ise PKK marşıyla saygı duruşuna kalkıyor. 

Hdpliler de istiklal marşını okumuyor. 


Bu üçünü bir araya getiren küresel güç için sağ-sol, Türk Kürt, Alevi-Sünni yok, ihanet kimden gelse de 


toplayıp aynı potada eritiyorlar..


Osmanlı da müsadere sistemi vardı.

Bir yolsuzluğa adı karışan kamu görevlisinin tüm mal varlığına el konurdu.

Bu sistemi incelemek lazım.




Mustafa Güldağı

@mustafa_guldag

Ülkede büyük bir kesim hayatın her alanında "sekülerleşerek" aydınlanıp çağdaşlaştığını sanıyor.

*

Ülkede büyük bir kesim de "şekilciliği" benimseyerek daha çok dindarlaştığını sanıyor.

*

Asıl ürpertici olan "Atatürk ve din" kullanılarak kandırılmaya hazır milyonların olması.

Original (Türkisch) übersetzt von

Ein großer Teil des Landes glaubt, dass jeder Aspekt des Lebens durch "Säkularisierung" aufgeklärt und 


modernisiert wird.

 * *

 Ein großer Teil des Landes glaubt, dass sie durch die Annahme des "Formalismus" religiöser werden.

 * *

 Das wirklich Gruselige ist, dass es Millionen gibt, die bereit sind, sich mit "Atatürk und Religion" täuschen zu 


lassen.

6:55 nachm. · 28. März 2021·Twitter for Android











Osmanlı Bankası’nın Galata şubesinin müdürü ve Robert Koleji mezunu Berc Keresteciyan, Cumhuriyet 


kurulduktan sonra Mustafa Kamal’ın kendisine verdiği “Türker” soyadını alarak ömründe bir defa bile 


gitmediği görmediği Afyon’dan mebus seçildi..


Osmanlı Bankası’nın Galata şubesinin müdürü ve Robert Koleji mezunu Berc Keresteciyan, Cumhuriyet 


kurulduktan sonra Mustafa Kamal’ın kendisine verdiği “Türker” soyadını alarak ömründe bir defa bile 


gitmediği görmediği Afyon’dan mebus seçildi..

Original (Türkisch) übersetzt von

Berc Keresteciyan, der Manager der Galata-Filiale der Osmanischen Bank und Absolvent des Robert College, 


nahm den Nachnamen „Türker“ an, den Mustafa Kamal ihm nach der Gründung der Republik gegeben hatte, 


und wurde zum Abgeordneten von Afyon gewählt, den er nie gesehen hatte einmal in seinem Leben.









Türkiyede'ki fanatik gerici radikal atatürk'cü Teröristler




Bir Chp Atasözü der ki..

-Hükümet olup Milletin kahrını çekeceğine, Muhalefet ol Millet senin kahrını çeksin..!

CHP Kadını savunur 

Başörtülüyü görene kadar. 

İnsanı savunur 

Müslümanı görene kadar.

Ahlakı savunur 

İ*neyi görene kadar.Grinsendes Gesicht




Düşmanın güçlü yanı sinsi olması ve iyi gizlenmesidir.

Biz ise fazla merhametliyiz !



Andımız için ortalığı ayağa kaldıranlar ; hiçbir milli projeden yana olmadılar..

- Türk'mü değilsiniz

- Doğrumu değilsiniz

- Çalışkan mı değilsiniz


Diejenigen, die sich für unseren Eid erheben; Sie haben keine nationalen Projekte unterstützt.

 - Bist du nicht türkisch?

 - Du hast nicht recht

 - Bist du nicht fleißig




Ömer Mollaahmetoğlu

 

Günümüzün cumhuriyet çi   ilerici çağdaş yopaz  laiklerine  sorsan?

Neden heykel yaparsınız dersen?

Tapındığımız  derler 

*

Neden  hep sarhoş sunuz?

İlericiyiz derler

*

Neden hep cıplak sınız?

Çağdaş  yobazız derler

*

Cettiniz  kimdir dersin?

Maymundan  geldik defler

*

İman 'a davet edsen?

Bizler laik'iz derler

*

Batılılar  kimdir dersen?

Sahibimizdir derler

*

Sapıklık  yapma dersin?

Lgbt liyiz deler

*

Hırsız  olmayın  dersin?

Bizim  işimiz  derler

*

Hain olmayın  dersin?

Çipiliyedimiz derler

*

Ahiriniz kimdir dersen?

Olmasaydı  olmazdık  derler

*

3. Selim kimdir dersen?

Fatihin babası  derler

*

Seyit rıza kimdir dersen?

Oda bir insan derler

*

İnsan deyilsiniz dersen?

Nasıl  anladın  derler

*

Ahlaklı olun dersen?

Bulamadık  ki derler 

*

Paçalarınızdan  damlayan nedir  sorsan ?

Medeniyet dir  derler

*

BİZİM ORALARDA  BU TİP LERE?

EŞEK OĞLU EŞSEK  DERLER??????













Belgelerle Gerçek Tarih


Atatürk’ü Tanrılaştırma Temayülü


atatürk heykeli kemal heykeli tanrilastirma***


M. Kemal Atatürk tenkid edildiğinde neredeyse bütün Atatürkçüler, kendilerine ezberletilen yanlışların etkisiyle 


küfür ve hakaret içeren sözlerle saldırıyorlar. Çünkü M. Kemal’i mekteplerde “insan üstü” bir varlık olarak 


tanıdılar… Mütemadiyen Atatürk şiirleri okudular, resmi dairelerde Atatürk resimleri, meydanlarda Atatürk 


heykelleri, stadyumlarda Atatürk posterleri gördüler, televizyonda Atatürk meddahlarını izlediler. Nerede 


anlamlı bir söz varsa, ona ait olmasa bile altında “Kemal Atatürk” imzası gördüler. M. Kemal’in yaptıklarını hiç 


sorgulayamadılar, hiç eleştiremediler, şüpheyle bakmaya fırsatları dahi olmadı. Nereye baksalar hep Atatürk’ü 


gördüler. Atatürk, Atatürk, Atatürk… Böyle bir ortamda yetişen bir insanın Atatürk konusunda sağlıklı bir 


değerlendirme yapabilmesine imkan var mı? Bu beyin yıkama seanslarından beyni hasar görmemiş olanların 


sayısı maalesef çok azdır. Bu da yetmezmiş gibi, bir de “Atatürk’ü Koruma Kanunu” çıkardılar. Siz hiç 


dünyada kendi milletine karşı korunan bir lider gördünüz mü? Bir şeyler saklanıyor ki koruma altına alıyorlar. 


Peki…













Kurt Boğan

Osmanli Katliam yapmadi ama lanet bizansli greekiler pelepones moro yarim adasinda 70. bin Türkü katlettiler 


aramizdaki fark bu. batsin bu demokrasi denen lanet sistem,benim devltimde Kellesi gitmisti bu atatürkcü 


yorgonun. inanmayan twittere baksin.






Şu anda dünyaya Osmanlı medeniyeti hâkim olsaydı durum bu halden kesinlikle daha iyi olurdu. Bu kadar 


insan ölmezdi, bu kadar insan aç kalmazdı, bu kadar insan yollarda telef olmazdı; ozon tabakası delinmiş 


olmazdı, bu dünya taşlaşmak riskiyle karşı karşıya kalmazdı.




https://twitter.com/i/status/1374760420385431557





MASKELERİ DÜŞTÜ..!

Kemalist Terör Örgütü Ketö,

Fetullahçı Terör Örgütü Fetö 

ve hiristiyan-zerdüst pKaKa

 ikizdirler


Tayyip Erdoğan'ın bu ülkedeki en büyük icraati, Osmanlı'nın yıkılmasına çok az kala, Startı verilip...

bir buçuk asırdır aralıksız devam eden maskeli baloya son vermesi...

Ve tüm maskeleri düşürmesidir..


❗Bizler Türkiye'nin bağımsız ve özgür bir ülke olmadığını..

❗CHP'nin bir parti olmadığını...

❗Sanatçıların sanatçı olmadığını..

❗Gazetecilerin gazeteci olmadığını..


❗Bilim adamlarının bilim adamı olmadığını..


❗Tam bir asır boyunca ülkemizi, Türklerin değil... Selanik'ten ve Bulgaristan'dan şurdan buradan ülkemize 


göçen Sabetayist Yahudi göçmenlerin yönettiğini...


❗ Daha düne kadar Ülkenin en kıdemli mevkilerinde ve yönetim mekanizmalarında bu Sabetayist göçmenlerin 


görevlendirildiğini..


❗Eğitim sistemimizin Yahudilerin elinde olduğunu...


❗Bu ülkede belli mevkilerde görev almanın başarıya değil... aile kütüğüne bağlı olduğunu...


❗Milli bayram diye bize kutlattırılan bayramların Avrupa ülkelerinde kutlanmadığını... bu türden bayramların 


sadece Müslüman olan ülkelerde birilerini ve bir sistemi bize şirin göstermek adına kutlattırıldığını..


❗Eğitim sistemimizde bizlere üretim değil tüketim toplumu olmayı aşıladıklarını...


❗Bize raflarda tükettirdikleri ürünlerin tamamının kimyasal olduğunu..


❗Raflardaki ürünleri üreten ve sağlığımızı bozan firmalarla... sağlığımızı güya düzeltmek için kurulan ilaç 


firmalarının aynı siyonist yapının firmaları olduğunu...

❗Paramızın üzerinde Türkiye Cumhuriyeti'nin Merkez Bankası değil;

#Türkiye #Cumhuriyet #Merkez #Bankası yazdığını...

Ve bizim milli bankamız olarak bildiğimiz Merkez Bankası'nın aslında hiçbir zaman bize ait olmadığını...

Üç tane daha siyonist ortağının daha olduğunu...


❗Sanayimizin bu güne kadar tamamının Yahudilere ve hıristiyanlara bağlı olduğunu...


❗Türkiyenin şimdiye kadar üretim değil...Distribitör ve antrepo ülkesi olduğunu...


❗Ordumuzun ve tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın, dönme siyonist Yahudilerin ve Gizli din taşıyan 


İngilizlerin İstilası altında olduğunu..


❗Kanunlarımızın İsviçre'ye.. Harflerimizin Latin ülkelerine..Kılık kıyafetlerimizin batılı ülkelere ait olduğunu...


❗Harf inkılabının çağdaşlaşma adına değil... tarihimizle bağımızı koparmak için yapıldığını..


❗Deniz kenarlarında ve en kallavi mekanlarda, zengin olanların değil, *Gizli din taşıyan;* sabataist yahudi ve 


ermenilerin yaşadığını...


❗Medya sistemimizin tamamen siyonist Yahudilerin güdümünde olduğunu..


❗Sanatçı, gazeteci, veya medyatik olmak için... ve bu işten para kazanmak için mutlaka ve mutlaka siyonist 


Yahudilerin kurduğu sistemin yöneticilerine belli sözler verilmesi gerektiğini...Aksi takdirde.. ne kadar başarılı 


olursanız olun... sizin medyayı kullanmanıza izin verilmediğini...


❗ Milli Derneklerimizi ve vakıflarımızı taklid eden, içlerine sızmaya çalışan; Siyonist Yahudi, Evangelist ve Gizli 


din taşıyanların da binlerle dernek ve vakıf kurduklarını; yurt içi ve dışında, İslâm coğrafyasında, hemen sınır 


ötesinde, içinde; FETÖ, PKK, PYD gibi legal illegal, terör yapıları ile memleketi istila etmekte olduğunu...


❗Bu ülkenin imana değer veren insanlarının yalan ile kandırıldığını anlayan *gizli din taşıyanlar* ın, nasıl fırıldak 


gibi döndüklerini..


O dinden bu dine, bu dinden öbürüne...


Evlerinin üstünü cami, altını nasıl sinagog, kilise yaptıklarını...


❗Yani Ahmet'in Ahmet olmadığını.. Mehmet'in Mehmet olmadığını, hep iki, üç isim taşıdıklarını...


Ayşe'nin Ayşe Fatma'nın Fatma olmadığını.. Bizler Erdoğan'dan sonra öğrendik...


Yani anlayacağınız Erdoğan sadece bu ülkenin Başkanı değildir..


Aynı zamanda MASKELERİ DÜŞÜREN ADAMI'dır..


Bu yüzden Erdoğan'a DİKTATÖR diyorlar.. ve onun gitmesini istiyorlar...


Tıpkı kendilerine baş kaldıran


Menderes'e...

Özal'a... Kaddafi'ye...

İdi Amin'e ...

...

dedikleri gibi...


Çünkü onların ilmek ilmek işlediği, kurduğu düzeni yerle yeksân etti...


peki bunu tek başına mı yaptı..?


Tabii ki hayır...

milletimiz..


milli derin devletimiz..


Menderes..


Özal..


Erbakan...


Erdoğan..


Bahçeli..


Milli ve yerli siyasetçilerimiz hep beraber bu İşi başardık...


Ve asra yemin olsun ki, bu saatten sonra çark etmek gibi bir niyetimiz yok...


O'nu bu Kutlu yolda yalnız bırakmak, ülkeye ihanettir...

İhanet edenlerden olmayacağız...


BU KADAR NET...














Muhsin Yazıcıoğlu 2 bin yıllık Türk Gizli Teşkilatı'nın bir askeriydi.

TÜRK istihbaratı tarafından rus istihbaratına ajan olarak sızdırılan istihbaratçı, TÜRK DEVLET'ine çalıştığı 


deşifre olunca rus ajanları tarafından İstanbul'da şehit edilir. Ajanı'nın üzerinden Muhsin Yazıcıoğlu'na verilmek 


üzere çok gizli bazı istihbarat belgeleri ve #MuhsinKomutan'ın şahsına verilmek üzere bir mektup çıkmıştı. 


İstihbarat bilgileri hakkında #MİT bir bilgi vermese de, şehit edilen istihbaratçının, Muhsin Yazıcıoğlu'na yazdığı 


mektubu paylaşmakta sakınca görmediler.

Mektupta burada paylaşabileceğimiz özet olarak şunlar yazılmaktaydı;

"Çok değerli #MuhsinBaşkan'ım,

Sizin ile aynı davaya hizmet etmek, operasyona gitmeķ zalimlere katillere kurşun sıkmak, bu dava yolunda 


nasip olursa inşallah şehid olmak  benim için bir şereftir.

ingilizlerin ülkemizi yönettiği karar odasına ilk kurşunu sıkmak bize nasip olmuştu. ingiliz ajanlarının elindeki 


köy görünümlü istıhbarat üssüne operasyon yaptığımızda #EşrefBitlis'in helikopterle bize desteğe gelmesi ve 


o gün toprağın altına kendini gömmüş altına saklanıp ingilizlerin karşısına aniden çıkan  askerlerimiz, o günü 


unutamıyordum efendim.

Hatırlar mısınız? sırpların Bosna'da boşnaklara silahlarla saldırdığını katliam yaptıklarını duyduğunuzda 


bosnaya para ve silah götürmek için #NecmeddinErbakan ile irtibata geçmiştiniz. Gelen silahları  helikoptere 


yüklemiştik. Helikopter pilotuna Bosna'ya gideceğimizi söylediğinizde, pilot; "o bölgeye gidemeyiz gidersek 


bizi %90 havada vururlar" demişti. Sizde belinizden çıkardığınız silâhınızı pilotun kafasına dayayıp "gidersek 


belki %90 havada ölürüz ama gitmezsek %100 ölürsün" demiştiniz. Ve Bosna'ya götürebildiğimiz silahları 


götürmüş  indiğimiz köyü teşkilatlandırıp köylülerle birlikte sırplarla savaşıp o köyü sırplardan kurtarmıştık. 


#Aliyaİzzetbegoviç sizi alnınızdan öpmüş "Türk'ün evladı hoş geldin" demişti.

Sizinle birlikte #DevletEbedMüddet için savaşmak sizin askeriniz olmak benim için şereftir komutanım" 


yazıyordu.  

#NecmeddinErbakan gizli ödenek ile Bosna Hersek lideri Aliyaİzzetbegoviç'e silah almaları için para göndermiş 


ve #Erbakan bu para yüzünden gün gelecek  kayıp trilyon davası olarak tarihe geçecek ve paranın hesabını 


veremediği için hapis cezası alacaktı. 

Görüyoruzki MuhsinYazıcıoğlu, Necmeddin Erbakan ve #RecepTayyipErdoğan ve #DevletBahçeli sıradan 


siyasetçiler değillerdi.

#MillîİstihbaratTeşkilatı üzerinde bir istihbarata sahip olan Muhsin Yazıcıoğlu'nu ve isimsiz kahramanları 


rahmetle anıyoruz.

#SelmanKayabaşı ☝🏻☝🏻☝🏻🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Tuğrul Arslanoğlu








Resmi Tarihler'in Yazamadığı gerçek   (zion katır birliği) !!!!!!

İsrail Ordusu "Çanakkale'de" Kuruldu.Çanakkale’yi geçmek isteyenlerin amacının İstanbul’u Müslümanlardan 


geri almak olduğundan zerre şüphemiz yok. 

"Çanakkale geçilmedi" ama İstanbul işgal edildi öyle mi?

Bir başka ilginçlik ise İstanbul’un kurtuluşunun hiç kutlanmamış olması.İngilizler İstanbul’u işgal etmediler mi? 


Ettiler. 

Peki, İstanbul’a nasıl ulaştılar ve biz İstanbul’u İngilizlerden nasıl geri aldık? Savaşmadan aldığımıza göre 


neyin karşılığında? “Çanakkale Savaşı’nda Siyonistler” eseri, İrlandalı Yarbay J. H. Patterson’un hatıralarından 


oluşuyor. Yarbay Patterson, Gelibolu Harekâtında Zion Mule Corps (ZMC)  yani Sion Katır Birliği Komutanı 


olarak görev yapmış bir subay.Patterson, Yahudi ve Siyonist değil ancak Müslümanlardan nefret eden, 


İstanbulun geri alınması gerektiğine inanan Yahudilere adeta tapan  biri.

Hatırat, Gelibolu Harekâtında Zion Mule Corps(ZMC Sion Katır Birliği) komutanı olarak görev yapan İrlandalı 


Yarbay JH.Patterson’un anıları.

Yahudiler, 2 bin sene aradan sonra ilk savaşlarını Çanakkale'de yaptılar. Yahudi dünyası ile aramızda tarih 


boyunca hiçbir silâhlı karşılaşma olmadığını yazıp söyleyenlerin gözüne gözüne sokmak için  hatırlatılır.

Siyon Katır Bölüğü.!!

Mehmetçik kan ve ateş içerisinde vatanını savunurken, karşısındaki müttefik güçler arasında tuhaf bir birlik 


de vardı: Siyon Katır Bölüğü.!

Bölüklerin kuruculuğunu Joseph Trumpeldor ve Ze’ev Jabotinsky adında iki Rus Yahudi’si yaptı.

Filistin’e gitmiş, Cemal Paşa tarafından kovulunca Mısır’a geçmişler ve hızlı birer Siyonist olmuşlardı.Birinci 


Dünya Savaşının çıkması üzerine İngilizler’e, bir Yahudi askerî birliği teşkil edip, birliğin Türkler’e karşı 


savaşmasını önce geri çevrildi, sonra kabul edildi.

1915 Mart’ında kurulan ve Yarbay John Patterson’un kumandasına verilen birlik, 17 Nisan’da gemilerle 


Çanakkale’ye gönderildi.İngilizler, Siyon Katır Bölüğü’nü 1916 Mayıs’ının sonunda Çanakkale’den Filistin’e 


gönderip General Allenby’nin emrine verdiler.Birliğin adı “Yahudi Lejyonu” oldu, dünyanın dört bir tarafından 


Yahudi gönüllüler topladı ve Allenby’nin yine bize karşı başlattığı harekâta katıldılar.

Çanakkale’deki Yahudi Katır Bölüğü Yahudiler, Roma ordularının Milât'tan Sonra 70’te Kudüs’ü yerle bir 


etmeleri üzerine Bir orduya sahip olamamışlardı. Çanakkale’ye gönderilen birlik, askerlerinin sayısının az 


olmasına rağmen, aradan geçen yaklaşık 2 bin sene boyunca kurulan ilk Yahudi ordusu idi ve Yahudiler, 2 bin 


sene aradan sonra ilk savaşlarını bize karşı yapıyorlardı..Güney Afrika’daki Boer Savaşı’ndan Çanakkale 


Savaşı’na kadar çok sayıda savaşa katılmış olan, savaşı bir zevk ve romantizm olarak görebilecek kadar gözü 


dönmüş bir yarbay olan Patterson’ın kitabında yer alıyor.

İstanbul’un düşürülmesini ‘tarihin akışını yeniden değiştirecek destansı bir olay’ olarak düşleyen ve işgalin bu 


yüzden yapıldığını belirten yazar, 1947’de ölür. Kendisinden altı hafta sonra ölen karısı ile birlikte yakılır ve 


külleri Filistin topraklarına serpilir.Cephede Osmanlı’ya karşı savaşan “Siyon Katır Bölüğü” askerlerinin 


arasında ilginç isimler İsrail’in ilk başbakanı olacak olan David Ben Gurion, 1967’deki 6 Gün Savaşı sırasında 


İsrail Başbakanı olan Levy Eskhol, yine İsrail

Cumhurbaşkanlarından 

Yitzhak Ben Zvi de vardır.Siyonistlerin, Çanakkale Savaşında örgütlenmesini sağlayan Ze’ev Jabotinsky 


“Savaşmak açısından Gelibolu’ya gidiş, Siyonizm’e yepyeni ufuklar açmıştır” şeklinde itiraf etmiştir..Ze’ev 


Jabotinsky’in bir başka itirafı da, Mete Tuncoku’nun Türk Tarih Kurumu’ndan çıkan “Çanakkale 1915 


Buzdağının Altı” kitabında şu şekilde yer alır: Eğer biz 2 Kasım 1917’de Balfour Bildirisi ile Filistin’de yurt 


edinme sözü aldıksa, buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir.Bugün dünyanın en büyük servetine sahip aile 


İmparatorluğunu kuran büyükbaba ‘Mayer Amschel Rothschild’in, Osmanlı’nın dağılmasıyla, Filistin 


topraklarının en verimli yerlerinin Siyonist Yahudilerin eline geçmesini sağlamak için 2 milyon Sterlinlik bir fon 


tahsis etmiştir.Kontrolü altındaki İngiliz Hükümetine baskı uygulayarak, Balfour Deklerasyonu'nu yayınlattığını, 


bununla da yetinmeyip Hitler'i finanse ederek, zehirli gaz sağlandığını ve bu sayede Filistin topraklarına gitmek 


istemeyen fakir Yahudilerin katledilmesine teşvik edilmiştir.Osmanlının hiçbir savaşını övmeyen resmi tarih 


kitaplarımızın,  Çanakkale Savaşını MustafaKamal'a bağlaması anlaşılabilir birşey değil fakat Siyonistlerden tek 


kelimeyle bile olsa bahsetmemesi bir kast'ın sebebidir.ZMC, Mart 1915 sonunda GeliboluCephesi'ne gitmek 


üzere İskenderiye'den ayrılırken yapılan törende, Başhaham La Pergola Komutan Yarbay Patterson'u 


Yahudilerin çıkış efsanesini yeniden yaşatacak, İsrailoğulları'nı Mısır'dan Filistin'e ulaştıracak II.Musa olarak 


ilan etmişti.Patterson, Gelibolu'dan sonra Filistin'de de İngiliz ordusunun Yahudi  birliklerin içerisinde İsrail'in 


ilk başbakanı David Ben Gurion, 1967'de Araplarla yapılan 6 Gün Savaşı sırasında İsrail Başbakanı Levy 


Eskhol, İsrail  Cumhurbaşkanlarından Yitzhak Ben Zvi de görev almıştır.Yine bu birliklerdeki birçok Yahudi 


asker, İngiliz mandası döneminde Araplara ve İngiliz yönetimine karşı çarpışan Haganah adlı paramiliter 


örgütün çekirdeğini oluşturmuştur..Dönemin Siyonist liderlerinin çoğu ile tanışıklığı olan Patterson'un, en 


yakın dostlarından birisi de şimdiki İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun babası Cornell Üniversitesi Tarih 


Profesörlerinden Ben Zion Netanyahu'dur

#KonstantinMüftüsü















Necasetten yasa kalktı

taharet alın mor ittifaklar!!!!

İstanbulSözleşmesi kaldırıldı diye ne kadar çok bilmiş kadın varsa kadın hakları diye duyar kasıyor.Oysa 


bunlar,

1.5 yıldır çocukları PKK tarafından dağa kaçırılmış Diyarbakır Annelerinin kadın haklarından hiç bahsetmediler.

Gelelim bu günden sonrasına;

Bu günden itibaren yapılan kadın haberleri 5 ise 10, ise yüz yapılacak... Bunlar  zamanın'da 


"Elletirim,Belletirim,Dilletirim" diyen müptezeller. Bunlar istanbul sözleşmesi geri gelsin diye kiralık katil tutup 


kadın dahi öldürtürller...Çünkü mesele kadın değil cinsiyet eşitliği adı altın'da feminizm şakşakçılığı yaparak 


kara para aklamak,ve kadınları kullanmak  ...

Saflarımızı kadınlarımız ile sıklaştıralım...

Zillet ittifakı kudum kudum kudursun...






O OLMASAYDI !!!!!!!

O olmasaydı; Filistin düşmez,

İslam coğrafyası yanmaz,

Çanakkale'de 57. Alay'ın tamamı yok olmaz,

İzmir'de 250 bin Yahudi vatandaşlığı asla  almazdı.

"Evet o olmasay'dı"

5816 mağdurları olmazdı.

Şimdi soru şu !; Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü????

Not /hakaret içeriki yorum yapılmasın....

#KonstantinMüftüsü






Üstad Kadir Mısıroğlu, insan oğluna  ahir zamanda gelen bir hoca idir. Büyük kalabalıkların icat ettiği sahte 


kahramanları, etkin ve azgın  azınlığın ideolocyalarını reddetti, onların ilahlarının önünde eğilmedi, Kelime-i 


tevhidin birinci yani Allah'tan başka bütün ilahları reddetme faslını sadece diliyle değil hayatıyla da söyledi. 


Gençliğe, mektep sıralarında kendilerine kahraman olarak gösterilenlerin gerçekte ruh kökümüze kasteden ve 


tecavüz eden insanlar olduklarını anlattı. "Uydum kalabalığa" diyenler, kalabalıktaki hevayı sarhoş bir 


şuursuzlukluk içinde  din edinenelerin ezberlerini bozan bu kahraman karşısında şiddetli bir deprem etkisi ile  


sarsıldı. 'Ne diyor bu adam?' diyecek kadar bir tahkik cehdi göstermeyenler, "Susturun bu meczubu" diye 


tahkir, tezyif dolu cümleler kurdu.

Yakın tarihi sahte kahramanlarla dolu olan milletimizin %70 civarı ekseriyetle Üstad'ın söylediklerine inansa da 


"Şimdi keyfimizi kaçırmanın zamanı mı?” diyen okumuşların sayısı da küçümsenmeyecek orandaydı. 


Çoğunluğun "an'ı yaşama derdine meftun olduğu bir zamanda yarınların sancısını çekenler garip kalmaya , 


yetim kalmaya ,ruhsuz gibi yaşamaya hatta yalnızlaşamaya mahkumdur. O, Ümmetin selameti için hürriyet 


dahil sahip olduğu her şeyi feda edecek bir iradeyle meydan yerine çıktı ve yalnızlığına bakmadan bunun 


gereğini  layıkı ile yaptı.

Peki bizler ne yaptık !

Peki bu yazı'yı  okuyan sen ne yaptın !!!

Sahiden ne yaptık???











"Bede’tü bi bismillahi rûhî bihihtedet İlâ keşfi esrârin 

bi bâtınihintavet"

Sakın Ümitsiz olmayın..!

İstikbal İslam'a gebedir küfür halatının kopacak tek ve cılız bir lifi kaldı. Onun beklediği Son Darbe'de 


gecikmeyecektir. Buna zemin hazırlayan ;Tayyip  Erdoğan'ın açtığı "ilayi kelimetullah"  sancağı ve  "Devlet 


bahçeli'nin" açtığı kızıl elma  sancağı ile Ruh bulacak, İslam'a "Turan"  ruhu üflenecek ..

Sakın ha Unutmayın, Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-i cihân diyorken hiç şaka yapmıyorduk,Fıtrat değişiyor belki  


ama  bu kan ,

yine o kandır!..

Hilafet i seniyye çok yakın'da 

#KonstantinMüftüsü








Anası yavuklusuy'la tüp kuyruğunda tanışmış,

Dedesi bastonuna sarılarak maaş kuyruğunda kalp krizi geçirip ölmüş,

üstüne cenazesi hastanede rehin kalmış yetmemiş senet imzalatılmış veletler, çok fazla rahat kaldıkların'dan 


kalkmış devleti  sahipsiz zağar gibi eleştiriyor!  Son olarak dolar Euro yükseliyor  Tayyip yüzünden diyorsunuz 


Şimdi soruyorum;

"Her türlü problemin  müsebbipi olarak  Tayyip gitsin diyenler !!!

"SİZ EVİNİZDE  GEÇİM SIKINTISI YAŞADIĞINIZ'DA ,BABANIZI  DEĞİŞİP ANANIZIN KOYNUNA'MI 


ATIYORSUNUZ???" 

#KonstantinMüftüsü









#100YılımızıChp7 

#40YılımızıPKKhdp7 

CHP 100 yılımızı yedi.

HDP (PKK) 40 yılımızı yedi.


Rasûlullah ﷺ şöyle duâ ederdi: 


“Allahım! Senin iznin ve yardımınla sabahladık ve akşamladık. Yine senin izin ve yardımınla yaşar ve ölürüz. 


Sonunda dönüş yalnız sanadır.” 


     (Ebu Dâvûd, “Edeb”,110)


Harry Potter ataturq ve Maceralari, % 90 uydurma ve abartma sahte kahraman !


Chp= ataturq ve 40 Haramiler

100 senedir bayatlamis kokmus uydurma hikayelere inanan laikci KIRKIR'lar


ne dersiniz Harry Potter Hikayelerimi gercek yoksa MKA atatörkün kahraman Hikayelerimi ?


Cihadınız yok, gayretiniz yok, korku içindesiniz, ödleklik var, aman bir şey gelmesin, aman bir şey olmasın, 


akşamleyin sıcak çayımı içeyim, pijamamı giyeyim, televizyon seyredeyim derdiniz bu sizin.

Böyle müslümanlık mı olur?

Timurtaş Uçar Hocaefendi

#5816Kaldırılsın


, ich verbiete Ihnen zu kommentieren, bis Sie lernen, wie ein Mensch zu kommentieren.

EDEPTEN YOKSUN, 

AHLAKİ ZAAFI OLAN VE HAKARETİ MESAJ GÖREN KENDİNİ BİLMEZLER DOLAYISIYLA HERKESE AÇIK 


TWEETİ YENİLEMEK ZORUNDA KALDIM.


SİZ EDEPTEN YOKSUNLAR İNSAN GİBİ YORUM YAPMAYI ÖĞRENİNCEYE KADAR SİZİ YORUM YAPMAKTAN 


YASAKLIYORUM.








Cihadınız yok, gayretiniz yok, korku içindesiniz, ödleklik var, aman bir şey gelmesin, aman bir şey olmasın, 


akşamleyin sıcak çayımı içeyim, pijamamı giyeyim, televizyon seyredeyim derdiniz bu sizin.

Böyle müslümanlık mı olur?

Timurtaş Uçar Hocaefendi

#5816Kaldırılsın













Harry Potter ataturq ve Maceralari, % 90 uydurma ve abartma sahte kahraman !


ne dersiniz Harry Potter Hikayelerimi gercek yoksa MKA atatörkün kahraman Hikayelerimi ?


Chp= ataturq ve 40 Haramiler


100 senedir bayatlamis kokmus uydurma hikayelere inanan laikci KIRKIR'lar


Tacizcilerin ve tecavüzcülerin kadın haklarını savunması kadar saçma bir şey yoktur dava adamlarına selam 


olsun


atatürk cumhuriyetinin çocukları


https://youtu.be/89ww_8P-26s


Gaziantep Eski 

Cumhuriyet Başsavcı'sı 

Sayın #ÜnelArık'tan

#ÖnemliBirTespit!

Aziz dostlarım,

Size bir hatıramı ve tespitimi anlatayım. 

Dünyanın bazı büyük ülkelerinde ve büyük  kentlerinde,bir elin parmak sayısı kadar 5 yıldızlı otellerde kaldım. 

İstisnasız bütün bu otellerin hepsinin odalarında yatak başı komodin çekmecesinde bir tane Incil vardı,

Ingiltere’de İngilizce Incil, 

Almanya’da Almanca İncil, 

İtalya’da İtalyanca İncil vardı ve kitabın birinci sayfasının başında;

“Ey RAB,Konstantına'yI Bize İade Eyle, Yavrularımızı'da” yazıyordu.

Batı Avrupalıların unutamadığı iki tarihi olaydan #Konstantina'yı anladım da, yavruları ne idi ?

#Moskova'da Türklere yakın bir öğretim üyesi tarih profesörü ile ahbap oldum.

Kendisi dini inancı Ortodoks Hristiyan olan biriydi.

Bu İncil'de yazan son cümlenin ne anlama geldiğini sordum.

Samimi bir insan ve çok bilgili bilim adamıydı.

Beni kırmadı cevapladı.

Belki İstanbul’u kaybetmekten Hrıstiyan alemi bu kadar rahatsız değildi, ama Osmanlı İmparatorluğu 


döneminde uygulanan bu #Devşirme sistemi ile Hrıstiyan çocuklarının, en gürbüzlerini katırların sırtındaki 


sepetlere koyup, önce Çanakkale’ye, sonra da Bursa’ya götürdünüz ve sonra da orada sünnet ettirip, 


Müslüman yaptınız!...

Çabuk öğrenen ve beyni güçlü olan #Devşirme  çocukları da #Enderuna’a yolladınız, orada okusun bilim 


öğrensinler diye. Pazusu güçlü ve kuvvetliyse, onları #YeniçeriOcağına'na gönderdiniz, İyi savaşmayı, iyi 


savunmayı öğrensin, sağlam bir asker olsun diye.

Sonra bir savaş zamanında o Yeniçerilere savaş meydanında #HristiyanlarıKırdırdınız  ...“

Bu çok uzun bir sohbet oldu...

"Yahu üstat sen şimdi böyle söyleyince, aklıma başka bir şey geldi.

Bizim ülkemizdeki #FetöOlayı, bunun bir rövanşı mı yoksa?" dedim...

“Hah, ta kendisi“ dedi...

Gerçekten de 81 vilayetin en seçkin, gürbüz ve zeki çocuklarını seçmişlerdi, kendi kurdukları özel okullarda 


eğitmek için, sonra "Vay anasını..." dedim...

25 yaş ile 55 yaş arası bir Türk sosyal kuşağının yok edilişi, böyle büyük bir plan, böyle içten yıkıcı 


hesaplaşma, bir tarihi intikam almak planıymış meğerse...

50 sene geçse de tamir edilemez bir intikam planıymış!

#Fetö liderine Mezopotamya’nın son #Nemrut'u, Anadolu’nun ilk #Firavun'u diyordum, sözüm de hayli itibar 


görmüştü. 

Dostlarım bu işe Firavun ve Nemrut’un aklı bile çok kısa kalırmış..!

ALLAH bize feraset ve basiret versin, bu tür tuzaklardan hepimizi korusun.

Emekli Gaziantep Cumhuriyet Başsavcısı #ÜnalArık....












Ülkenin yarısı PKK-FETÖ ve LGBT sevicilerine oy veriyorsa, bu devleti şer cephesine teslim etmemek için her 


Müslüman sorumluluk bilinciyle hareket etmeli... Ayrıştırmaya yönelik tuzaklara düşmemeli, uzatılan her zokayı 


yutmamalıdır. Devleti bir kaybedersek vay halimize

*

Ayasofya



Müslümanların çoğunlukta olduğu iddia edilen bir ülkede bir imamın ayet,hadis okumasından rahatsız 


olunuyorsa bu ülkenin çoğunluğunun hangi inanca sahip olduğunu sorgulamak gerekirZeigefinger nach oben








İslam dinin de nevroz Bayramı yoktur. Mecusiler gibi ateş ile işimiz yok.

Bizim Ramazan, Kurban ve Cuma dışında Bayramımız yoktur. Müslüman kimliği taşıyorsunuz yapmayın Allah 


aşkına..

Islam, diger dinlerin geleneklerinden beridir. Nitekim bununla ilgili de bir çok Hadis vardır. Hiristiyanların 


gelenegi olan noel'i kutlamadığımız gibi mecusilerin ateşi etrafında da aynı şekilde dans edip oynayamayız. 


Baharı elbette severiz ama usule, Müslümanlığa aykırı olmama şartı ile.. biz Müslümanız ve Müslüman diger 


dinlerin geleneklerinden uzaktır.











100 sene ingiliz ve yahudi propagandası TC. lilerin beyinlerini iyice sulandırmış

bunlar yalana tapıp 

gerçeği inkar eden kefere olmuşlar TC deki atatürkce eğitimin kurbanları 

bunlar dış gavurdan daha tehlikeli paganist laikci  tıpkı o sahte kahramanları gibi !5816 kanunu


Millî Görüş'ün hayra motor şerre fren (ma'rufu emir münkeri nehiy) şiarı ile alakası olmayan Saadet Partisi 


kabuk yönetimi ve çapsız salako palyaço pelte YRP tağuti Kemalcı vesayet rejimi statükosunu savunuyor.


150 Jahre britische und lokale Hain-Propaganda haben das Gehirn der Türken gründlich verwässert

 Dies sind die Opfer der atatürkistischen Bildung in der Republik Türkei.

 Diese sind gefährlicher als ausländische heidnische Säkularisten

 sie glauben es endlich - Dummkopf-Ignoranz  


Bu ülkede kendi örf, âdet, kültür, inanç ve birikiminin hiçbir şeyi çözmeyeceğine inanıp, herşeyi Batı normları 


ile çözmeye çalışan "aşağılık psikolojisine" hapsedilmiş büyük bir sürü var.

Kendi değerlerinin ne kadar iyi çözümler sunduğu kasıtlı olarak öğretilmedi.

Bilmiyorlar.


In diesem Land gibt es sehr viele Menschen, die in der "Minderwertigkeitspsychologie" inhaftiert sind und 


glauben, dass ihre eigenen Bräuche, Kultur, Überzeugungen und Akkumulationen nichts lösen und 


versuchen, alles mit westlichen Normen zu lösen.

 Wie gute Lösungen ihre eigenen Werte bieten, wurde nicht bewusst vermittelt.

 Sie wissen es nicht.












Ben İngiliz değilim,

İngilizin şapkasını sevmem, ve giymem..

Ben Fransız değilim,

Fransızın laikliğinden bana ne..

Ben italyan değilim,

İtalya'nın modasından bana ne..

Ben Amerikalı değilim,

Amerika'nın materyalist yaşamından bana ne..

Ben Müslümanım Elhamdülillah..

#Sıra5816da










Hem bu milletin ekmeğini yediler..

Hem bu milletin başında hükmettiler..

Hem bu milleti fakir bıraktılar..

Hem bu millete zulmettiler..

Hem de bu millete, İngiliz kültürünü, ileri medeniyet diye dayattılar..

#KemalizmYargılansın




https://youtu.be/dPTxM9KSrjA

https://youtu.be/jr6-0a1_ZUs

https://youtu.be/g-KWSNyiVX4

https://youtu.be/RgkbwcT5FcE

https://youtu.be/ophAwRCRHik

https://youtu.be/nTclA7Jv4xE 

Haykırış 1-6 kasetleri

https://youtu.be/JZA-CjjihWA


Osmanlıya düşman olan Chp neden Osmanlının Çanakkale Savaşına ilgi duyuyor? Osmanlının mesela 


Filistin-Suriye Cephesi savaşı da var ama ona ilgi duymuyor?


Bir patatesin yarısını (cips)7 tl'ye alınca zevk duyan, aynı patatesin bir kilosunu 2 tl'ye alınca isyan eden 


canlıya insan denir.



"Mü'minin hali ne hoştur! Her hali  kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mü'mine mahsustur. Başına güzel 


bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır 


olur."


Hz. Muhammed (sav)


(Müslim, Zühd,64)






Hilâfeti kaldırmış..

Kur'an harflerini yasaklamış..

Fesi, sarığı çarşafı men etmiş..

Alkolizmi teşvik etmiş..

İngiliz şapkası giymeyeni idam etmiş..

Camileri, Kuran kurslarını kapatmış..


Bu mu bizim atamız.?

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz..

#KemalizmYargılansın











2023 seçimlerinde karşı karşıya gelecekler:

-Cumhur ittifakı

-Erdoğan düşmanları


Bu düşmanlık öyle bir boyut aldı ki sözde birbirleriyle tamamen zıt ideolojideki insanlar artık kol kola geziyor, 


"ülke batsın, bitsin ama Erdoğan gitsin" diyorlar.












Osman Gün

GcesttttetranStc pdosnmdsaunormsS 0o0c:20edo  · 

HİÇ UNUTMAM YIL 2001 FİLANDI. BİR PAZAR GÜNÜ SABAH UYANDIM CANIM MÜTHİŞ BİR FRANSIZ PEYNİRİ 


İSTİYOR Kİ SORMA GİTSİN. HEMEN ATLARSIN UÇAĞA DOĞRU FRANSA. HEMEN BİR RESTORANTA GİRİP BOL 


PEYNİRLİ BİR KAHVALTI YAPTIM. SONRA HOTELDE BİRAZ DİNLENDİKTEN SONRA CANIM PİZZA ÇEKTİ DOĞRU 


İTALYA. ORADA KIZLAR FİLAN DA VARDI, ONLARA DA PİZZA ISMARLADIM TABİ Kİ CENTİLMEN BİR TÜRK 


GENCİ OLARAK. O ZAMANLAR BAŞTA ECEVİT VAR, MEMLEKET GÜL GÜLİSTAN, CEPTE YÜZBİNLİKLER, 


MİLYONLAR TOMARLA, PARA ÇOK YANİ.  DEDİM Kİ EH ARTIK AKŞAM BALIĞI DA İSPANYA’DA YİYEYİM. ONDAN 


SONRA DOĞRU HOLLANDA. ALMANYA FİLAN DERKEN GECE SABAHA KADAR AVRUPAYI DOLAŞTIM. SONRA 


BİR GECE KULÜBÜNDE BENİ ÜNLÜ BİRİNE BENZETTİLER, GELEN SARILIYOR GİDEN ÖPÜYOR ŞAPUR ŞUPUR 


IPISLAK OLDUM. SONRA Bİ UYANDIM Kİ MEĞER ANNEM BENİ BİR TÜRLÜ UYANDIRAMAMIŞ YÜZÜME SU 


DÖKÜYORMUŞ😁😁

BEN UYANDIM TABİ AMA HALA O RÜYADAN UYANAMAYANLAR VAR. İYİ UYKULAR..😁😁






İnanılır gibi değil !

%36 oy alarak tek başına iktidar olmuş,herhangi bir terör yada ayrılıkçı bir eylemi olmayan partiyi gazete 


haberlerine dayanarak kapatma davası açılınca kararı alkışlayan muhalefet, HDP için açılan kapatma davasına 


karşı çıkıyor.






Während die Einzelhändler noch auf Unterstützungen vom Staat warten, sollten wir ALLE um die Politiker und 


deren Bonuszahlungen zu unterstützen, unbedingt Schnelltests kaufen! Welcome in the DEMOKRATIE


Gastarbeiter Geschichten:

1966:

Die ersten Gastarbeiter in Deutschland klagen über fehlende türkische Lebensmittel – und Burhan Öngören 


geht ein Licht auf. Er reist in seine Heimatstadt Izmir und lernt in wenigen Tagen Helva und Sucuk 


herzustellen. Mit den Rezepten in der Tasche kehrt er zurück nach Deutschland.

1967:

Schnell spricht sich die leckere Sucuk in Köln rum und die Nachfrage steigt nun unaufhaltsam. Burhan kann 


die Produktion nicht mehr alleine stemmen und stellt Mitarbeiter ein – der Sprung vom Arbeiter zum 


Geschäftsmann ist geschafft.

1970:

Wie die Zahl der Türken in Deutschland steigt, steigt auch die Nachfrage nach türkischen Lebensmitteln. Der 


Ruhm der Sucuk breitet sich in ganz Deutschland aus und die Nachfrage explodiert. Die Herstellung von 


Süßspeisen wird eingestellt – ab jetzt geht es nur noch um die Wurst!

1972:

Um die steigende Nachfrage bedienen zu können, mietet Burhan eine Fabrikhalle in Köln-Dünnwald an und 


produziert nun an einem einzigen Tag mehrere Tonnen Sucuk. Doch auch diese halbmechanische Lösung 


wird schon bald an ihre Grenzen stoßen.

1972:

In der Heimat von Burhan herrscht eine Krise. Als der griechisch-türkische Streit um ägäische Gewässer 


ausbricht, haut Burhan auf den Tisch und ruft: Ege Türk‘tür! – die Ägäis ist türkisch!

Aus dem impulsiven Ausspruch entsteht der Markenname Egetürk.

#islam #deutschland #türkei  #moslem #muslime #christ #Quran #bibel #wissen #liebe #liebevoll 


#zusammensindwirstark














'ata'türk'ün bu resmî Anıtkabir'de 'ata'türk' e özel eşyalar bölümünde sergilenmektedir.

Bu resimin yanında o seccadeye bastığı ayakkabıları'da dâhilinde. 

Atatürk Allah, Resulü ve islâm düşmanıydı.

Bu kadar net diyorum.

Burada verilen mesajı net tir.

"Dinî'nizi ayaklar altına alıyorum"

anlamını taşır. 

Ayrıca Anıtkabir'de sergilenen bu resim haricinde Atatürk'ün başka resmî mi yoktu veya bulamamışlar'da 


bilhassa bu resimi sergiye koymuşlar?

Şimdi sorarım... 

Ayakta kılınan Cenaze namazında ayakkabında necaset varsa Cenaze namazı dâhi kabul olmuyor iken, yerde 


kılınan namazlığın üstüne ayak yoluna dâhi gittiğiniz ayakkabı ile basılır mı?

Bu görüntünün ardından onlarca yıl sonra bu resimin benzerini seccade üstüne ayakkabısı ile basıp 


fotoğrafçıya poz verip resim çekilerek omurgasız bir şekilde duruş sergileyen bir vatan haini çıktı ortaya..  

Onun adı da Vatan Haini Fetullah Gülen'dir.

Fakat gel gelelim birine Vatan haini diyebilir..  diğeri ne diyemezsiniz.

Malûm 5816 ile başınıza dert alırsınız. 

İşte bizde bu sebepten "ata"türk'e hakaret etmiyoruz. Dinsiz İmansız Allahsiz Kitapsız Kâfir diyoruz. 

#CEHENNEMEZUMERRA 

Saygılar

Turgay Erduran












“Muhakeme yok: slogan.

İlk mektebe mi başladın:

Atatürk en büyük Türk.

Atatürk en büyük türk. Manyaklaşırsın.

Muhakemeli adam istemiyorlar,muhakemeli adam itiraz eder.

Koyun gibi olsun,nereye iterse oraya gitsin.Sistemin ruhu budur.” 


Üstad Kadir Mısıroğlu


https://www.youtube.com/watch?v=y8Or8MrGf0o









Es wird nicht genügen davon zu träumen, dass Merkel weg ist. Wenn sie weg ist, rücken ja doch nur ein paar 


#DeepState Marionetten nach und damit ist nichts gewonnen. Wir müssen das ganze System auf den Kopf 


stellen. Der Souverän muss wieder Souverän sein


https://youtu.be/6wTUpH7TOL0








So langsam steigt die Wut ins unermessliche 😠😠

Andauernd werden Muslime und vor allem die Türkei bei Facebook angefeindet, beleidigt und bedroht 😡

Habe in der letzten Zeit viele Kommentare,Beiträge und auch ganze Seiten davon bei Facebook gemeldet, 


bekomme aber als Antwort nur, dass diese NICHT gegen die Gemeinschaftsbestimmungen von Facebook 


verstossen 😡

Facebook findet es also legitim gegen Muslime und Türkei zu hetzen ,oder wie kann man dies verstehen 


?!?!?!

Vor ein paar Tagen habe ich die Türkei und Muslime verteidigt,dabei aber NIEMANDEN BELEIDIGT , und zack 


würde ich direkt für 3 Tage von Facebook gesperrt 😡

Anscheinend wird hier bei Facebook  Meinungsfreiheit nur so weit geduldet, wie sie ins westliche Weltbild 


passt ! Alles andere wird zensiert 😡

Susi Maria Müller
















Stephan Aphalagan,  Diplom-Theologe, Journalist, Unter­nehmensberater und Geschäftsführer der 


gemeinnützigen Beratungsorganisation „Demokratie in Arbeit“ schreibt über das Bild des Islams und 


Muslimen in den Medien. Sprich: über rassistische Narrative und Generalverdacht aller muslimischen 


Menschen als Terroristen und Kriminelle. 

"Auffällig war, dass der Islam und die Muslim*innen immer nur dann zum Titelthema wurden, wenn es um 


Terror oder gescheiterte Integration ging. Wenn das christliche Abendland in Gefahr geriet. Wenn „die“ „uns“ 


bedrohten. Neben „Mekka Deutschland“ titelte der Spiegel auch „Blutiger Islam“, „Das Netz des Terrors“, 


„Der terroristische Weltkrieg“, „Terror gegen Touristen“, „Allahs blutiges Land“, „Das Prinzip Kopftuch – 


Muslime in Deutschland“, „Allahs rechtlose Töchter – Muslimische Frauen in Deutschland“, „Der heilige 


Hass“, „Der Dschihad-Kult“, „Allein gegen den Terror“, „Allahs gottlose Armee“, „Das neue Gesicht des 


Terrors“, „Der Terror der Verlierer“ und „Der Terrorist“. Jenseits des Themenfelds „Islam und Terror“ sahen 


die Titelbilder des Spiegels immer dann besonders gefährlich und angsteinflößend aus, wenn von Ausländern 


und Zuwanderern die Rede war. So hießen die Spiegel-Titelgeschichten beispielsweise: „Asyl in Deutschland? 


Die Zigeuner“, „Flüchtlinge, Aussiedler, Asylanten – Ansturm der Armen“, „Elends-Kontinent Afrika – Rettung 


durch die Weißen?“, „Ansturm vom Balkan – Wer nimmt die Flüchtlinge?“, „Asyl – die Politiker versagen“, 


„Gefährlich fremd – Ausländer und Deutsche: Das Scheitern der multi-kulturellen Gesellschaft“, „Zu viele 


Ausländer?“ und „Ansturm der Armen – Die neue Völkerwanderung“.

Man könnte meinen, Islam sei einfach nur ein anderes Wort für Terrorismus und Ausländer ein anderes Wort 


für kriminell. Das irritierte und irritiert mich immer noch sehr. "

https://www.journalist.de/.../wie-fuehlt-es-sich-an-wenn...




Die Person, die ich am meisten mag ist jene, die mich auf meine Fehler hinweist.

Ömar ibn Al Khattab











Falsche Darstellung in den Medien ist weit verbreitet - Muslime im Allgemeinen und die Türkei im Besonderen 


werden in den Medien besonders negativ dargestellt. Auf dieser Seite werden Fake news und irreführende 


Informationen veröffentlicht.


Was wir hier teilen: 

Berichte über Rassismus und negatives Framing

Falsche/ tendenzielle/ lückenhafte Berichterstattung über die Türkei oder über Türken in Deutschland 

Unberechtigte negative Kritik am Islam oder an Muslimen

Was wir hier NICHT teilen: 

Antisemitische und andere Verschwörungsmythen 

Berichte aus dubiosen / neurechten Quellen 

Kommentare / Screenshots mit rassistischen Bezügen egal gegen welches Land / Ethnie

Was wir hier lesen wollen

Lebhafte Diskussionen und gern auch

Streitgespräche 

Offene Worte wenn ihr mit unseren Texten nicht einverstanden seid 

Was wir hier NICHT lesen wollen: 

Beleidigungen, Argumente ad hominem (persönliche Angriffe statt sachlicher) 

Hasserfüllte oder verächtliche Kommentare egal gegen welches Land, gegen welche Ethnie oder Religion

Unsachliches Politikerbashing










Die Lügen vom Dienst: Der BND und der Irakkrieg👈👈👈👈👈

Deutschland lebt der Mann, der den Irak-Krieg auslöste. Ein BND-Informant aus dem Irak, Deckname 


'Curveball'. Heute hat er einen deutschen Pass - der Lohn für eine Lüge. Denn der von ihm gelieferte 


Kriegsgrund erwies sich als erfunden, die von ihm 'enthüllten' Produktionsstätten für 


Massenvernichtungswaffen gab es in Wahrheit nicht. US-Präsident Bush und Außenminister Powell stützten 


sich auf 'Curveballs' Aussagen, der Bundesnachrichtendienst versorgte ihn danach jahrelang mit Geld und 


Betreuung. ARD-Reporter Stefan Buchen und Poul Eric Heilbuth haben diesen Informanten gefunden. 


'Curveball' kommt in Jogginghose und unrasiert zum Treffen mit den Journalisten, macht einen etwas 


abgerissenen Eindruck, raucht viel. Vor der Kamera will er nun erzählen, wie er vom Bundesnachrichtendienst 


hofiert wurde und den Irakkrieg auslöste. Doch das Interview soll ein lukratives Geschäft werden, wie damals 


beim BND. Einen Deal kann 'Curveball' diesmal nicht machen, denn die ARD-Reporter haben monatelang in 


Deutschland, den USA und dem Irak recherchiert und kennen seine Geschichte. Rafid A. kam als 


Asylbewerber nach Deutschland. Er gab sich als Chemieingenieur aus, erzählte dem BND, er wisse Bescheid 


über biologische Massenvernichtungswaffen im Irak und über Produktionsstätten. Der deutsche 


Geheimdienst glaubte, den Quell des Wissens aufgetan zu haben, eifrig wurden Berichte nach Amerika 


übermittelt. Doch CIA Experten hatten Zweifel, wollten 'Curveball' selbst vernehmen, aber die Deutschen 


schotteten ihre Quelle ab. Zweifel waren Washington ohnehin nicht sonderlich willkommen, suchte man doch 


nach stichhaltigen Kriegsgründen. Einer kam nun ausgerechnet von den Deutschen, deren Regierung doch 


eigentlich so leidenschaftlich gegen den Krieg war. Obwohl UN-Waffeninspekteure vor Ort nachwiesen, dass 


die Informationen falsch waren, rollte die Kriegsmaschinerie unaufhaltsam auf Bagdad zu. Warum wurde der 


Informant weiter geführt, obwohl er doch offenbar log? Warum wurden die Lügen nicht öffentlich gemacht, 


war man in Berlin doch gegen den Krieg? Wie lange hatte der Informant Beziehungen zum 


Bundesnachrichtendienst? Wie steht der Bundesnachrichtendienst zu diesem ehemaligen Informanten und 


seinen Lügen? Was macht 'Curveball' heute in Deutschland, haben ihm seine falschen Aussagen Vorteile 


gebracht? Eine investigative Reportage über die größte Geheimdienstpleite der Nachkriegszeit von Stefan 


Buchen in Zusammenarbeit mit Poul Eric Heilbuth

https://www.daserste.de/.../die-luegen-vom-dienst-der-bnd...












Filmin icinde kendimi yaptim bir de Reisimizi Filmde oynuyor kursun elinde olan ve kursunlar üzerime gelen 


Benim ve Aynen fimldeki gibi 5816 kanunuylan aynen kendimi ögle hissediyorum Bu yalancinin kanunuylan 


yatsiya kadar gidermis artik dogrular acik olsun.

Paylaşmak yasak Atatürk Kanuni var 5816 sesini ayarladim bu version.

Paylasmak yasak 5816 kanuna karşı doğrular.Masonlarin Devleti

https://www.facebook.com/aktepe.hidayet/videos/3763878273657642/

Atatürk 5816 Kanunu niye Atatürk koruyor adam ölmüş hala müslümana vuruyor hala bizi kovaliyor Cami 


yasaklaniyor Adam gebermis kimi koruyor.

Tüm Türkiye Projelerine Engel oluyorlar gercek dini Kabala Atatürkün eşcinsel Maske giyip vuran vurana. 


Atatürk size Mason dinini anlatmamis utanmis sizi dinsiz birakmis kendi dini vardi ve bu din icin Masonlara 


cocuklarin Kani lazim ve Kemik ve escinsel Bu Heykellerde büyü var yoksa kan kullanmazlar.

Hemi Masonlar herkesi almiyor Cami degil orasi Kabala arastirin.

Bu ülkeyi Bu hale getiren CHP 100 SENE EKSIK hersimiz 18 sene icinde Bu silahlara Erdogan Allah razi olsun 


sayesinde herseyimiz var yoksa Türkiye yoktu.

Savaştan sonrası Ataput 5 misli daha çok Osmanlı öldürmüş Atayahudi olmasaydı belki 2 veyahut 3 misli 


ölürdük ama 5 misli degil hemide burası İslam devleti kalırdı Mason devleti olmuş çok günah Şeytana 


tapiyorlar.

Oglum su Atayahudiyi kaldirin Artik politikaylan kafami siktiniz

Atatürk ötobüsü bozuldugu zaman Tüm halk yardim ediyordu etmeyini asiyordu.

Erdogan otobüsü bozuldugu zaman  💯 51 Prozent yardim ediyor 49 otobüsü geri tepiyorlar Oglum Erdogan 


kazanmis 5 sene yaptirmiyorsunuz o zaman Niye Erdogan kazamnisda yaptirmiyorsunus sizin kemalistler 


Amk korum sizin CHP Atatürk hic elestirmeyen kanuni 5618 yasak etmis ama dünyada en cok sevilen lieder 


Erdogani en cok dünyada elestirilen Baskan 

Hemide Vatanhainlerinden CHP untanin Atatürk partisinde pkk YPG 

Benim icin sadece silah önemli en cok en iyi silahi Kim yapiyorsa oyumu ona vericegim iszerseniz ac kalin 


geberin ama bir karis toprak vermiyecegiz hatta alacagiz aldik bile heryerde azarbaycan Libya Syrien bunlari 


asin gitsin Bu 7 cete kemalistler artik Bu ülkeyi Bu Hale getiren CHP

Atatürk istemezdi böyle ayip heykelleri sikli götlü bir gercek ibne bile istemez kendi ciplak heykelini Atatürk 


bokunuda cikarttiniz  Atatürk kac silah yapmis

Atatürk olsaydi asardi CHP 7 ceteyi dar agacinda sizden Masonlar olmaz

Atatürk YPG PKK FETÖ ihtiyaci yoktu Atatürk CHP maf ettiler namussuz heykelden kimseye faydasi yok 

Size anlatiyim Tek dudak atasi karar veriyor diyorsunuz iki dudaktada PROJELERI  durduma imkaniniz 


kalkiyor Vatan hainleri ondan hep iki dudak arasi öbür dudaklariniz disgücleri azini dedigini aynisini 


söylüyorsunuz sonunuz geldi artik caktim artik iki dudak arasi ne demek istiyorsunuz.

Onlarin dudagindaki laflarinizi aynisi si 100 sene Bu ülkeyi disgüclere biraktiniz müslümanlari kovaladiniz.

Atatürk ibneydi Dini escinsel Kabala cocukkani iciyor Atatürk DMT Tozuyla beraber sonra Maskeyi giyiyorlar 


Masonlar

Simdi bir Osmanli 📲 Atatürk eline tel verse Maymun gibi bakar bir bok anlamaz Atatürk kemalistlerlen 


maymunlarin caginda kaldi Atatürk barbardi Demokratie degildi kendini Masonlara yardim ettin vatani Satti 


adalari verdi.

Atatürk altinda disgüclere baglandiniz Darbe cunta hepsi CHP ATATÜRK üzeri kac silah yapmis veyahut 


Toprak almis Atatürk Osmanli ölmüs Atatürk adalarimizi yunanlara vermis mezarinida aynisi yunan Mazarini 


yapmis adalari vermis ondan yunalar Istambul karisiyor Niye Atatürkün mezari yunan Mezari herkellerin Parasi 


Yunanlara Italyaya gidiyor Simdi savasda ne faydasi var Bu sikli götkü ibne Herkellerin coluk cocuklarin 


önünde ayip ama hep Erdogan hakaret ilestiriyorsunuz alin su yunan mezarini yunanlara versin o topraklar 


Atatürkün yattigi sizin olsun yikin Atatürk mezarini artik

Erdogan Atatürkten 1000 kere fazla yapti birakin Bu Demokratie laflarini biliyormusuz en cok savas cikartmak 


kullanilan Lafdir birisini yikmak icin. 

Erdogan yalniz degil Erdogan 100 lerce bilim adamlarininlan ikide birde Tek Adam demeyin suna kafama cok 


atiyor Bunu hep imperial kullaniyor söz hakki olmasi icin projleri durduruyorlar böyle caktim davayi

O zaman Erdogan da gelsin Bu Atatürk kanunu 5816 ondan sonra görün Bu ülke cok cabuk ileri gidecek 


bakalim azinizi aciyormusunuz siz o zaman Diktatörlüten anliyorsunuz o zaman diktatör olsun Erdogan 


azinizin payini versin insallah Erdogan Diktatur olur cok sevinirim Ben 

Abimin oglu sordu Erdogan iyise kötülüyorlar onlar para aliyor ve disgücleri ve Pkk YPG Fetö destekliyor 


tanklarin arasindan kaciyorlar güven yok diye sikayet ediyorlar dedim utandim ne bicim nankör 


insanlarmissiniz sonunuz zaten geliyor 7 cete en büyük zarari veren Atatürk Kemalistler para yapmak icin 


Atatürk ciplak sikli götlü ibne gösteriyorlar para kazaniyorlar 

sonrada bize hakaret diyorlar asil bunlar Atatürke hakaret ediyor Bende böyle Video yaptim

Atatürk bunlari asardi bunlarin böyle olmasin hic istemezdi

CHP Atatürk 100 sene Heykelden yarrak Atatürk götüne yapmislar para kazaniyorlar CHP yunanlarlan beraber 


bize ne faydasi var Bu sik gibi heykellrin kime faydasi var bende elestiriyim sizi

Atatürk Troja gibi 40 tane ABD üstü kurdular orada Deprem yagmur Tornado 🌪 her boku türkiyede yapiyorlar 


Harrp deprem Silahi bir de Harrp Gemisi var .

Araba neden Almanya da ucuz burada pahalı

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=3943838718994929&id=100001065186281&sfnsn=scwspmo

Bize batıyı Modern gösteren ve Osmanlıyı karaliyan CHP Sihniyeti

Bunu onlara söylemek istiyorum Link 

https://www.facebook.com/100001065186281/posts/3780614241984045/

Atatürk yargilanacakmis 2023 Size Bu filmdeki Musik Video Clip teki gibi 2023 İstanbul konzser vermeye 


geliyorum özel Kemalistler için bu video clipdeki gibi dayak atmaya geliyorum Wing Chung yapamaya 


geliyorum size kemalistler amk sizin Tecavüzcünüz iyi baskasinki ama kötü 30 takla attiniz CHP Tecavüzcü 


c....o...c...gö.......sk..... partisidir Masonlarin Dini cocukkani ve cocukgö...t,......s...k...let 

https://www.facebook.com/100001065186281/posts/3763886513656818/

Bunu ben sade demiyorum bakin Kimler diyor .Link 

Arastirdim CHP SEYTAN isaretleri bulunduruyor ve okul degistirmeleri

https://www.facebook.com/100001065186281/posts/3790771150968354/

Anayasa calismasinada Bunu diyorum

https://www.facebook.com/100001065186281/posts/3783360331709436/

Atatürk tarihi tarihcilerden Link burada iyi bakin

https://www.facebook.com/100001065186281/posts/2170448866333932/

Matrix gizemi

https://m.facebook.com/story.php...

Bizi öldürme planları Masonlarin 9 sene önce posten yapmıştım virüsü 2019 geleceğini 

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=3925142504197884&id=100001065186281&sfnsn=scwspmo

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=2945901168788694&id=100001065186281&sfnsn=scwspmo

Türkiye
















   

Ya bu müslüman Türk milleti bu kadar aptalmı?

Bu dinsiz Türk ve müslüman düşmanları, Abdülhamit e Menderes e 

Özal a Erbakan a ne dedilerse ne yaptılarsa aynısını 

Erdoğan a yapıyor aynısını Erdoğan için söylüyorlar...

Hani Müslüman aynı delikten ikinci kez ısırılmazdı?






Davamızı kör dünyanın göbeğine, kuşların göz bebeğine, yola, ağaca, pınara, esen yele, yağan kara, yağmur 


yüklü bulutlara, bebeklerin avucuna, minarelerin burcuna, kara taşa, kor ateşe yazacağımız güne kadar bize 


durmak, duraksamak haramdır!”








Mit dem Versprechen einer Vollmitgliedschaft wurde die Türkei jahrzehntelang an der kurzen Leine gehalten 


und musste sich demütig den europäischen Interessen unterwerfen. Mit der neuen Erdoğan-Doktrin steckt 


die EU jetzt in der Zwickmühle und erstarrt bisweilen vor den machtpolitischen Ansprüchen der vor 


Selbstbewusstsein strotzenden Türkei. Vor allem seit dem Putschversuch 2016 hat sich das Verhältnis 


zwischen EU und Türkei in vielerlei Hinsicht verschlechtert. In der Konsequenz wurde die Lebenslüge der 


Vollmitgliedschaft endlich entlarvt, und den betroffenen Parteien wurde dadurch eine neue Perspektive 


eröffnet. In diesem Punkt sollten beide Seiten die Lebensrealität anerkennen und ein neues Kapitel in ihrer 


Beziehung aufschlagen, die auf der Grundlage einer gleichberechtigten Partnerschaft beruht und dem 


Frieden, dem Wohlstand sowie den gemeinsamen Interessen dient. Von dieser zukunftsweisenden Vision sind 


aber beide Seiten noch weit entfernt.

 Mit wirtschaftlicher Prosperität kommt militärische Stärke

Mit den militärischen Interventionen der immer unabhängiger von den Waffenlieferungen der westlichen Welt 


werdenden türkischen Streitkräfte in unmittelbarer Nachbarschaft und in Libyen sowie mit der erfolgreichen 


politischen Einflussnahme der türkischen Regierung auf dem Balkan und in arabischen Ländern etabliert sich 


die Türkei immer mehr als Machtzentrum zwischen der westlichen Welt und dem aufstrebendem Kontinent 


Asien. Mit Hinblick auf ihre zunehmende wirtschaftliche, militärische und politische Stärke formuliert die 


Türkei als Regionalmacht einen Führungsanspruch, was in Europa als Renaissance des Osmanischen 


Reiches interpretiert wird.


Metallica - Full Album









Grundsätzlich stimme ich Bilgili Üretmen  zu was er hier schreibt. Aber habt ihr euch schon mal ernsthaft 


Gedanken darüber gemacht, warum man explizit ein abkommen braucht um Frauenrechte zu schützen, 


obwohl dieser Schutz in so gut wie allen Ländern der Welt in der Verfassung verankert ist, mit Sätzen wie 


diesen oder ähnlichs: "Alle Menschen sind gleich... Männer und Frauen sind gleich.."

Wenn Frauen in einem Land getötet oder unterdrückt werden ist es kein Defizit der Gesetze sondern ein rein 


gesellschaftliches oder kulturelles Problem, kein Gesetz der Welt stoppt einen Mann der seine Frau töten 


möchte, oder andersherum.

Die Initiatoren der Istanbul-Konventionen haben getrickst, sie haben "Frauenschutz" als Köder benutzt, als 


Fassade, um so zu erreichen das so viele Länder wie möglich dieser Konvention beitreten. Clever gemacht!

Artikel 12 Absatz 87 der Konvention :

 Im Sinne dieses Übereinkommens sind folgende Personen aufgrund ihrer besonderen Umstände 


schutzbedürftig: 

... Homosexuelle, Bisexuelle oder Transsexuelle...

Wenn man es genau nimmt hätte dieser Konvention folgende Überschrift haben sollen:

"Schutz von Frauen, Homosexuelle, Bisexuelle oder Transsexuelle"

Aber mal ehrlich, wie viele Länder hätten dann dieses abkommen ratifiziert ?

Länder mit eher konservativer Bevölkerung wie der Großteil des ehemaligen Ostblocks darunter Polen und 


Ungarn hätten gleich abgewunken, Russland hat es gar nicht unterschrieben. Die Türkei ist erst später 


aufgewacht, und bekommt jetz nach ihrem Rückzug den schwarzen Peter zugeschoben.

Mir persönlich hätte dieser Vertrag keine schlaflosen Nächte bereitet, schließlich sind Homosexuelle, 


Bisexuelle oder Transsexuelle auch Menschen die Schutz brauchen.








Haydi Hatırlayalım köşesi 

17. Seri  Reşat kaynar ve Latife'nin Hatırat 

Defteri 

1975 yılında vefat Eden Latife uşşakizâde 

5 defter Halinde El Yazması olan Hatırat Defterlerini

ilk Ve Tek okuyan kişi 

Aha Habu Meymenetsiz oldu  ve  Türkiye Buna Hazır değil Eğer okunursa 

Türkiyenin Kaderi yeniden Yazılmak zorunda kalacak

Kamuya Açılmasını 2025'e Te'cîl Eden  okuduklarım

Benim ile Mezara girecek diye Açıkladı ve 2006'da 

Geberip gitti ..

Peki bir kadının Yazdığı Hatırat Defteri  niye koca bir 

Ülkenin Kaderini Allak Bullak Etme kudretine Sahip

Ne Vardı ki bu kadar gizli Tutuldu zîraat bankasının

Bilinmeyen Kasasında 

Kocası ölmüş Aciz bir kadın Deftere Yazsa Ne yazar ki

Gizli Aşkını mı yazacak  millet bilse ne olur yani Zs'a Gábor da herkes bildi 

Yada Kahraman bey ona Tokat Atmış veya Tartışmışlar 

Bundan Ziyade Ne yazacak Kadın amma iyi biliyoruz ki 

Bunlar değil  En önemlisi Gazi Beyin ⚽️luk Hatırası var

Var oğlu Var. işte Bu Asıl nedeni ve daha kim bilir neler 

Var ...














Kılıçdaroğlu yüzünden başını örten kadın…

24. yılını geride bıraktığımız lanetli 28 Şubat darbesinin en etkili “Psikolojik Harp Metodu” tecavüzdü. 


Darbeciler, tasarladıkları “Fadime Şahin, Ali Kalkancı” gibi figürlerle ve “Filanca tarikatın şeyhi, kadınlara 


kızlara tecavüz etmiş” şeklindeki hayali hikâyelerle, Türk toplumunun en hassas noktasını kaşıyarak, darbeye 


zemin hazırlamışlardı.


“Ne gelirse hacıdan- hocadan gelir” iftirası, işte o müfteriliğin tortusudur. 


“Laikçi” değil de “muhafazakâr” iseniz, azgın azınlığa göre potansiyel “sapık” sayılmanızın nedeni de budur.


İşin tuhaf yanı ise bugün bu nefret söylemini tekrar edenlerin kahir ekseriyeti de Genel Başkanı, bir “zina 


kasedi”yle başa gelen bir partiye oy veriyor.


Evet!


Sizin de tahmin ettiğiniz gibi…


AIDS olmasınlar diye parti teşkilatlarına “güvenli zina brifingleri” veren…


24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, öğretmenlere; “Grup seks”ten, “tecavüz”den ve “eşcinsellik”ten bahseden 


“pornografik” kitaplar hediye eden… 


Evli ve 3 çocuk babası olan yeğeni Hıdır Çakmak, yaşları 11 ila 14 arasında değişen 4 kız çocuğuna defalarca 


tecavüz ettiği için 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığı halde “gık”ını çıkarmayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 


“CHP’sinden bahsediyorum.


Kemal Kılıçdaroğlu, 20 Kasım’da patlak veren ve son olarak Kepez’de tekrar eden CHP teşkilatlarındaki 20. 


taciz vakasıyla birlikte tam 105 gündür suskun kalmayı başardı.


Hâlbuki göreve geldiğinde “tecavüz”ler karşısında çok “hassas”mış profili çizmişti.


Tek tek araştırdım…


2010’dan 2014’e kadar, yüzlerce kez; “Irak’ta binlerce Müslüman kadına tecavüzün sorumlusu Recep Bey’dir” 


diyerek, sınır ötesinde yaşanan ABD vahşetinden bile sayın Cumhurbaşkanımızı sorumlu tutmuş.


Sonra!..


CHP’lilerin o çok sevdiği Beşşar Esad’ın tecavüzleri ayyuka çıkınca da bu iftirayı terk edip, yine sessizliğe 


bürünmüş.


*


Hatırlarsanız…


Kemal Bey, CHP’nin başına Baykal’ın zina kasediyle geldiğinde, onu “Gandi”ye benzetmişlerdi. 


Kemal Bey de Enis Berberoğlu’nun “casusluk”tan tutuklanmasının ardından başlattığı ve ayak tırnaklarını 


kaybettiği sözde “adalet yürüyüşü” ile Mahatma Gandi’nin meşhur “Tuz Yürüyüşü”nü hatırlatmış… 


Şeklen değil, eylem olarak da Gandi’yi anımsatmıştı.


CHP’de yaşanan tecavüzler karşısındaki suskunluğuyla, “huy” olarak da Mahatma Gandi’ye benzeyecek diye 


korkmaya başladım.


Zira!


Gandi de Güney Afrika’da olduğu yıllarda, tecavüze uğrayan iki kadını olaydan sorumlu tutmuş, mağdureleri 


saçlarını kesmeye zorlamıştı. Tabii, tecavüze teslim oldukları gerekçesiyle kadınları “insanlıklarını 


kaybetmekle” suçlaması da işin cabası..


Kemal Bey’in, CHP teşkilatlarındaki tecavüz mağduru kadınları, yeterince direnmemekle suçlayıp 


suçlamadığını bilmem ama…


Geçmişten beri bu tür adi vakalar karşısında dut yemiş bülbül taklidi yaptığı onu tanıyan herkesin malumudur.


Dilerseniz bunu CHP Genel Başkanlığı’ndan yıllar yıllar evvel,  kendi SSK Genel Müdürlüğü döneminde 


yaşanan elim bir olayla hatırlayalım..


Yıl, 4 Ağustos 1996…


Nagihan Erdemir adlı hasta, o dönem güvenlikten yoksun olan SSK Okmeydanı Hastanesi İntaniye Servisi’nde 


tedavi görmektedir.


Gece vakti odasına giren bir sapık, bıçağını Erdemir’in boğazına dayadıktan sonra iğrenç emeline ulaşır. 


Bu sırada mağdurenin yatak komşusu kadın da olanları görür, ancak korktuğu için sesini çıkaramaz. 


Mutlu bir evliliği bir de çocuğu olan Erdemir’in yuvası bu olaydan sonra sarsılır.


O çok sevdiği kocası Ahmet, tecavüz olayını her gün eşinin yüzüne vurmaya, hatta onu suçlamaya başlar.


Sonrası malum..


Türkiye’de kadına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 63’üncü yıldönümünde boşanırlar.


Zavallı kadın, bırakın SKK tarafından desteklenmeyi, o dönemin parasıyla 100 milyon liralık harcı yatıramadığı 


için dava açmakta bile zorlanır.


İstanbul Adliyesi 4. İş Mahkemesi’nde görülen ve ikinci duruşmada sonuçlanarak Türk adliye tarihine en kısa 


sürede sonuçlanan davalardan biri olarak geçen davayla yüzde 80 haklı bulunarak hastaneyi 2.5 milyar lira 


tazminat ödemeye mahkum eder. Ancak, Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi kararı bozar ve yargılama yeniden 


başlar.


Avukatının yardımıyla çalışacak bir iş bulsa da çıkan haberler nedeniyle tanındığı için her seferinde işinden 


ayrılmak zorunda kalır ve art arda işyeri değiştirir. 


Buna da dayanamayınca, çareyi tanınmamak için başörtüsü takmakta bulur.


***


Ezcümle…


Bugün CHP’de yaşanan tecavüzler karşısında ısrarla sessiz kalmayı tercih eden Kemal Kılıçdaroğlu, kendi 


sorumluluğundaki bir hastanede meydana gelen tecavüze de sessiz kalmıştı.


Fakat!


Şimdilerde mütedeyyin insanları avlamak için sık sık “başörtüsünü ben çözdüm” diyen Kılıçdaroğlu’nun 


örttüğü tek kadın, maalesef onun bu çıldırtan sessizliği yüzünden örtünmek zorunda kalan Nagihan Erdemir 


olmuştu.


















Türkiye'de hayvanlara uygulanan işkence görüntüleri büyük infiale neden olurken, bu sorunla başa çıkmak 


için çıkarılmak istenen kanunlar ayrı bir tartışma konusu oldu. Sokak köpekleri sadece 1 yılda 180 bin kişiyi 


yaralarken, hayvanları koruma bahanesiyle insanları riske atacak olan düzenlemelere muhalefet de açık 


destek veriyor.


Akit TV'de Murat Alan'ın sunumu ve Yeni Akit Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan 


Karahasanoğlu'nun yorumlarıyla ekranlarınıza gelen Manşetlerin Dili'nde, söz konusu dünenleme de masaya 


yatırıldı.


Türkiye Gazetesi'nden Fuat Uğur'un gündeme getirdiği konu hakkında konuşan Ali İhsan Karahasanoğlu, 


"Hayvanları toplu halde işkenceye tabi tutalım diyoruz şeklinde bir algı çalışması yapabilirler. Sosyal medyada 


Fuat Uğur'un yazısını bu şekilde algılayıp kendisini yargısız infaza tabi tutabilirler. Ama doğruı olan şey şu, 


bizim de yaklaşımımız bu" dedi. Karahasanoğlu, "İstanbul Sözleşmesi adı altında AK Parti sözde kadın 


haklarını korumak için bir adım atmıştı,. Bakın ona CHP'liler, HDP'Liler en önde destek sağladlar. orada AK 


PArti'nin aslında uyanması lazımdı. CHP Ve HDP bize hiçbir konuda destek vermiyorken bu konuda neden 


destek veriyorlar, acaba yanlış bir şey mi yapıyoruız demeliydiler. Maalesef uyanmadılar." diye konuştu.


Karahasanoğlu, hayvanlara eziyete müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurgulayarak, saldırgan bir köpeğe 


müdahale ederken mecburen zor kullanmanın da işkence veya eziyet olarak yorumlanmaması gerektiğinin 


altını çizdi.
















Misshandelnde deutsche Polizisten?

Passiert in Deutschland, wird aber fast nie geahndet, weil Polizisten von Polizisten fast immer gedeckt werden 


und weil deutsche Richter deutsche Polizisten für glaubwürdige neutrale Zeugen halten. Letztes Jahr habe ich 


die Lüge eines Polizisten bei seiner Zeugenvernehmung bei Gericht aufgedeckt, der Richter traute sich 


anscheinend nicht, nach einem Freispruch gegen die Mandantin Ermittlungen gegen den Polizisten 


anzuregen und bot uns nur eine Einstellung an. Die Mandantin war auch mit einer Einstellung einverstanden. 


Andernfalls hätte ich gegen den lügenden deutschen Polizisten die Sache durchgezogen.

Fazit:

Nehmt Einsätze von Polizisten zu Beweiszwecken mit Kamera auf, nicht um zu veröffentlichen. Zu 


Beweiszwecken ist es erlaubt. Polizisten behaupten bei Einsätzen immer das Gegenteil. Stimmt aber nicht.   


Eine Polizistin, wie in diesem Fall, die für Wahrheit und Gerechtigkeit ist und andere Kollegen belastet, ist 


Seltenheit. Dennoch gilt mein Respekt und Dank dieser Polizistin. 

Sie sollte den Bundesverdienstkreuz bekommen und Deutschland sollte endlich den braunen Dreck in Reihen 


der Polizei säubern.















Atatürk Sansürlenen Mektup #Amerika #Fransa #gezi #geziparkı #terörist #İngiliz #Sözcü #Meclis #Miletvekili 


#TBMM #İsmetİnönü #Atatürk #Cumhuriyet #KemalKılıçdaroğlu #RecepTayyipErdoğan #türkiye #istanbul 


#ankara #izmir #kayıboyu #laiklik #asker #sondakika #mhp #antalya #polis #jöh #pöh #dirilişertuğrul #tsk 


#Kitap #OdaTv #chp #KurtuluşSavaşı #şiir #tarih #bayrak #vatan #devlet #islam #gündem #türk #ata 


#Pakistan #Adalet #turan #kemalist #Azerbaycan #Öğretmen #Musul #Kerkük #israil












ATATÜRK #Nutuk #Meclis #Put #Miletvekili #TBMM #İsmetİnönü #Atatürk #Cumhuriyet #ZaferBayramı 


#receptayyiperdogan #Cami #türkiye #istanbul #ankara #izmir #kayıboyu #Kul #laiklik #asker #cumhurbaşkanı 


#sondakika #mhp #antalya #polis #jöh #pöh #15Temmuz #dirilişertuğrul #tsk #Kitap #Tarikat #Sol #OdaTv 


#chp #Ayasofya #şiir #tarih #bayrak #vatan #devlet #islam #din #gündem #türk #ata #Pakistan #Adalet #turan 


#kemalist #solcu #Azerbaycan #Öğretmen #Kanun #Belge #KemalAtatürk #LatifeHanım #Yunan














Die folgenden Verwendungen sind falsch;

Politischer Islam,

Demokratischer Islam,

Traditioneller Islam,

Konservativer Islam,

Liberaler Islam

vs vs




ERGEBNIS; Es ist falsch, den Islam mit jedem vorher / und nachher hinzugefügten Konzept einzuführen. Der 


Islam ist der Islam. PUNKT ...












Şu Kullanımlar Yanlıştır;

Siyasal İslam,

Demokraktik İslam,

Geleneksel İslam,

Muhafazakar İslam,

Lİberal İslam

vs vs


SONUÇ; İslamın Önüne /ve Arkasına Eklenen Her Kavramla Tanıtımı Yanlıştır.. İslam İslamdır.. NOKTA...













Kemalist Terör Örgütü ile Fetullahçı Terör Örgütü, aynı emperyalistlerin iki işbirlikçi tetikçisidir. Biz, yerli ve milli 


zihniyetteki vatanseverler olarak, bu iki terör örgütünü de Allah’ın izni ile tarihe gömeceğiz. Allah, 


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ve yoldaşlarını korusun.












Arbeitsbeschreibung:

-Sie verfolgen die Qualitätsziele und leiten daraus notwendige Korrekturmaßnahmen ab.

-Sie stimmen sich eng mit Kunden der zentralen Qualitätsabteilung ab.

-Sie koordinieren die Tätigkeiten zur Erarbeitung und Zusammenstellung der Unterlagen zur Prozess- und 


Produktfreigabe.

-Sie führen ebenso die Qualitätsvorausplanung durch.

-Sie wirken außerdem bei Herstellbarkeitsanalysen, Risikoanalysen, Lastenhefterstellung und der 


Implementierung innovativer Prozesse mit.


Ihr Profil:

-Sie haben erfolgreich ein technisches Studium, z.B. Maschinenbau, Produktions- oder Fahrzeugtechnik 


abgeschlossen.

-Sie konnten bereits Berufserfahrung im Bereich der Qualitätssicherung machen.

-Sie haben Erfahrung mit APQP/QVP, Qualitäts-Methoden und QM-Systemen.

-Sie bringen hohe Einsatzbereitschaft, Durchsetzungsvermögen und Teamgeist mit.- Sie sprechen fließend 


Deutsch (Niveau C1). 















.

M.Kemal'i sevdirmek için 100 senedir; 


Yıkmadığınız tarih


Yazmadığınız kitap


Yontmadığınız heykel


Yapmadığınız propaganda


Yakmadığınız ocak kalmadı.


Ama yine de sevdiremediniz. Olmuyor, olmayacak... Bir Atasözümüz var;


Zorla Güzellik Ol-maZ!













Kimsin dediler;Devletin kendisiyim dedim

Sen yalnızsın dediler;kardeşlerim var dedim

Kim dediler;Asena-Bozkurtlar-Akkurtlar kardeşim dedim

Nerede dediler;çakalları görünce çıkarlar dedim

Hedefiniz ne dediler; KIZIL ELMA dedim

Son sözün dediler;hainlere burayı dar edeceğiz dedim..














FUTBOL DENEN UYUŞTURUCU

Sen yoksan bir eksiğiz diyorlar, gidiyorsun en uzak yerden bile izlemek için 40 TL istiyorlar, hepsini tek tek 


tanıyor biliyorsun, lakin hiç biri seni tanımıyor.

Soğukta donma pahasına maçlarını izliyorsun, hepsi lüx arabasına binip evine gidiyor sen otobüsle 


dönüyorsun. Trilyonlar kazanıyorlar, sana bir çay bile ısmarlamıyorlar.

Evin her tarafını renkleriyle resimleriyle donatıyorsun, oysa beraber çekilmiş hiç bir resminiz yok. Tutku aşk 


sevgi ile bağlanıyorsun, hiç satmıyorsun ama onlar üç kuruş fazla para veren takıma gitmekte tereddüt bile 


etmiyorlar, yetmiyor dönüp sana bide gol atıyor atarken sevinmeye devam ediyor, profesyonellik deyip işin 


içinden çıkıyorlar. 

Sen GOOL diye bağırdığında, golden başka bir şey olmadığını, onların hesaplarına primler yattığını görmüyor 


musun? 

Yani: Büyütmeyin, kırmayın sevdiklerinizi... Başkaları bu kadar rahatken, rahatınızı bozduğunuza değmez.. 

İNSAN İNANDIĞI ŞEYLER UĞRUNA MUHTEŞEM HATALAR YAPABİLİR!

Alıntı















Yemin

Abdurrahim Karakoç

Canım sağ oldukça rahmetli babam

Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Ak sütün emziren ihtiyar anam,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Yerindedir daha aklım, iradem

Ve işte yeminim, işte ifadem!

İlk insan, ilk nebi Hazreti Âdem,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Meylim ne şöhrete, ne saltanata;

Hak için sarıldım ben bu sanata;

Kür-Şad, Bilge Kağan, Oğuzhan Ata,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Önümde dururken Türklüğün hâli,

Susup da boynuma almam vebali;

Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali(r.a)

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,

Bana zindan olur Maraş, Elbistan

İbni Sîna, Dedem Korkut, Alparslan

Susarsam, hakkını helâl etmesin!İmanda bu fire, zillete bu zam!

Doymuyor yüreğim ne kadar yazsam.

Farabi, Gazali, İmamı Azam,

Susarsam, hakkını helal etmesin!Nusret versin yeri, göğü yaratan

Çekip çıkartalım akı karadan

Ertuğrul Bey, Osman Gazi, Murat Han,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Ülküm aşk çölünde Veysel Karani

Ulubatlı Hasan eyler göreni

Fatih, Ak Şemsettin, Molla Gürani

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Bu yol bahadırlar, ermişler yolu;

Kendini davaya vermişler yolu!

Şeyh Mevlana, Derviş Yunus, Köroğlu,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Türkçe sevdalanan, İslâmca yanan

Adar milletine bir değil bin can

Yavuz Sultan Selim, Barbaros, Sinan

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Uyutulmuş köy, nahiye, ilçe, il

Yüreğimi yetmiş yerden yara bil;

Mehmet Âkif, Osman Batur, Şeyh Şâmil

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Usta savaşçılar, genç mücahitler

İmkanıma hizmetime şahitler

Basbuğ, ülküdaşlar, aziz şehitler,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!İçimde İslâmın ince mânâsı

Önümde Türklüğün soylu davası

Oflu Kör Şakirin Elif anası,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Sevdim, milletime gönlümü verdim

Zalimin zulmüne göğsümü gerdim

Kırıkhanlı Kâzım, Niksarlı Nedim,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Kemalimiz, Turanımız, Hacımız

Beraberdir sevincimiz, acımız

Mutta davar güden Zeynep bacımız,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Mühim değil güceneni, küseni

Allah sevmez haksızlığa susanı

Yozgatın Yerköylü Yetim Hasanı,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Komünist, siyonist, pusudan çıktı

Dinime saldırdı, töremi yıktı

Gönenli Gülizar, Bünyanlı Sıtkı,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Yurdum bir kağıttır ışık beyazı

Üstünde insanlar mukaddes yazı

Genci, ihtiyarı gelini kızı,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Mazlumlar hakkını almayıp ele,

Günü gün edersem zalimler ile

Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!Allah rızasıdır arzum, emelim!

Bu necip milleti ondan severim

Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim,

Susarsam, hakkını helal etmesin!















Warum Präsidialsystem in Türkei?

Also ein vom Volk direkt gewählter starker, machtvoller Präsident.

Weil das parlamentarische System ein politisches Sytem für gute Zeiten ist. 

Da kann endlos debattiert, mühsam Koalitionen geschmiedet, jegliche Vorhaben in Jahren endlos verwässert 


werden.... ohne großen Schaden für das Land. Schaden tut dies trotzdem.

Alles wird endlos bürokratisiert, verlabert. Dutzende machtlose Stimmen, die niemand wirklich ernst nimmt. 


Immer nur faule Kompromisse, die nur flicken aber nichts radikal verändern. Keiner da, der/die auf den Tisch 


haut und das sofort veranlasst, was getan werden muss.

Der Niedergang vollzieht sich dann schleichend. Das kann man sehr gut in der EU oder in Deutschland 


beobachten. Die alte Macht nimmt seit Jahrzehnten ab, große Projekte kriegt man nicht mehr gebacken. 


Geopolitisch ist die EU der große Verlierer der Globalisierung. 

Wir hatten in Türkei in 70 Jahren ca. 50 Regierungen. Sind in dieser Zeit dutzendmal pleitegegangen, das 


Land war 2001 auf dem Niveau von Simbabwe und Uganda. Die Einflüsse vom Ausland ins politische System 


waren gewaltig. Unterstützt von inländischen Kollaborateuren, die (unter dem Deckmantel des Kemalismus) 


das Land als private Beute bis zum Anschlag ausgebeutet haben. 

Seit 2002 gehts stetig aufwärts. Und mit dem neuen Präsidialsystem wirds in Zukunft noch besser. Wenn 


Historiker in 100 oder 200 Jahren über die Erdogan-Ära sprechen werden, wird die Umwandlung des 


politischen Systems als größte Reform in Erinnerung geblieben sein. 

Özden Ipek.

ps. Überlegt mal.... 

Der Neo-Kolonialismus hat in den vergangenen 30 Jahren in vielen Ländern für Nation-Building gesorgt. 


Überall wurden parlamentarische Demokratien gegründet. Warum nehmen denn die USA oder deren 


Kriegstross nicht ihr eigenes System als Vorbild und re-organisieren ihre Neo-Kolonien wie Sie selbst, als 


Präsidialdemokratie? Würde doch auf der Hand liegen, politische Systeme wie in den USA, UK oder 


Frankreich zu gründen!

Machen die aber nicht. Sie wollen parlamentarische Demokratien. Warum? Weil sie dann sehr viel bessere 


Möglichkeiten haben, über das zersplitterte Parteiensystem Macht auszuüben und das Land direkt/indirekt zu 


beherrschen.

Die untere Grafik zeigt die Staatsverschuldung von Ländern. Die Türkei war mal bei über 80%, ist nun unter 


40% Staatsverschuldung. Eigentlich müssten wir wie Griechenland bei über 200% sein, als Sklaven des IMF, 


Weltbank und Co.

Erdogan hat denen allen in die Suppe gespuckt, deswegen ist er in deren Medien der "Diktator".





Von Hexen und Hinrichtungen in Hannover

Einst wurde in Hannover gefoltert, gerädert und gehängt. Autor Matthias Blazek ergründet in einem Buch die 


Geschichte der Kriminaljustiz – und spart dabei nicht mit blutigen Details.


Mit zerschlagenen Gliedmaßen: Im Königreich Hannover wurden Verurteilte noch bis 1828 gerädert.

Hannover

Sie schwieg selbst unter der Folter. Im Jahr 1605 war eine Frau namens Strack aus der hannoverschen 


Seilwinderstraße der Hexerei bezichtigt worden. Nachbarn warfen ihr vor, sie habe Menschen und Kühe krank 


gezaubert. Doch ein Geständnis legte die denunzierte Frau nicht ab. Sie ertrug die Tortur so tapfer, dass ihre 


Peiniger davon ausgingen, „dass der Teufel leibhaftig bei ihr gewesen und ihr die Zunge gehalten“ habe.


Folglich sollte eine Wasserprobe die Schuld der Angeklagten ans Licht bringen. Nachts warfen Scharfrichter 


und Schinderknechte sie gefesselt in den Stadtgraben, etwa an der Stelle des heutigen Opernhauses. Als 


man sie wieder herauszog, war sie tot. Ihre Leiche wurde auf den Scheiterhaufen einer anderen Frau 


geworfen, deren Verbrennung als Hexe ohnehin gerade anstand.


Opfer des Hexenwahns

Gut zwei Dutzend Opfer forderte der Hexenwahn zwischen 1514 und 1648 in Hannover, allein sechs Fälle gab 


es bei einer gut dokumentierten Prozessserie im Jahr 1605. Unter der Folter gestanden die Beschuldigten, auf 


dreibeinigen Ziegen zum Tanz mit dem Teufel geritten zu sein oder Kinderleichen vom Friedhof geraubt und 


zu Hexenpulver verarbeitet zu haben.


Grausame Werkzeuge: Folterinstrumente aus Niedersachsen in einer Darstellung aus dem 19. Jahrhundert.

Grausame Werkzeuge: Folterinstrumente aus Niedersachsen in einer Darstellung aus dem 19. Jahrhundert. 


Quelle: Matthias Blazek

Der Publizist Matthias Blazek hat diese Fälle jetzt ausführlich dokumentiert. In seinem Band „Hexenprozesse, 


Galgenberge, Hinrichtungen, Kriminaljustiz“ widmet er sich der Rechtsgeschichte Hannovers vom Mittelalter 


bis zum Jahr 1866. Das gut lesbare Buch birgt mit seinen ausführlichen Quellenzitaten einen hohen 


Schauderfaktor – und zeigt, wie wandelbar das Verständnis von Recht und Gerechtigkeit über die 


Jahrhunderte war.


Grausiges Instrument: eine Streckbank im Historischen Museum Hannover.

Grausiges Instrument: eine Streckbank im Historischen Museum Hannover. Quelle: Martin Steiner (HAZ-Archiv

Breiten Raum nimmt die Praxis der Hinrichtungen ein. Hannovers Altstadt hatte ihre Richtstätte, den 


„steinernen Galgen“, vor dem Steintor, unweit einer Abdeckergrube. Hier brachte man 1653 auch den 


berüchtigten Raubmörder Jasper Hanebuth zu Tode. Er wurde allerdings nicht gehängt, sondern gerädert: 


Man zerschlug ihm die Knochen und flocht seinen Körper auf ein Rad. Daran hängte man angeblich 19 


Knüppel – je einen für jedes seiner Opfer.


Ort der Folter: Das Gefängnis am Clevertor im 19. Jahrhundert.

Ort der Folter: Das Gefängnis am Clevertor im 19. Jahrhundert. Quelle: Historisches Museum Hannover

In Hannover wurde die barbarische Strafe des Räderns noch bis 1828 angewandt. Die antiquierte „Peinliche 


Halsgerichtsordnung“ Karls V. von 1532 ersetzte man hier erst 1840 durch ein Kriminalgesetzbuch, das 


allerdings immer noch grausame Strafen vorsah. Öffentliche Hinrichtungen blieben noch lange Usus.


„Wenn man die Möglichkeit hatte, einer Hinrichtung beizuwohnen, schloss man sich dem langen 


Menschenzug an, der zu einer der beiden hannoverschen Richtstätten auszog“: Matthias Blazek, Buchautor.

„Wenn man die Möglichkeit hatte, einer Hinrichtung beizuwohnen, schloss man sich dem langen 


Menschenzug an, der zu einer der beiden hannoverschen Richtstätten auszog“: Matthias Blazek, Buchautor. 


Quelle: Matthias Blazek

Eine zweite Richtstätte lag in der Vahrenwalder Heide, ungefähr am heutigen Sitz des Finanzamts Hannover-


Nord. Der Generalarzt Louis Strohmeyer (1804–1876) schilderte anschaulich, wie dort die „schwärzlichen 


Überreste eines Gehängten“ baumelten. „Wenigstens 10 Jahre lang sah man noch seine Überreste“, schrieb 


er schaudernd. Die Gattin eines Officiers habe der Hinrichtung vom Cabriolet aus zugesehen.


Folter noch bis 1818 praktiziert

Exekutionen waren oft große Spektakel, gesellschaftliche Ereignisse. „Wenn man die Möglichkeit hatte, einer 


Hinrichtung beizuwohnen, schloss man sich dem langen Menschenzug an, der zu einer der beiden 


hannoverschen Richtstätten auszog“, sagt Blazek. Dabei trieb der Aberglaube teils bizarre Blüten.


Das Richtschwert des hannoverschen Henkers Göpel im Museum Hameln.

Das Richtschwert des hannoverschen Henkers Göpel im Museum Hameln. Quelle: Claudia Höflich

Als der Raubmörder Friedrich Wilhelm Amelung am 22. September 1857 durch das Schwert des Henkers 


starb, drängten sich Menschen am Schafott, „um von dem Blute des Hingerichteten zu trinken, das der 


Scharfrichterknecht ihnen reichte“. Der Tod des 21-jährigen Verbrechers war die letzte öffentliche Hinrichtung 


„auf der Haide bei Vahrenwald“. Nach 1864 fanden Hinrichtungen in Deutschland nur noch hinter Mauern 


statt.


Relikte im Historischen Museum Hannover: Noch bis 1818 wurde in Hannover mit Daumenschrauben 


gefoltert.

Relikte im Historischen Museum Hannover: Noch bis 1818 wurde in Hannover mit Daumenschrauben 


gefoltert. Quelle: Martin Steiner (HAZ-Archiv)

Vergleichsweise spät machte die Aufklärung der Folter in Hannover ein Ende. Allerdings war diese im 18. 


Jahrhundert immer seltener geworden. Als 1799 im Gefängnis am Clevertor nach mehr als 20 Jahren wieder 


eine Folterung stattfand, luden Scharfrichter und Chirurg eine große Schar Freunde und Bekannter ein, um 


dem Schauspiel beizuwohnen. Rund 60 Interessierte waren zugegen, als ein Bandenführer gemartert und 


anschließend mit kühlem Wasser eingerieben und verbunden wurde.


In der Nacht zum 26. April 1818 malträtierte man den Delinquenten Friedrich Södeke mit Peitschenhieben und 


Daumenschrauben, bis dieser seine Missetaten gestand – es war die letzte Folterung in Hannover. Diverse 


Zeitungen kritisierten das „fürchterliche Schauspiel“, vier Jahre darauf schaffte König Georg IV. die Folter ab. 


Södeke hatte vor seinem erzwungenen Geständnis schon 18 Monate im Kerker gesessen. Wegen 


Kuhdiebstahls.


Matthias Blazek: „Hexenprozese, Galgenberge, Hinrichtungen, Kriminaljustiz in Hannover vom Mittelalter bis 


1866“. ibidem Verlag. 314 Seiten, 29,90 Euro.

Von Simon Benne


Newsletter abonnieren







“Biz onlara “laiklik” adı altında öyle bir format attık ki, yetiştirdikleri nesiller bile bize hizmet edecek.

Bu nesil birgün gerçekleri duyarsa inanmayacak,

Gerçekleri anlatanlara da küfür edecek.”


İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth




Gerade durchgezählt. Habe sie tatsächlich nicht mehr alle 








LOZAN ANTLAŞMASININ MADDELERİ

newsspecial blog / 4. August 2019


Tarihin bilmediginiz gercekleri. Baris anlasmasi diye yutturulan anlasmayla neleri kaybetmisiz ögrenin.



Güney Sınırı 


20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması gereğince, Fransa ile anlaşılarak güney sınırı kararlaştırılmış, Lozan’da bu 


sınır sadece teyit edilmiştir.


Irak sınırı 


Irak sınırı uyuşmazlığı çözülememiştir. Antlaşmada, Türk topraklarının tahliyesinden itibaren, bu uyuşmazlığın 


dokuz ay zarfında dostane bir şekilde halledileceği belirtiliyordu.


Batı Sınırlarımız 


Yunanlılarla batı sınırı, Misak-ı Milli’ye uygun, Mudanya Mütarekesi’nde ön görüldüğü gibi, Meriç nehri sınır 


olmak üzere düzenlenmiştir. Karaağaç ve çevresi Yunanlılardan alınarak savaş tamiratı karşılığı Türkiye’ye 


bırakılmıştır. Ege Denizi’nde Bozcaada ve İmroz Türkiye’ye verilmiştir. Ayrıca, Yunanlıların elinde bırakılan 


Anadolu kıyısına yakın adalar da, askersiz hale getirilmiştir.


Azınlıklar


Birinci Dünya Savaşı’na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların himayesine ait hükümler mevcuttur. 


Lozan Barış Antlaşması’nın bu hususla ilgili hükümleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip 


olmamışlardır. Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni önünde eşitliği söz konusu 


olmuştur. Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile 


hakları, Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir. Böylece Patrikhanelerin 


dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.


Kapitülasyonlar


Kapitülasyonlar, adli, mali ve idari sahada yabancılara tanınan imtiyaz ve muafiyetlerdir. Antlaşmanın 


28.maddesiyle, kapitülasyonlar bütün sonuçları ile birlikte kaldırılmış ve yeni Türkiye, yüzyıllardan beri çekilen 


bir beladan sonsuza dek kurtulmuştur.


Savaş Tazminatları


1.Dünya Savaşı’nın galipleri, bizden 1.Dünya Savaşı sebebi ile tazminat talep ettiler. Ayrıca buna ek olarak, 


işgal masraflarını, kendi tebaalarının zarar ve ziyanlarını da eklemişlerdir. Savaş içinde Almanya’dan borç 


karşılığı rehini bulunan beş milyon altın ve savaş yıllarında İngiltere’ye sipariş edilen donanma bedeli de kendi 


ellerinde bulunduğundan, bizlere verilmemiş ve tamirat karşılığı tutulmuştur.


1. Dünya Savaşı’na giren mağlup devletlere ciddi bir mali yük olan bu beladan, geleceğe bir borç 


bırakılmadan, sadece fiilen elimizde bulunmayan meblağ karşılık gösterilerek, büyük bir başarı ile sıyrılınmıştır.


Türkiye, Yunanistan’ın harbin devamından ve bunun neticelerinden doğan mali vaziyetini dikkate alarak, 


tamirat hususunda her türlü taleplerinden Karaağaç ve çevresinin Türkiye’ye bırakılması şartı ile vazgeçmiştir.


Borç Sorunu


1854’ten itibaren Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden Osmanlı amme borçları, Birinci Dünya 


Savaşı’nda yapılan istikrazlar da dahil, büyük bir yekün teşkil ediyordu.


Sene tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun taksimi ile esas borç toplamı bir 


hayli azaltılmıştır. Diğer taraftan bu borçlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletlere de gelirle orantılı 


olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğunun Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’a olan 


borçları bu devletlerle de yapılan antlaşmalarla 1.Dünya Savaşı’nın galiplerine devredilmiştir.


Osmanlı amme borçlarının diğer çetin bir safhası da tediye edeceğimiz borçların hangi para ile ödenmesi 


hususunda kendini göstermiştir. Karşı taraf bunu altın veya sterlin olarak talep etmiştir. Biz, Türk parası ve 


Fransız frangı olarak ödemeyi teklif ettik. Aradaki fark muazzam meblağlara varmasına rağmen, burada da 


görüşümüz kabul edilmiştir.


Boğazlar


Lozan’da imza olunan en önemli belgelerden biri de, Türk Boğazlarının statüsü ile ilgili sözleşmedir. Boğazlar 


sorunu, madde 23’de genel olarak yer almış, Barış Antlaşması’na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile ayrıca 


ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Boğazlardan serbest geçişi, Boğazlar Komisyonunun kurulmasını, boğazların 


ve civarının askersiz hale getirilmesini hedef tutan ve Milletler Cemiyeti’nin de garantisini sağlayan hükümleri 


ihtiva eden bu Sözleşme, 1936’da Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Milli hakimiyeti 


sınırlayıcı hükümler kaldırılmış, milli çıkarlarımıza uygun hale getirilmiştir.


 Nüfus Değişimi


Lozan’da çözümlenen bir diğer önemli sorun da, İstanbul’da yaşayan Rumlarla Batı Trakya’da yaşayan Türkler 


hariç, Türkiye’deki bütün Rumlarla Yunanistan’daki Türklerin değiştirileceğini öngören sözleşmenin, Barış 


Antlaşması’na ek olarak konmasıdır.


Lozan Barış Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı’nın sağladığı, Türk milletinin hayati haklarını ve emellerini 


gerçekleştirdiği bir eserdir. Lozan aynı zamanda, Orta Doğunun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği 


kurmak ve devam ettirmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan’da genel olarak, Misak-ı Milli’yi 


gerçekleştirmiştir.


MADDELER


BÖLÜM I


SİYASAL HÜKÜMLER


MADDE 1.


İşbu Anlaşmanın yürürlüğe girişi tarihinden başlayarak, bir yandan İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, 


Japonya, Yunanistan, Romanya Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve öte yandan Türkiye arasında olduğu kadar, 


bunların uyrukları arasında da, barış durumu kesin olarak kurulmuş olacaktır.


Taraflar arasında resmi ilişkiler kurulacak ve Tarafların ülkelerinde diplomasi ve konsolosluk görevlileri 


(agents diplomatiques et consulaires), yapılacak özel anlaşmalara halel gelmeksizin, Devletler hukukunun 


genel ilkeleri uyarınca işlem göreceklerdir.


KESIM I


i.ÜLKEYE İLİŞKİN HÜKÜMLER


MADDE 2


Karadeniz’den Ege Denizi’ne kadar Türkiye’nin sınırları aşağıdaki gibi saptanmıştır


(I sayılı Haritaya bakılması):


1. Bulgaristan ile:


Rezvasya’nın denize döküldüğü yerden, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarının birleştikleri noktada, 


Meriç’e kadar:


Bulgaristan’ın Güney sınırı, şimdiki durumuyla saptanmış olduğu gibi;


2. Yunanistan ile:


Buradan, Arda ve Meriç’in birleştikleri yere kadar:


Meriç’in akım yolu;


Buradan Arda kaynağına doğru (vers l’amont de l’Arda) bu nehir üzerinde ve Çörek Köy’ün hemen yakınında 


olmak üzere arazi üzerinde saptanacak bir noktaya kadar:


Arda’nın akım yolu;


Buradan, Güney-Doğu doğrultusunda, Bosna Köy’ün, nehrin denize döküldüğü yönde (en aval) 1 kilometre 


uzaklığında bulunan bir noktaya kadar:


Bosna-Köy’ü Türkiye’de bırakan, belli olacak ölçüde düz bir çizgi, Çörek Köy, 5 nci maddede belirtilen 


Komisyonca, nüfusunun (halkının) çoğunluğunun Türk ya da Rum olarak kabul edileceğine göre Türkiye’ye ya 


da Yunanistan’a verilecektir; 1 Ekim 1922 den sonra bu köye göç etmiş olanlar hesaba katılmayacaklardır;


Buradan, Ege Denizi’ne kadar;


Meriç’in akım yolu.


MADDE 3


Akdeniz’den İran sınırına kadar, Türkiye’nin sınırı aşağıdaki gibi saptanmıştır:


1. Suriye ile:


20 Ekim 1921 tarihli Türk-Fransız Andlaşmasının 8 nci maddesiyle saptanmış olan sınır;


2. Irak ile:


Türkiye ile Irak arasındaki sınır, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içinde 


Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanacaktır.


Öngörülen süre içinde iki Hükümet arasında bir anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti 


Meclisine götürülecektir.


Sınır çizgisi konusunda alınacak kararı beklerken, Türk ve İngiliz Hükümetleri, kesin geleceği [kaderi] bu 


karara bağlı olan toprakların şimdiki durumunda herhangi bir değişiklik yapacak nitelikte hiç bir askeri ya da 


başka bir harekete bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.


MADDE 4


İşbu Andlaşmada belirtilen sınırlar, Andlaşmaya eklenmiş 1/1,000,000 ölçekli haritalar üzerine çizilecektir. 


Andlaşma metni ile haritalar arasında uyuşmazlık çıkarsa, Andlaşma metni üstün tutulacaktır.


MADDE 5


İşbu Andlaşmanın 2 nci maddesinin 2 nci paragrafında tanımlanmış sınırı, toprak [arazi] üzerinde çizmekle, bir 


Sınırlandırma Komisyonu görevlendirilecektir. Komisyon, Türkiye ile Yunanistan’in -her Devlet için birer 


temsilci olmak üzere- temsilcilerinden ve bunların üçüncü bir Devletin uyrukları arasında seçecekleri bir 


Başkan’dan kurulacaktır.


Sınırlandırma Komisyonu, her yerde, yönetsel sınırlarla yerel [mahalli] ekonomik çıkarları, elden geldiği ölçüde 


göz önünde tutarak, Andlaşmalarda verilmiş tanımlamaları en yakından izlemeye çalışacaktır.


Komisyonun kararları oyçokluğuyla alınacak ve bu kararlar ilgili Taraflar için bağlayıcı nitelikte olacaktır.


Sınırlandırma Komisyonunun giderleri ilgili Taraflarca eşit olarak yüklenilecektir.


MADDE 6


Bir nehrin ya da bir ırmağın kıyılarıyla değil de akım yollarıyla tanımlanan sınırlar bakımından, işbu 


Andlaşmadaki tanımlamalarda kullanılan „akım yolu“ (mecra „cours“ ya da „chenal“) terimleri, şu anlama 


gelmektedir: Bir yandan, gemilerin gidiş-gelişine (ulaşıma) elverişli olmayan nehirlerde, akar suyun ya da ana 


kolunun ortay çizgisi (ligne mYdiane), ve öte yandan, gemilerin gidiş-gelişlerine (ulaşıma) elverişli nehirlerde, 


ana gidiş-geliş yolunun ortay çizgisi (ligne mYdiane du chenal de navigation principale). Bununla birlikte, akım 


ya da gidiş-geliş yolunda değişiklikler olması halinde, sınır çizgisinin, bu biçimde tanımlanmış olan akım 


yoluyla gidiş-geliş yolunu mu izleyeceğini, yoksa, bu yolun, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş anındaki 


durumunda olduğu gibi kesin olarak saptanmış mı kalacağını kararlaştırmaya, işbu Andlaşmada öngörülen 


Sınırlandırma Komisyonu yetkili olacaktır.


İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, deniz sınırları, kıyıya üç milden daha yakın bulunan adaları 


ve adacıkları da içine alacaktır.


MADDE 7


İlgili Devletler, Sınırlandırma Komisyonuna, görevlerini yerine getirmesi için gerekli her türlü belgeleri, özellikle 


şimdiki ya da eski sınırların saptanmasına ilişkin tutanakların doğruluğu onanmış örneklerini, elde bulunan en 


büyük ölçekli bütün haritaları, geodezik verileri, yapılmış fakat yayınlanmamış yerölçmesi [mesaha] haritalarını 


(levYs), sınırdaki akar suların yatak değiştirmelerine ilişkin bilgileri vermeyi yüklenirler. Türk makamlarının 


elinde bulunan haritalar, geodezik veriler, yayınlanmamış olsa bile yerölçmesi [mesaha] haritaları, işbu 


Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra en kısa süre içinde, İstanbul’da, Sınırlandırma Komisyonunun 


Başkanına teslim edilecektir.


İlgili Devletler, bundan başka, bütün belgeleri, özellikle planları, kadastrolarla tapu kütüklerini ve, Komisyon 


isterse, mülkiyet durumuna ve ekonomik akımlara ilişkin bilgilerle gerekli her çeşit bilgileri Komisyona 


iletmeleri için yerel makamlara yönergeler [talimat] vermeyi de yükümlenirler.


MADDE 8


İlgili Devletler, Sınırlandırma Komisyonuna, görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan ulaşım, konut, 


işgücü ve malzemeye (direkler ve sınır işaretleri) ilişkin her türlü yardımı gerek doğrudan gerekse yerel 


makamların aracılığıyla yapmayı yükümlenirler.


Özellikle, Türk Hükümeti, Sınırlandırma Komisyonunun görevlerini yerine getirmesinde, gerekli görünürse, 


teknik personel yardımında bulunmayı yükümlenir.


MADDE 9


İlgili Devletler, Komisyonca konulmuş nirengi noktalarını, sınır işaretlerini, taşlarını, kazık ya da direklerini 


korumayı yükümlenirler.


MADDE 10


Sınır işaretleri [taş, kazık ya da direkler], birbirinden gözle görülecek uzaklıklarda konulacaktır; bunlara sayı 


verilecek ve yerleriyle sayıları bir haritaya işlenecektir.


MADDE 11


Sınırlandırmaya ilişkin kesin tutanaklar, bunlara ekli haritalar ve belgeler, her biri de asıl nusha sayılmak üzere, 


üç nusha olarak düzenlenecektir; bunlardan ikisi sınırdaş Devletlere, üçüncüsü de, doğruluğu onaylanmış 


birer örneğini işbu Andlaşmayı imzalamış Devletlere gönderecek olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine 


verilecektir.


MADDE 12


İmroz (Imbros) adası ile Bozcaada (Tenedos) ve Tavşan adaları (Iles aux Lapins) dışında, Doğu Akdeniz adaları 


ve özellikle Limmi (Lemnos), Semadirek (Semendirek, Samothrace), Midilli (MitylYne), Sakız (Chio), Sisam 


(Samos) ve Nikarya (Nicaria) adaları üzerinde Yunan egemenliği konusunda 17/30 Mayıs 1913 tarihli Londra 


Andlaşmasının 5 nci ve 1/14 Kasım 1913 tarihli Atina Andlaşmasının 15 nci Maddeleri hükümleri uyarınca 


alınan ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükümetine bildirilen karar, bu Andlaşmanın, İtalya’nın egemenliği 


altına konulan ve 15 nci Maddede belirtilen adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere, doğrulanmıştır. İşbu 


Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, Türk 


egemenliği altında kalacaktır.


MADDE 13


Barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında, 


aşağıdaki tedbirlere uymayı yükümlenir:


1. Bu adalarda hiç bir deniz üssü kurulmayacak, hiç bir istihkam yapılmayacaktır.


2. Yunan askeri uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üstünde uçmaları yasak olacaktır.


Buna karşılık, Türk Hükümeti de askeri uçaklarının bu adalar üstünde uçmalarını yasaklayacaktır.


3. Bu adalarda, Yunan askeri kuvvetleri, askerlik hizmetine çağrılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek 


normal asker sayısında çok olmayacağı gibi, jandarma ve polis kuvvetleri de, bütün Yunan ülkesindeki 


jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalacaktır.


MADDE 14


Türk egemenliği altında kalan İmroz adasıyla Bozcaada, yerel [mahalli] yönetim ile can ve mal güvenliği 


bakımından, Müslüman-olmayan yerli halka gerekli bütün güvenceyi sağlayan, yerel unsurlardan kurulu bir 


özel yönetim örgütünden yararlanacaktır. Bu adalarda düzenin korunması yukarıda öngörülen yerel yönetim 


örgütünün aracılığıyla yerli halktan seçilmiş ve bu örgütün emrinde bulunan bir polis kuvvetince 


sağlanacaktır.


Rum ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin olarak Türkiye ile Yunanistan arasında kararlaştırılmış ya da 


kararlastırılacak olan hükümler, İmroz ve Bozcaada adaları halkına uygulanmayacaktır.


MADDE 15


Türkiye, aşağıda sayılan adalar üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından İtalya yararına vazgeçer: 


Bugünkü durumda İtalya’nin işgali altında bulunan Stampalia (Astropolia), Rodos (Rhodes, Rhodos), Kalki 


(Calki, Khalki), Skarpanto (Scarpanto), Kazos (Casos, Casso), Piskopis (Piscopis, Tilos), Miziroz (Misiros, 


Nisyros), Kalimnos (Calimnos, Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Simi (Symi) ve İstanköy (Cos, Kos), 


adaları ile, bunlara bağlı adacıklar, ve Meis (Castellorizo) adası (2 sayılı Haritaya bakılması).


MADDE 16


Türkiye, işbu Andlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin 


olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu Andlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki 


adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların 


geleceği [kaderi], ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir.


İşbu maddenin hükümleri, Türkiye ile sınırdaş olan ülkeler arasında komşuluk durumları yüzünden 


kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümlere halel vermez.


MADDE 17


Türkiye’nin Mısır ve Sudan üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçisi, 5 Kasım 1914 tarihinden 


başlayarak yürürlüğe girmiş olacaktır.


MADDE 18


Türkiye, Mısır vergisiyle güvence altına alınmış Osmanlı borçlanmaları -başka bir deyimle 1855, 1891 ve 1894 


borçlanmaları- konusundaki bütün yükümlerinden ve borçlarından aklanmıştır [ibra edilmiştir]. Bu üç 


borçlanmanın hizmetleri için Mısır’ın yaptığı yıllık ödemeler, bugün Mısır Devlet Borcu hizmetlerinin 


ödenmesinin bir parçasını oluşturmakta olduğundan, Mısır, Osmanlı Devlet Borcuna [Düyun-u Umumiye-i 


Osmaniye’ye] ilişkin olarak başka her türlü borçlardan aklanmıştır.


MADDE 19


Mısır Devletinin tanınmasından doğan sorunlar, ilgili Devletler arasında saptanacak şartlar içinde, sonradan 


kararlaştırılacak hükümlerle çözüme bağlanacak ve işbu Andlaşma uyarınca Türkiye’den ayrılan topraklara 


ilişkin olarak sözü geçen Andlaşmanın hükümleri Mısır Devletine uygulanacaktır.


MADDE 20


Türkiye, İngiliz Hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinden ilan edilen, Kıbrıs’ın [İngiltere’ye] katılışını tanıdığını 


bildirir.


MADDE 21


5 Kasım 1914 tarihinden Kıbrıs adasında yerleşmiş bulunan Türk uyrukları, yerel kanunun saptadığı şartlar 


içinde, İngiliz uyrukluğunu edinecekler ve bu kimseler Türk uyrukluğunu yitireceklerdir. Bununla birlikte, işbu 


Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde, Türk uyrukluğunu seçme yetenekleri 


olacaktır; bu durumda, seçme hakkını (option) kullandıkları tarihi izleyecek oniki ay içinde Kıbrıs adasından 


ayrılmaları zorunlu olacaktır.


İşbu Andlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte Kıbrıs adasında yerleşmiş olup da, bu tarihte, yerel kanunun 


öngördüğü şartlar içinde yapılmış başvurma üzerine İngiliz uyrukluğunu edinmiş bulunan ya da edinmekte 


olan Türk uyrukları da bu yüzden Türk uyrukluğunu yitireceklerdir.


şurası kararlaştırılmıştır ki, Kıbrıs Hükümetinin, Türk Hükümetinin rızası olmaksızın Türk uyrukluğundan başka 


bir uyrukluk edinmiş olan kimselere, İngiliz uyrukluğunu reddetme yeteneği olacaktır.


MADDE 22


Türkiye, 27 nci Maddenin genel hükümlerine halel gelmemek şartıyla, 18 Ekim 1912 tarihli Lausanne 


Andlaşması ve bu Andlaşmaya ilişkin senetler uyarınca, ne nitelikte olursa olsun, Libya’da yararlandığı bütün 


haklarının ve ayrıcalıklarının kesin olarak sona erdiğini tanıdığını bildirir.


2.ÖZEL HÜKÜMLER


MADDE 23


Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar rejimine ilişkin bugünkü tarihle yapılmış olan Sözleşmede öngörüldüğü üzere 


Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizi’nde ve Karadeniz Boğazı’nda, denizden ve havadan, barış zamanında 


olduğu gibi savaş zamanında da, geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) serbestliği ilkesini kabul ve ilan etmekte görüş 


birliğine varmışlardır. [Boğazlar rejimine ilişkin olarak bugünkü tarihle yapılmış] bu Sözleşme, Yüksek Taraflar 


bakımından, sanki bu Andlaşmanın içindeymiş gibi, aynı güç ve değerde olacaktır.


MADDE 24


İşbu Andlaşmanın 2 nci Maddesinde tanımlanan sınır rejimine ilişkin olarak bugünkü tarihte yapılmış olan 


Sözleşme, işbu Andlaşmaya taraf olan Devletler bakımından, sanki bu Andlaşmanın içindeymiş gibi, aynı güç 


ve değerde olacaktır.


MADDE 25


Türkiye kendisiyle yan yana savaşmış olan Devletlerle öteki Bağıtlı Devletler arasında yapılmış Barış 


Andlaşmaları ile ek Sözleşmeleri tam geçerli olarak tanımadığı, eski Alman İmparatorluğu, Avusturya, 


Macaristan ve Bulgaristan topraklarına ilişkin olarak alınmış ya da alınacak kararları kabul etmeyi ve yeni 


Devletler [bu andlaşmalarda] saptanan sınırlar içinde tanımayı yükümlenir.


MADDE 26


Türkiye, şimdiden, Almanya’nın, Avusturya’nın, Bulgaristan’ın, Yunanistan’ın, Macaristan’ın, Polonya’nın, 


Romanya’nın, Sırp-Hırvat-Sloven Devletinin ve Çeko-Slovakya Devletinin sınırlarını -işbu sınırlar 25 nci 


Maddede belirtilen Andlaşmalar ya da bunları tamamlayıcı bütün sözleşmelerde saptanmış olduğu ya da 


saptanabileceği üzere- tanıdığını ve kabul ettiğini bildirir.


MADDE 27


Türk ülkesinin dışında, işbu Andlaşmayı imzalayan öteki Devletlerin egemenliği ya da koruyuculuğu 


(protectorat) altında bulunan ülkelerin uyrukları ile Türkiye’den ayrılmış ülkelerin uyrukları üzerinde, Türk 


Hükümeti ya da Türk makamlarınca, siyasal, yasamaya ya da yönetime iliskin herhangi bir nedenle olursa 


olsun, hiç bir güç ya da yetki kullanılmayacaktır.


şurası kararlastırılmıştır ki, Müslüman din makamlarının ruhani yetkilerine halel verilmiş değildir.


MADDE 28


Bağıtlı Yüksek Taraflar, her biri kendi yönünden, Türkiye’de Kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığını kabul 


ettiklerini bildirirler.


MADDE 29


Fransız uyrukluğundaki Fas’lılara ve Tunus’lulara, Türkiye’de, her bakımdan, öteki Fransız uyruklarına 


uygulanan rejim uygulanacaktır.


Libya uyrukluğunda olanlara, Türkiye’de, her bakımdan, öteki İtalyan uyruklarına uygulanan rejim 


uygulanacaktır.


İşbu Maddenin hükümleri, Türkiye’de, yerleşmiş, Tunus, Libya ve Fas kökenli kimselerin uyrukluğunu 


etkilememektedir.


Buna karşılık, Türk uyrukları, halkı 1 nci ve 2 nci fıkraların hükümlerinden yararlanan ülkelerde, Fransa ile 


Italya’da yararlandıkları aynı rejimden yararlanacaklardır.


Birinci fıkradaki hükümlerden halkı yararlanan ülkelerden gelen ya da bu ülkelere gönderilen mallara [ticaret 


esyaşına] Türkiye’de uygulanacak rejim ile, buna karşılık, Türkiye’den gelen ya da Türkiye’ye gönderilecek 


mallara bu ülkede uygulanacak rejim, Fransız Hükümeti ile Türk Hükümeti arasında anlaşma ile saptanacaktır.


KESIM II


UYRUKLAR


MADDE 30


İşbu Andlaşmanın hükümleri uyarınca, Türkiye’den ayrılmış ülkelerde yerleşmiş Türk uyrukları hukukça (de 


plein droit) ve yerel yasaların öngördüğü şartlarla, bu ülke hangi Devlete bırakılmışsa o Devletin uyruğu 


olacaklardır.


MADDE 31


Onsekiz yaşını aşmış olup da Türk uyrukluğunu yitiren ve 30 ncu Madde uyarınca hukuk açısından yeni bir 


uyrukluk edinmiş bulunan kimseler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, iki yıllık bir süre 


içinde Türk uyrukluğunu seçebileceklerdir.


MADDE 32


İşbu Andlaşma uyarınca, Türkiye’den ayrılan bir ülkede yerleşmiş ve bu ülkede halkın çoğunluğundan soy [ırk] 


bakımından ayrı olan, 18 yaşını aşmış kimseler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki 


yıllık bir süre içinde, halkın çoğunluğu seçme hakkını (droit d’option) kullanan kişinin soyundan olan 


Devletlerden birinin uyrukluğunu, bu Devletin de buna razı olması şartıyla, edinebileceklerdir.


MADDE 33


31 nci ve 32 nci Maddelerdeki hükümler uyarınca, seçme haklarını (droit d’option) kullanan kimseler, bunu 


izleyen oniki ay içinde konutlarını [ikametgahlarını], seçme haklarını hangi Devlet için kullanmışlarsa o Devletin 


ülkesine taşıtmak zorundadırlar.


Bu gibi kimseler, seçme haklarını kullanmazdan önce, oturmakta oldukları öteki Devletin ülkesinde malik 


oldukları taşınmaz malları ellerinde tutmakta serbest olacaklardır.


Bu gibi kimseler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürebileceklerdir. Bu yüzden, kendilerinden, bu 


malların çıkarılışı ya da sokuluşu için hiç bir vergi ya da resim alınmayacaktır.


MADDE 34


İşbu Andlaşmanın hükümleri uyarinca, Türkiye’den ayrilan bir ülkenin yerli halkindan olup, 18 yasini asmis ve 


İşbu Andlaşmanın yürürlüge girdigi tarihte yabanci ülkelerde yerlesmis bulunan Türk uyrukları, Türkiye’den 


ayrilan ülkelerde yetkilerini [otoritelerini] kullanan Hükümetlerle, yerlesmis bulunduklari ülkelerin Hükümetleri 


arasında yapilmasi gerekli görülebilecek anlasmalar sakli kalmak üzere, yerli halkinda olduklari ülkedeki 


uyruklugu seçebilirler. Bu seçme hakkı (droit d’option), İşbu Andlaşmanın yürürlüge girdigi tarihten baslayarak 


iki yillik bir süre içinde kullanilmalidir.


MADDE 35


Bagitli Devletler, İşbu Andlaşmada, ya da Almanya, Avusturya, Bulgaristan ya da Macaristan ile yapilmis Barış 


Andlaşmalarinda, ya da Türkiye’den baska bagitli Devletlerle ya da onlardan biriyle Rusya arasında, ya da 


kendileri arasında yapilmis bir Andlaşmada öngörülen ve ilgililere, kendileri için edinilmesi mümkün her hangi 


bir uyrukluga geçme olanagini saglayan seçme hakkının (droit d’option) kullanilmasina, herhangi bir engel 


çikartmamayi yükümlenirler.


MADDE 36


İşbu Kesimdeki hükümlerin uygulanmasinda, her bakimdan, evli kadinlarin durumu kocalarinin, ve 18 


yasindan küçük çocuklarin durumu da ana-babalarinin durumuna göre ayarlanacaktir.


KESIM III


AZINLIKLARIN KORUNMASI


MADDE 37


Türkiye, 38 nci Maddeden 44 ncü Maddeye kadar olan Maddelerin kapsadigi hükümlerin temel yasalar olarak 


taninmasini ve hiç bir kanunun, hiç bir yönetmeligin (tüzügün) ve hiç bir resmi islemin bu hükümlere aykiri ya 


da bunlarla çelisir olmamasini ve hiç bir kanun, hiç bir yönetmelik (tüzük) ve hiç bir resim islemin söz konusu 


hükümlerden üstün sayilmamasini yükümlenir.


MADDE 38


Türk Hükümeti, Türkiye’de oturan herkesin, dogum, bir ulusal topluluktan olma [milliyet, nationalitY], dil, soy 


ya da din ayirimi yapmaksizin, hayatlarini ve özgürlüklerini korumayi tam ve eksiksiz olarak saglamayi 


yükümlenir.


Türkiye’de oturan herkes, her inancin, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallariyla çatismayan 


gereklerini, ister açikta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktir.


Müslüman-olmayan azinliklar, bütün Türk uyruklarına uygulanan ve Türk Hükümetince, ulusal savunma 


amaciyla ya da kamu düzeninin korunmasi için, ülkenin tümü ya da bir parçasi üzerinde alinabilecek tedbirler 


sakli kalmak sartiyla, dolasim ve göç etme özgürlüklerinden tam olarak yararlanacaklardir.


MADDE 39


Müslüman-olmayan azinliklara mensup Türk uyrukları, Müslümanlarin yararlandiklari ayni yurttaslik [medeni] 


haklariyla siyasal haklardan yararlanacaklardir.


Türkiye’de oturan herkes, din ayirimi gözetilmeksizin, kanun önünde esit olacaktir.


Din, inanç ya da mezhep ayriligi, hiç bir Türk uyrugunun, yurttaslik haklariyla [medeni haklarla] siyasal 


haklarindan yararlanmasina, özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da 


çesitli mesleklerde ve is kollarinda çalisma bakimindan, bir engel sayilmayacaktir.


Herhangi bir Türk uyrugunun, gerek özel gerekse ticaret iliskilerinde, din, basin ya da her çesit yayin 


konulariyla açik toplantilarinda, diledigi bir dili kullanmasina karsi hiç bir kisitlama konulmayacaktir.


Devletin resmi dili bulunmasina ragmen, Türkçeden baska bir dil konusan Türk uyruklarına, mahkemelerde 


kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakimindan uygun düsen kolayliklar saglanacaktir.


MADDE 40


Müslüman-olmayan azinliklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakimindan hem de uygulamada, öteki 


Türk uyruklarıyla ayni islemlerden ve ayni güvencelerden [garantilerden] yararlanacaklardir. Özellikle, 


giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayir kurumlariyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve 


buna benzer ögretim ve egitim kurumlari kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini 


serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularinda esit hakka sahip olacaklardir.


MADDE 41


Genel [kamusal] egitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman-olmayan uyrukların önemli bir oranda 


oturmakta olduklari il ve ilçelerde, bu Türk uyruklarınin çocuklarina ilk okullarda ana dilleriyle ögretimde 


bulunulmasini saglamak bakimindan, uygun düsen kolayliklari gösterecektir. Bu hüküm, Türk Hükümetinin, 


söz konusu okullarda Türk dilinin ögrenimini zorunlu kilmasina engel olmayacaktir.


Müslüman-olmayan azanliklara mensup Türk uyruklarınin önemli bir oranda bulunduklari il ve ilçelerde, söz 


konusu azinliklar, Devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, egitim, din ya da hayir islerine genel 


gelirlerden saglanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrilmasina hak gözetirlige uygun ölçülerde 


katilacaklardir.


Bu paralar, ilgili kurumlarin (Ytablissements et institutions) yetkili temsilcilerine teslim edilecektir.


MADDE 42


Türk Hükümeti, Müslüman-olmayan azinliklarin aile durumlarilya [statüleriyle, aile hukukuyla] kisisel 


durumlarin [statüleri, kisi halleri] konusunda, bu sorunlarin, söz konusu azinliklarin gelenek ve görenekleri 


uyarinca çözümlenmesine elverecek bütün tedbirleri almagi kabul eder.


Bu tedbirler, Türk Hükümetiyle ilgili azinliklardan her birinin esit sayida temsilcilerinden kurulu özel 


Komisyonlarca düzenlenecektir. Anlasmazlik çikarsa, Türk Hükümetiyle Milletler Cemiyeti Meclisi, Avrupa’li 


hukukçular arasından birlikte seçecekleri bir üst-hakem atayacaklardir.


Türk Hükümeti, söz konusu azinliklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarina tam bir 


koruma saglamayi yükümlenir. Bu azinliklarin Türkiye’deki vakiflarina, din ve hayir isleri kurumlarina her türlü 


kolayliklar ve izinler saglanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayir kurumlari kurulmasi için, bu nitelikteki 


öteki özel kurumlara saglanmis gerekli kolayliklardan hiç birini esirgemeyecektir.


MADDE 43


Müslüman-olmayan azinliklara mensup Türk uyrukları, inançlarina ya da dinsel ayinlerine aykiri herhangi bir 


davranista bulunmaga zorlanamayacaklari gibi, hafta tatili günlerinde mahkemelerde hazir bulunmalari ya da 


kanunun öngördügü herhangi bir islemi yerine getirmemeleri yüzünden haklarini yitirmeyeceklerdir.


Bununla birlikte bu hüküm, söz konusu Türk uyruklarıni, kamu düzeninin korunmasi için, öteki Türk 


uyruklarına yükletilen yükümler disinda tutar anlamina gelmeyecektir.


MADDE 44


Türkiye, bu Kesimin bundan önceki Maddelerdeki hükümlerin, Türkiye’nin Müslüman-olmayan azinliklariyla 


ilgili oldugu ölçüde, uluslararasi nitelikte yükümler meydana getirmelerini ve Milletler Cemiyetinin güvencesi 


[garantisi] altina konulmalarini kabul eder. Bu hükümler, Milletler Cemiyeti Meclisinin çogunlugunca uygun 


bulunmadikça, degistirilemeyecektir. Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya ve Japon Hükümetleri, Milletler 


Cemiyeti Meclisinin çogunlugunca razi olunacak herhangi bir degisikligi reddetmemegi, İşbu Andlaşma 


uyarinca kabul ederler.


Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin, bu yükümlerden herhangi birine aykiri herhangi bir 


davranisi ya da böyle bir davranista bulunma tehlikesini Meclise sunmaga yetkili olacagini ve Meclisin, 


duruma göre, uygun ve etkili sayacagi yolda davranabilecegini ve gerekli görecegi yönergeleri [talimati] 


verebilecegini kabul eder.


Türkiye, bundan baska, bu maddelere iliskin olarak, hukuk bakimindan ya da uygulamada, Türk Hükümetiyle 


imzaci öteki Devletlerden herhangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisine üye herhangi bir baska Devlet 


arasında görüs ayriligi çikarsa, bu anlasmazligin, Milletler Cemiyeti Misakinin 14 ncü Maddesi uyarinca 


uluslararasi nitelikte sayilmasini kabul eder. Türk Hükümeti, böyle bir anlasmazligin, öteki taraf isterse, 


Milletlerarasi Daimi Adalet Divanina götürülmesini kabul eder. Divanin karari kesin ve Milletler Cemiyeti 


Misakinin 13 ncü maddesi uyarinca verilmis bir karar gücünde ve degerinde olacaktir.


MADDE 45


Bu Kesimdeki hükümlerle, Türkiye’nin Müslüman-olmayan azinliklarina taninmis olan haklar, Yunanistan’ca da, 


kendi ülkesinde bulunan Müslüman azinliga taninmistir.


BÖLÜM III


MALI HÜKÜMLER


KESIM I


OSMANLI DEVLET BORCU


MADDE 46


İşbu Kesime ekli çizelgede belirtildigi üzere, Osmanli Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye-i], Türkiye, 1921-1913 


Balkan Savaslari sonucu olarak kendilerine Osmanla Imparatorlugundan topraklar katilmis Devletler, İşbu 


Andlaşmanın 12 nci ve 15 nci Maddelerinde belirtilen adalarla, bu Maddenin son fikrasinda belirtilen toprak 


parçasi kendilerine birakilmis olan Devletler ve, son olarak, İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli 


Imparatorlugundan ayrilmis Asya topraklari üzerinde yeni kurulan Devletler arasında, İşbu Kesimde belirtilen 


sartlar içinde, bölüstürülecektir. Bundan baska, yukarıda belirtilen bütün bu Devletler, 53 ncü Maddede 


gösterilen tarihlerden baslayarak, Osmanli Devlet Borcu hizmetlerinin ödenmesine iliskin yillik yükümlere 


[taksitlere] de, İşbu kesimde belirtilen sartlar içinde, katilacaklardir.


Türkiye, 53 ncü Maddede belirtilen tarihlerden baslayarak, öteki Devletlere yükletilmis katilma paylarindan artik 


hiç bir biçimde sorumlu tutulmayacaktir.


1 Agustos 1914 tarihinde Osmanli egemenligi altinda olup, Türkiye’nin, İşbu Andlaşmanın 2 ncü Maddesinde 


saptanan sınırlari disinda bulunan Trakya arazi, Osmanli Devlet Borcunun bölüstürülmesi konusunda, İşbu 


Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis gibi sayilacaktir.


MADDE 47


Osmanli Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye-i Osmaniye] Meclisi, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden 


baslayarak üç aylik bir süre içinde İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde yazili borçlanmalara iliskin olan 


ve ilgili Devletlerden her birine düsen yillik taksitlerin tutarini, 50 nci ve 51 nci Maddelerde kabul edilmis 


esaslara dayanarak saptayacak ve bu tutari sözü geçen Devletlere bildirecektir.


Bu Devletler, Osmanli Borcu Meclisinin bu konudaki çalismalarini izlemek üzere, Istanbul’a temsilciler 


gönderebileceklerdir.


Osmanli Devlet Borcu Meclisi, Bulgaristan ile yapilmis 27 Kasim 1919 tarihli Andlaşmanın 134 ncü Maddesinde 


öngörülen görevleri de yerine getirecektir.


İşbu bu Maddede yazili ilkelerin uygulanmasi konusunda, ilgili taraflar arasında dogabilecek her türlü 


anlasmazliklar, 1 nci fikrada belirtilen bildirinin yapilmasi tarihinden baslayarak en çok bir ay içinde, Milletler 


Cemiyeti Meclisinden atanmasi rica edilecek bir hakeme sunulacak ve bu hakem, en çok üç aylik bir süre 


içinde kararini verecektir. Hakemin kararlari kesin olacaktir. Anlasmazligin sözü geçen hakeme sunulmus 


olmasi, yillik taksitlerin ödenmesini geciktirmeyecektir.


MADDE 48


İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde gösterilen Osmanli Devlet Borcunun aralarinda bölüstürülecegi, 


Türkiye’den baska Devletler, 47 nci Maddede öngörülen aylik taksitlerden her birine düsen pay konusunda, 47 


nci Madde uyarinca kendilerine yapilacak bildiri gününden baslayarak üç aylik bir süre içinde, Osmanli Devlet 


Borcu Meclisine, kendi paylarinin güvence altina alinmasi için yeterli saglancalar [karşılıklar, rehinler] 


vereceklerdir. Bu saglancalar yukarıda belirtilen süre içinde gösterilmemis olursa, ya da bu saglancalarin 


uygun olup olmadigi konusunda anlasmazlik çikarsa, İşbu Andlaşmanın Imzacisi Devletlerden herhangi 


birince, Milletler Cemiyeti Meclisine basvurulabilecektir.


Milletler Cemiyeti Meclisi, saglanca olarak ayrilan gelirlerin toplanmasini, aralarinda Borcun bölüstürülmüs 


oldugu, Türkiye disindaki Devletlerde bulunan uluslararasi maliye örgütlerine emanet edebilecektir. Milletler 


Cemiyeti Meclisinin kararlari kesin olacaktir.


MADDE 49


Ilgili Devletlerden her birine düsecek yillik taksitler tutarinin 47 nci Madde hükümleri uyarinca kesin olarak 


saptanmasina girişilecegi günden baslayarak bir aylik bir süre içinde, İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) 


Bölümünde gösterilen Osmanli Devlet Borcunun nominal anaparasinin bölüstürülme yol ve yöntemlerini 


saptamak üzere, Paris’de bir komisyon toplanacaktir. Bu bölüstürme, yillik taksitlerin bölüstürülmesi için kabul 


edilen oranlara göre, borçlanma sözlesmeleriyle İşbu Kesimin hükümleri göz önünde tutularak, yapilacaktir.


1 nci fikrada öngörülen Komisyon, Türk Hükümetinin bir temsilcisiyle, Osmanli Devlet Borcu Meclisinin 


temsilcilerinden, Birlestirilmis Borç ve Ikramiyeli Türk Tahvilleri [Düyun-u Muvahhide ve Ikramiyeli Türk 


Tahvilati, la Detta unifiYe et les Lots turc] disinda kalan Osmanli Devlet Borcunun bir temsilcisinden ve ilgili 


Devletlerden her birinin atayabilecegi birer temsilciden kurulacaktir. Komisyonda görüs birligine 


varilamayacak bütün sorunlar, 47 nci Maddenin 4 ncü fikrasinda öngörülen hakeme sunulacaktir.


Türkiye, kendi payini temsil etmek üzere yeni borç senetleri çikarmaga karar verirse, Borç anaparasinin 


bölüstürülmesi, önce, Türkiye bakimindan, Türk Hükümetinin temsilcisinden, Osmanli Devlet Borcu 


temsilcisinden ve Birlestirilmis Borç ve Ikramiyeli Türk Tahvilleri disindaki borcun temsilcilerinden kurulu bir 


Komitece yapilacaktir. Yeni çikartilmis borç senetleri Komisyona teslim edilecektir; Komisyon da, bunlarin, bir 


yandan Türkiye’nin aklanmis [ibra edilmis] oldugunu, öte yandan da borç senetlerini ellerinde bulunduranlarin, 


Osmanli Devlet Borcundan kendilerine bir pay düsen öteki Devletlere karsi haklarini göz önünde tutarak, borç 


senetlerini ellerinde bulunduranlara verilmesini saglayacaktir. Osmanli Devlet Borcundan her Devlete düsecek 


payi temsil etmek üzere çikartilacak senetler, Bagitli Yüksek Taraflarin ülkelerinde, her türlü damga 


resimlerinden ya da bu senetlerin çikartilmasinin yol açabilecegi her çesit vergilerden bagisik tutulacaktir.


Ilgili Devletlerden her birine düsecek yillik taksitlerin ödenmesi, İşbu Maddenin, nominal anaparanin 


bölüstürülmesine iliskin hükümleri yüzünden, ertelenmeyecektir.



MADDE 50


Yillik taksitlerin 47 nci Maddede öngörülen bölüstürülmesi ile, Osmanli Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye-i 


Osmaniye] nominal anaparanin 49 ncu Maddede sözü edilen bölüstürülmesi, asagidaki gibi yapilacaktir:


(1) 17 Ekim 1912 tarihinden önce borçlanmalar ve onlara iliskin yükümler, 1912-1913 Balkan Savaslarindan 


sonraki durumda Osmanli Imparatorlugu ile, Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan toprak 


almis Balkan Devletleri ve İşbu Andlaşmanın 12 nci Maddesinde belirtilen adalar kendilerine verilmis olan 


Devletler arasında bölüstürülecektir; bu savaslara son veren Andlaşmalarin ya da sonradan yapilan 


Andlaşmalarin yürürlüge girislerinden bu yana meydana gelen ülke degisiklikleri de göz önünde tutulacaktir.


(2) Bu ilk bölüstürmeden sonra, Osmanli Imparatorlugunun üzerinde kalmis borçlanmalarin ve onlara iliskin 


yillik taksitlerin, 17 Ekim 1912 ile 1 Kasim 1914 tarihi arasında, Osmanli Imparatorlugunun yapmis oldugu 


borçlanmalarin ve bunlara iliskin taksitlerin ertelenmesiyle artmis olan geri kalan parçasi [bakiyesi], Türkiye ile, 


bu Andlaşma uyarinca kendilerine Osmanli Imparatorlugundan toprak katilmis Asya’da yeni kurulmus 


Devletler ve bu Andlaşmanın 46 nci Maddesinde belirtilen topragin kendisine verilmis bulundugu Devlet 


arasında bölüstürülecektir.


Anaparanin bölüstürülmesi, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişi tarihinde her borçlanmanin anaparasinin tutari 


üzerinden yapilacaktir.


MADDE 51


50 nci Maddede öngörülen bölüstürme sonucu olarak, Osmanli Devlet Borcu’nun [Düyun-u Umumiye-i 


Osmaniye’nin] yillik borçlarindan, ilgili her Devlete düsen pay söyle saptanacaktir:


(1) 50 nci Maddenin lik fikrasinda öngörülen bölüstürme için, önce, 12 nci ve 15 nci Maddelerde belirtilen 


adalar ile, Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis topraklarin tümüne düsen payin 


saptanmasina girişilecektir. Bu payin 50 nci Maddenin 1 nci paragrafi hükümleri uyarinca bölüstürülmesi 


gereken yillik taksitler toplam tutarina göre tutari, yukarıda sözü geçen adalarla topraklarin, birlikte 


hesaplanan ortalama genel gelirinin, Osmanli Imparatorlugunun 1910-1911 ve 1911-1912 mali yillari içindeki -


1907 yilinda konulmus ek gümrük vergisi gelirini de kapsamak üzere- ortalama genel gelirine olan oranina esit 


oranda olacaktir.


Böylece saptanan tutar, daha sonra, bir önceki fikrada öngörülen topraklar kendilerine verilmis bulunan 


Devletler arasında bölüstürülecektir; bu islem üzerine, sözü geçen Devletlerin her birine düsen payin, 


aralarinda bölüsülen toplam tutara göre orani, Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan 


ayrilmis bütün topraklar ile 12 nci ve 15 nci Maddelerde belirtilen adalarin -1910-1011 ve 1911-1912 mali yillari 


içindeki- genel ortalama geliri oraniyla ayni oranda olacaktir. Bu fikrada öngörülen gelirlerin hesaplanmasinda, 


gümrük vergi gelirleri dikkate alinmayacaktir.


(2) 46 nci Maddenin son fikrasinda belirtilen topragi da kapsamak üzere, İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli 


Imparatorlugundan ayrilan topraklara gelince, ilgili Devletlerden her birine düsen payin, 50 nci Maddenin 2 nci 


fikrasi hükümleri uyarinca bölüstürülecek yillik taksitlerin toplam tutarina göre tutari, ayrilan topraklarin 


ortalama gelirinin 1910-1911 ve 1911-1912 mali yillari içindeki -1907 yilinda konulmus ek gümrük vergisi gelirini 


de kapsamak üzere- Osmanli Imparatorlugunun, 1 nci paragrafta belirtilen topraklarla adalarin payinin 


düsülmesinden sonraki ortalama toplam gelirine olan oranina esit oranda olacaktir.


MADDE 52


İşbu Kesime bagli çizelgenin (B) Bölümünde öngörülen öndelikler [avanslar], Türkiye ile 46 nci Maddede 


belirtilen öteki Devletler arasında, asagidaki sartlar içinde bölüstürülecektir:


(1) Çizelgede gösterilen ve 17 Ekim 1912 tarihinde varolan öndeliklerin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge 


konulmasi tarihinde ödenmemis bulunan anaparasi varsa, İşbu anapara ile, bunun, 53 ncü Maddenin birinci 


fikrasinda belirtilen tarihlerden bu yana birikmis faizleri ve bu tarihlerden sonra yapilmis bulunan ödemeler, 50 


nci maddenin birinci paragrafi ile 51 nci maddenin birinci paragrafi hükümleri uyarinca bölüstürümecektir.


(2) Bu ilk bölüstürmeden sonra, Osmanli Imparatorlugu üzerinde kalan borçlara ve bu Imparatorlukça 17 Ekim 


1912 ve 1 Kasim 1914 tarihleri arasında alinmis ve çizelgede gösterilen öndeliklere gelince, İşbu Andlaşmanın 


yürürlüge giris tarihinde ödenmemis anapara varsa, bu anapara ile, bunun, 1 Mart 1920 tarihine kadar birikmis 


faizleri ve bu tarihten sonra yapilmis ödemeler, 50 nci Maddenin 2 nci paragrafi ile 51 nci Maddenin 2 nci 


paragrafi hükümleri uyarinca bölüstürülecektir.


Osmanli Devlet Borcu Meclisi, söz konusu öndeliklerden [avanslardan] ilgili Devletlerden her birine düsen 


payin tutarini, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde saptayacak ve bu 


tutari söz konusu Devletlere bildirecektir.


Türkiye’den baska Devletlerin borçlu tutulduklari paralar, bu Devletlerce, Osmanli Devlet Borcu Meclisine 


ödenecek, ya da Türkiye’nin bu Devletler hesabina gerek faiz gerekse borcun karsiligi olarak ödemis 


bulundugu para tutarina esit bir tutari buluncaya kadar, Türk Hükümeti hesabina gelir yazilacaktir.


Bir önceki fikrada öngörülen ödemeler, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak yillik bes esit 


taksitle yapilacaktir. Söz konusu ödemelerin Osmanli Imparatorlugunun alacaklilarina yapilacak parçasi, 


öndeki sözlesmelerinde sart kosulan faizleri de kapsayacak ve Türk Hükümetine düsen parçasi ise faizsiz 


ödenecektir.


MADDE 53


Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan ayrilan topraklari kendilerine katmis olan Devletlerce 


ödenmesi gereken, İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde belirtilmis bulunan Osmanli Devlet Borcu 


borçlanmalarinin yillik taksitleri, bu topraklarin sözü geçen Devletlere katilmasini saglamis bulunan 


Andlaşmalarin yürürlüge giris tarihinden baslayarak, ödenmesi gerekli duruma gelecektir. 12 nci Maddede 


belirtilen adalara iliskin yillik taksit 1/14 Kasim 1914 den baslayarak ve 15 nci Maddede belirtilen adalara iliskin 


yillik taksit de 17 Ekim 1912 den baslayarak ödenmesi gerekli duruma gelecektir.


İşbu Andlaşma uyarinca, Osmanli Imparatorlugundan ayrilan Asya’daki topraklar üzerinde yeni kurulmus 


Devletlerin ve 46 nci Maddenin son fikrasinda belirtilen topragi kendisine katan Devletin borçlu olduklari yillik 


taksitler, 1 Mart 1920 tarihinden baslayarak ödenmesi gerekli duruma gelecektir.


MADDE 54


İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde sayilan 1911-1912 ve 1913 yillari Hazine Tahvilleri (Bons de TrYsor), 


sözlesmelerinde öngörülen ödeme tarihlerinden baslayarak on yil içinde, kararlastirilmis faizleriyle birlikte 


ödeneceklerdir.


MADDE 55


Aralarinda Türkiye de bulunmak üzere 46 nci Maddede belirtilen Devletler, İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) 


Bölümünde gösterildigi üzere Osmanli Devlet Borcundan kendilerinde düsen ve 53 ncü Maddede belirtilen 


tarihlerden baslayarak ödenmesi gerekirken ödenmemis bulunan yillik taksitlerin tutarini Osmanli Devlet 


Borcu Meclisine ödeyeceklerdir. Bu ödeme, İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak, esit yirmi 


taksitle, faizsiz yapilacaktir.


Türkiye’den baska Devletlerin Osmanli Devlet Borcu Meclisine ödedikleri yillik taksitler, Borç Meclisince, söz 


konusu Devletler hesabina Türkiye’nin ödemis oldugu para tutarini buluncaya kadar, Türkiye’nin borçlu 


kalabilecegi gecikmis taksitler hesabindan düsülecektir.


MADDE 56


Bundan böyle, Osmanli Devlet Borcu Yönetim Meclisinde, ellerinde borç senetleri bulunduran Almanlarin, 


Avusturya’lilarin ve Macarlarin temsilcileri [vekilleri] bulunmayacaktir.


MADDE 57


Osmanli Devlet Borcu borçlanmalariyla faizlerine ve karsiligi Misir vergisi ile saglanmis olan 1855, 1891 ve 


1894 borçlanmalarina iliskin faizsiz kuponlarin sunulmasina iliskin süreler ile, sözü geçen borçlanmalardan 


adçekme vurmus olan borç senetlerinin ödenmek üzere sunulma süreleri, Yüksek Bagitli Taraflar ülkesinde 29 


Ekim 1914 tarihinden baslayarak İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişini izleyecek üç ayin sona ermesine kadar 


ertelenmis sayilacaktir.


KESIM II


ÇESITLI HÜKÜMLER


MADDE 58


Bir yandan Türkiye ve öte yandan (Yunanistan disinda) öteki Bagitli Devletler, bu Devletlerle (tüzem kisileri de 


kapsamak üzere) uyruklarınin, 1 Agustos 1914 tarihiyle İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihi arasındaki süre 


boyunca ugramis olduklari, gerek savas eylemleri, gerekse zoralim, haciz, diledigi gibi kullanma ve elkoyma 


tedbirlerinden dogan kayip ve zararlardan dolayi her türlü parasal istemde bulunanma hakkında karşılıkli 


olarak vazgeçerler.


Bununla birlikte, yukarıdaki hüküm, İşbu Andlaşmanın II ncü Bölümünde (Ekonomik hükümleri) öngören 


hükümlere halel getirmeyecektir.


Türkiye, Almanya ile yapilmis 28 Haziran 1919 tarihli Barış Andlaşmasınin 259 ncu Maddesinin birinci fikrasi ve 


Avusturya ile yapilmis 10 Eylül 1919 tarihli Barış Andlaşması 210 ncu Maddesinin birinci fikrasi uyarinca, 


Almanya ile Avusturya’nin geçirmis [transfer etmis] olduklari altin paralar üzerindeki her türlü haktan, 


(Yunanistan disinda) öteki Bagitli Devletler yararina vazgeçer.


Sürüme [tedavüle] çikarilan birinci tertip Türk kagit paralarina iliskin olarak, gerek 20 Haziran 1331 (3 Temmuz 


1915) tarihli sözlesme, gerekse söz konusu kagit paralarin arkasinda yazili metin uyarinca, Osmanli Devlet 


Borcu Meclisine yükletilmis bütün ödeme yükümleri geçersiz sayilmistir.


Bunun gibi, Türkiye, Osmanli Hükümetince Ingiltere’ye ismarlanmis ve Ingiliz Hükümetince 1914 de elkonmus 


olan savas gemileri için ödenmis bulunan paranin geri verilmesini Ingiliz Hükümetinden ya da Ingiliz 


uyruklarından istememegi kabul eder ve bu yüzden her türlü istemde bulunmaktan vazgeçer.


MADDE 59


Yunanistan, Anadolu’da, savas yasalarina aykiri olarak, Yunan ordusu ya da Yunan yönetiminin eylemleriyle 


islenmis zararlari onarma yükümünü kabul eder.


Öte yandan, Türkiye, Yunanistan’in, savasin uzamasindan ve savas sonuçlarindan dogan mali durumunu 


dikkate alarak, onarimlar karsiligi olarak, Yunan Hükümetine karsi yöneltebilecegi her türlü zarar-giderim 


isteminde kesinlikle vazgeçer.


MADDE 60


Gerek Balkan Savaslari sonucu olarak gerekse İşbu Andlaşma ile, kendilerine Osmanli Imparatorlugundan bir 


toprak parçasi ayrilmis ya da ayrilan Devletler, Osmanli Imparatorlugunun bu toprak parçasinda bulunan her 


türlü tasınır ve tasinmaz mallari, herhangi bir karşılık ödemeksizin, edinmis olacaklardir.


surasi kararlastirilmistir ki, 26 Agustos 1324 (8 Eylül 1908) ve 20 Nisan 1325 (2 Mayis 1909) tarihli Iradelerde, 


Hazine-i Hassa’dan (Liste civile) Devlete geçirilmesi buyrulmus olan tasınır ve tasinmaz mallarla, 30 Ekim 


1918’de, bir kamu hizmeti yararina Hazine-i Hassa’ca yönetilen mallar, sözü geçen Devletler Osmanli 


Imparatorlugunun yerini almis olduklarindan ve bu mallar üzerinde kurulmus bulunan Vakiflarin geçerli 


taninmasi sartiyla, bir önceki fikrada belirtilen tasınır ve tasinmaz mallarin kapsami içinde bulunmaktadirlar.


Gerek Balkan Savaslari sonucu olarak, gerek daha sonra Yunanistan’a geçmis eski Osmanli Imparatorlugu 


topraklarinda bulunan ve Hazine-i Hassa’dan Devlete geçmis tasınır ve tasinmaz mallar konusunda, Türk 


Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında çikan anlasmazlik, 1/14 Kasim 1913 tarihli Atina Andlaşmasına ekli özel 


bir protokol uyarinca yapilacak bir hakemlik sözlesmesine göre, La Haye’de bir hakemlik mahkemesine 


götürülücektir.


İşbu Maddenin hükümleri, Hazine-i Hassa adina yazitli bulunan ya da Hazine-i Hasa’ca yönetilen ve bu 


Maddenin 2 nci ve 3 ncü fikralarinda öngörülmeyen tasınır ve tasinmaz mallarin hukuksal niteligini 


degistirmeyecektir.


MADDE 61


Türk sivil ya da askeri emeklilik maasindan yararlananlardan, İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye’den baska bir 


Devletin uyrukluguna geçmis bulunanlar, emeklilik maaslarina iliskin olarak Türk Hükümetine karsi herhangi 


bir istemde bulunamayacaklardir.


MADDE 62


Türkiye, Almanya ile Versailles’de 28 Haziran 1919 tarihinde yapilmis Barış Andlaşmasınin 261 nci Maddesi, ve 


Avusturya ile 10 Eylül 1919 da, Bulgaristan ile 27 Kasim 1919 da ve Macaristan ile 4 Haziran 1920 de yapilmis 


Barış Andlaşmalarinin bu konuyla ilgili maddeleri uyarinca, Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan’in, 


Türkiye’den olan bütün alacaklarinin [Bagitli Devletlere] geçirilmesini [transferini] kabul eder.


Bagitli öteki Devletler, bu yüzden Türkiye’ye düsen borçlardan Türkiye’yi aklanmis [ibra edilmis] saymayi razi 


olurlar.


Türkiye’nin, Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan’dan olan alacaklari da sözü geçen Bagitli 


Devletlere geçirilmistir.


MADDE 63


Türk Hükümeti, öteki Bagitli Devletlerle görüs birligi içinde, savastan sonra Almanya’dan Türkiye’ye 


gönderilecek mallarin tutarina karşılık olarak, Alman Hükümetince sürüme çikartilmis kagit paralari belli bir 


kambio degeri üzerinden kabul edecegi konusunda girmis oldugu yükümlerden Alman Hükümetini aklanmis 


[kurtulmus, ibra edilmis] saydigini bildirir.


BÖLÜM III


EKONOMIK HÜKÜMLER


MADDE 64


Bu Bölümde, „Müttefik Devletler“ (Puissances alliYes) terimi, Türkiye’den baska bagitli Devletler anlamina 


gelmektedir; „Müttefik uyrukları“ (ressortissants alliYes) terimi, Türkiye’den baska bagitli Devletlerin 


uyruklugunda bulunan ya da bu Devletlerin koruyuculugu (protectorat) altinda bulunan bir Devletin ya da bir 


ülkenin uyruklugunda olan gerçek kisileri, dernekleri ve kurumlari kapsamaktadir.


Bu Bölümün, sözü geçen „Müttefik uyrukları“na iliskin hükümleri, Müttefik Devletlerin uyruklugunda 


bulunmamakla birlikte, bu Devletlerin olgusal [fiili] korumasindan (protection) yararlanmis bulunmalari 


yüzünden, Osmanli makamlarinca kendilerine Müttefik uyrukları gibi islem yapilmis ve bu yüzden de zarar 


görmüs olan kimselere de uygulanacaktir.


KESIM I


MALLAR, HAKLAR VE ÇIKARLAR


MADDE 65


İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinde Türk egemenligi altinda kalmis bir ülkede bugün de bulunup kimligi 


ortaya konulabilecek ve 29 Ekim 1914 tarihinde Müttefiklerin uyrugu olan kimselere ait mallar, haklar ve 


çikarlar, bulunduklari durumlariyla, derhal hak sahiplerine geri verilecektir.


karşılıkli olarak, 29 Ekim 1914 tarihinde Müttefik Devletlerin egemenligi ya da koruyuculugu altina konulmus 


ülkelerde ya da Balkan Savaslarindan sonra Osmanli Imparatorlugundan ayrilarak bugün sözü geçen 


Devletlerin egemenligi altina konulmus ülkelerde bulunup da Türk uyruklarına ait olan mallar, haklar ve 


çikarlar, derhal hak sahiplerine geri verilecektir. İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis 


ülkelerde bulunan ve Müttefik Devletler makamlarinca tasfiye konusu yapilmis ya da baska herhangi 


olaganüstü tedbirler uygulanmis, Türk uyruklarına ait olan mallar, haklar ve çikarlar konusunda da bu hüküm 


uygulanacaktir.


İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis bir ülkede bulunup, Osmanli Hükümetince 


uygulanan kural-disi [istisnai] bir savas tedbirine konu olduktan sonra, bu ülkede yetkilerini [otoritesini] 


kullanan Bagitli Yüksek Taraflarin simdi elinde bulunan mallardan kimligi ortaya konulabilecek olanlar, 


bulunduklari durumlariyla, mesru maliklerine geri verilecektir. Bu ülkede yetkilerini [otoritesini] kullanan Bagitli 


Devletçe tasfiye edilmis tasinmaz mallar konusunda da ayni islem yapilacaktir. Özel kisiler arasında bunlar 


disinda kalan istemler, yetkili yerel mahkemelere sunulacaktir.


Istenmis mallarin kimin oldugu ya da bunlarin geri verilisi konusunda ortaya çikacak her türlü anlasmazliklar, 


bu Bölümün V nci Kesiminde öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesine sunulacaktir.


MADDE 66


64 nci Maddenin 1 nci ve 2 nci fikralarindaki hükümleri yürürlüge koymak için, Bagitli Yüksek Taraflar, en hizli 


bir yönetim süreci uygulayarak, maliklerin rizasi olmaksizin konmus olabilecek her türlü yükümlerden ya da 


yararlanma haklarindan arinmis olarak, maliklere, mallarini, haklarini ve çikarlarini geri verdireceklerdir. Mallari, 


haklari ve çikarlari, bu geri verdirmeyi yaptiracak olan Hükümetten dolayli ya da dolaysiz olarak edinmis olan 


ve bu geri vermeden zarara ugramis bulunabilecek üçüncü kisilerin zararlarini gidermekle, geri verdirmeyi 


yaptiran Hükümet yükümlü olacaktir. Bu zarar-giderim konusunda ortaya çikabilecek olan anlasmazliklarin 


çözümünde ortak (genel) hukuk mahkemeleri yetkili olacaklardir.


Bütün öteki durumlarda, zarar-giderimde bulunmalari gerekenlere karsi, zarara ugramis üçüncü kisilerin dava 


açma haklari olacaktir.


Bu amaçla, Bagitli Yüksek Taraflarca, düsman mallarina, haklarina ve çakarlarina iliskin olarak alinmis bütün 


kullanim (geçirim) islemleri ya da baska olaganüstü savas tedbirleri -henüz tamamlanmamis bir tasfiye söz 


konusu ise- derhal kaldirilacak ve durdurulacaktir. Istemde bulunan maliklerin mallari, haklari ve çikarlari -


bunlarin sahipleri belli olur olmaz- derhal geri verilerek, bu istemler yerine getirilecektir.


Geri verilmesi 65 nci Maddede öngörülen mallar, haklar ve çikarlar, İşbu Andasmanin imzasi tarihinde Bagitli 


Yüksek Taraflardan birinin yetkili makamlarinca tasfiye edilmis bulunursa, bu Bagitli Taraf, tasfiye tutarini, 


mallarin, haklarin ve çikarlarin maliklerine ödeyerek, geri verme yükümünden aklanmis [kurtulmus, ibra 


edilmis] olacaktir. Malikin basvurmasi üzerine, Hakemlik Karma Mahkemesi, tasfiyenin hakli bir degeri 


tutturacak kosullar altinda yapilmamis oldugu kanisinda bulunursa, bu Mahkeme, taraflar anlasamazlarsa, 


tasfiyeden elde edilen geliri, hakgözetirlige uygun görecegi ölçüde arttirabilecektir. Söz konusu mallar, haklar 


ve çikarlar, malikleriyle yapilmis anlasmadan ya da yukarıda öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesinin 


kararindan sonra iki ay içinde ödeme yapilmamissa, geri verilecektir.


MADDE 67


Bir yandan Yunanistan, Romanya, Sirp-Hirvat-Sloven Devleti, ve öte yandan Türkiye, Türkiye ülkesinde ve 


karşılıkli olarak, Yunanistan, Romanya ve Sirp Hirvat-Sloven Devleti ülkelerinde, ordularinca ya da yönetim 


makamlarinca elkonmus, haczedilmis ve geçici olarak elkonulmus olup da simdi de bu ülkede bulunan her 


türlü tasınır mallarin kendi ülkelerinde aranmasini ve bulunanlarin geri verilmesini, gerek uygun düsen 


yönetim tedbirleri alarak, gerekse bunlara iliskin bütün belgeleri teslim ederek, kolaylastiracaktir.


Bu arastirma ve geri verme, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ordularinca makamlarinca, 


Yunanistan, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Devleti ülkesinde haczedilmis ya da geçici olarak elkonulmus ve 


Türkiye’ye ya da Türk uyruklarına geçirilmis mallarla, Yunanistan, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Devleti 


ordularinca Türk ülkesinde elkonularak ya da haczedilerek Yunanistan’a, Romanya’ya ya da Sirp-Hirvat-


Sloven Devletine ya da bunlarin uyruklarına geçirilmis mallar için de uygulanacaktir.


Bu arastirmalara ve geri vermelere iliskin istemler [dilekçeler], İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden 


baslayarak alti aylik bir süre içinde sunulacaktir.


MADDE 68


Türkiye’de Yunan ordusunca isgal olunan bölgelerde, bir yandan Yunan makamlari ve yönetimleri ile, öte 


yandan Türk uyrukları arasında yapilmis sözlesmelerden dogan borçlar, bu sözlesmelerde öngörülen sartlar 


içinde, Yunan Hükümetince ödenecektir.


MADDE 69


1922-1923 mali yilindan önceki mali yillar için, Müttefiklerin uyruklarından ya da bunlarin mallarindan, Müttefik 


uyruklarınin ve mallarinin 1 Agustos 1914’de yararlandiklari statü uyarinca bagli kilinmamis bulunduklari hiç 


bir vergi resim ya da ek-resim (vergi) alinmayacaktir.


1922-1923 mali yilindan önceki mali yillar için, 15 Mayis 1923’den sonra para alinmis bulunuyorsa, İşbu 


Andlaşma yürürlüge girer girmez, bu paralar hak sahiplerine geri verilecektir.


15 Mayis 1923 den önce alinmis paralar için hiç bir basvurmada bulunulamayacaktir.


MADDE 70


65 nci, 66 nci ve 69 ncu Maddelere dayandirilacak istemlerin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge konulusundan 


baslayarak yetkili makamlara alti ay içinde ve, anlasmaya varilamazsa, Hakemlik Karma Mahkemesine onsekiz 


aylik bir süre içinde sunulmus olmalari gerekmektedir.


MADDE 71


Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Devleti ya da bunlarin uyrukları, kendi 


mallari, haklari ve çikarlarina iliskin olarak, 19 Ekim 1914 tarihinden önce Osmanli Hükümetine istemlerde 


bulunmus ya da dava açmis olduklarindan, İşbu Kesimin hükümleri, sözü geçen istemleri ya da davalari hiç 


bir zaman etkileyemecektir. Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven 


Hükümetlerine Osmanli Hükümetince ya da Osmanli uyruklarınca sunulmus istemlere ya da açilmis davalara 


da ayni islem uygulanacaktir. Bu istemler ya da davalar, Türk Hükümetiyle İşbu Maddede belirtilen öteki 


Hükümetlere karsi, Kapitülasyonlara son verilmis oldugu göz önünde tutularak, kovusturulacaktir.


MADDE 72


İşbu Andlaşma uyarinca Türk kalan topraklarda, Almanya’ya, Avusturya’ya, Macaristan’a ve Bulgaristan’a ya 


da bunlarin uyruklarına ait olup da, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden önce Müttefik Hükümetlerce 


elkonulmus ya da isgal edilmis olan mallar, haklar ve çikarlar, [Müttefik] Hükümetlerle Almanya, Avusturya, 


Macaristan ve Bulgaristan Hükümetleri ya da ilgili uyrukları arasında anlasmalarin (düzenlemelerin) 


yapilmasina kadar, Müttefik Hükümetlerin elinde kalacaktir. Bu mallar, haklar ve çikarlar tasfiye edilmislerse, 


yapilmis tasfiyelerin geçerli oldugu dogrulanmistir.


İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye’den ayrilan topraklarda, Almanya’ya, Avusturya’ya, Macaristan’a ve 


Bulgaristan’a ya da bunlarin uyruklarına ait mallari, haklari ve çikarlari, söz konusu ülkelerde yetkilerini 


[otoritelerini] kullanan Hükümetler, İşbu Andlaşmanın yürürlüge konulusundan baslayarak alti ay içinde, 


tasfiye edilebileceklerdir.


Daha önce yapilmis ya da yapilmamis olsun, tasfiyelerden elde edilen para, tsafiye edilmis mallar Almanya, 


Avusturya, Macaristan ya da Bulgaristan Devletelrinin mülkiyetinde ise, ilgili devletle yapilmis Barış 


Andlaşmasınin kurmus oldugu Onarimlar Komisyonuna [Tâmirat Komisyonuna, La Commission des 


RYparations] ödenecektir. Tasfiye edilen mallar özel kisilerin ies, tasfiyeden elde edilen para, dogrudan 


dogruya mallarin sahiplerine ödenecektir.


İşbu Maddenin hükümleri, Osmanli anonim ortaklarina [sirketlerine] uygulanmayacaktir.


Türk Hükümeti, İşbu Maddeded öngörülen tedbirlerden hiç bir biçimde sorumlu olmayacaktir.


KESIM II


SÖZLEsMELER VE SÜRE AsIMLARI


MADDE 73


82 nci Maddede tanimlandigi biçimde, sonradan düsman durumuna girmis bulunan taraflar arasında ve bu 


Maddede belirtilmis tarihten önce yapilmis, asagidaki kategorilere giren sözlesmeler (contrats), bu 


sözlesmelerin kapsadigi hükümlerle İşbu Andlaşmanın hükümleri sakli tutulmak sartiyla, yürürlükte 


kalacaklardir:


a) Teslim islemi 82 nci Maddenin hükümleri uyarinca taraflarin düsman durumuna girmelerinden önce 


gerçekten yapilmis bulunan, tasinmaz mallarin satisina iliskin sözlesmeler – asil satis islemi usulüne uygun 


olarak gerçeklestirilmis olmasa bile;


b) Özel kisiler arasında yapilmis kiralama, kiraya verme sözlesmeleriyle, kira vaadi sözlesmeleri;


c) Madenlerin, ormanlarin ve tarim topraklarinin isletilmesine iliskin olarak, özel kisiler arasında yapilmis 


sözlesmeler;


d) Ipotek, teminat ve emanet konusunda sözlesmeler;


e) ortaklıkların kurulmasina iliskin sözlesmeler; bu hüküm, yönetildikleri kanun uyarinca, ortaklarin kisiliginden 


ayri bir kisilik olusturmayan kollektif ortaklıklara (partnerships) uygulanmaz;


f) Özel kisilerle ya da ortaklıklarla, Devlet, vilâyetler, belediyeler ya da bunlara berzer yönetim tüzel kisileri 


arasında, herhangi bir konuda, yapilmis sözlesmeler;


g) Aile durumuna [statüsüne] iliskin sözlesmeler;


h) Her çesit bagislara, [hibe ve teberrulara, à des donations ou à des libYralitYs] iliskin sözlesmeler.


İşbu Madde, sözlesmelerle, yapildiklari siradaki degerlerinden baska bir deger verdine amaciyla öne 


sürülemeyecektir.


İşbu Madde, ayricalik [imtiyaz] sözlesmelerine uygulanmayacaktir.


MADDE 74


Sigorta sözlesmelerine, İşbu Kesimin Ek’inde öngörülen hükümler uygulanacaktir.


MADDE 75


73 ncü ve 64 ncü Maddelerde sayilan sözlesmelerle, ayricalik [imtiyaz] sözlesmeleri disinda, sonradan 


düsman dukuna girmis kimseler arasında, taraflarin düsman durumuna girmeleri tarihinden önce yapilmis 


olan sözlesmeler, bu tarihten baslayarak sona erdirilmis sayilacaktir.


Bununla birlikte, sözlesmenin taraflarindan her biri, gerekirse, öteki tarafa, sözlesmenin yapildigi tarihte 


yürürlükte tutulmasi istenilen andaki kosullar ararisnadki farki karsiyalacak bir zarar -giderim [tazminat] 


ödenmesi sartiyla, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir sürenin geçisine kadra, öteki 


taraftan, bu sözlesmenin uygulanmasini isteyebilecektir. Bu zarar-giderim, taraflar kendi aralarinda 


anlasamazlarsa, Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktir.


MADDE 76


İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden önce, 73 ncü Maddeden 75 nci Maddeye kadar olan Maddelerde 


belirtilen sözlesmelerde, ödemede kullanacak para ya da kambio degeri konusundaki sözlesmeleri de 


kapsamak üzere, özellikle bu sözlesmelerin sona erdirilmesine, yürürlükte tutulmasina, uygulama sartlarina ya 


da bu sözlesmelerde yapilacak degisikliklere iliskin olarak, taraflar arasında yapilmis bütün islemlerin geçerli 


oldugu dogrulanir.


MADDE 77


30 Ekim 1918 tarihinden sonra, Müttefik uyruklarıyla Türk uyrukları arasında yapilmis sözlesmeler geçerli 


kalmaktadirlar; bunlara genel (ortak) hukuk kurallari uygulanir.


30 Ekim 1918 tarihinden sonra, 16 Mart 1920 tarihine kadar Istanbul Hükümetiyle usulüne uygun olarak 


yapilmis sözlesmeler de geçerli kalmaktadirlar; bunlara genel (ortak) hukuk kurallari uygulanir.


16 Mayis 1920 den sonra Istanbul Hükümetiyle usulüne uygun olarak yapilmis bulunan ve bu Hükümetin etkin 


yetkili [otoritesi] altindaki topraklara iliskin bütün sözlesmeler ve anlasmalar, İşbu Andlaşmanın yürürlüge 


girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde ilgililerin istemesi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin uygun 


bulusuna sunulacaktir. Bu sözlesmeler uyarinca yapilmis bulunan ödemeler, İşbu ödemelerde bulunmus olan 


tarafin hesabina, geregi gibi, alacak yazilacaktir.


Bu sözlesmeler uygun bulunmazlarsa, ilgili tarafin, gerekiyorsa, dogrudan dogruya ve gerçekten ugranilmis 


zarari karsilayacak bir zarar-giderime [tazminata] hakkı olacaktir; dostça bir anlasmaya varilamazsa, bu 


zarar-giderim Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktir.


İşbu Maddenin hükümleri, ayricalik [imtiyaz] sözlesmelerine, ayricalik geçirimlerine ve kamu hizmeti 


ayricaligina iliskin isletme sözlesmelerine uygulanmayacaktir.


MADDE 78


Sonradan düsman olmus taraflar arasında, ayricalik [imtiyaz] sözlesmeleri disindaki sözlesmelere iliskin 


olarak ortaya çikmis bulunan ya da, asagida gösterilen alti aylik sürenin bitiminden önce ortaya çikabilecek 


olan her türlü anlasmazliklar, Hakemlik Karma Mahkemesince çözümlenecektir; bununla birlikte, tarafsiz 


Devletlerin kanunlari uyarinca bu Devletlerin ulusal mahkemelerinin yargi yetkisi içinde bulunabilecek olan 


anlasmazliklar, bu kuralin disinda kalmaktadir. Bu durumda, bu çesit anlasmazliklar, Hakemlik Karma 


Mahkemesince degil, fakat bu ulusal mahkemelerce çözümlenecektir. Bu Madde uyarinca Hakemlik Karma 


Mahkemesinin yetki alanina giren anlasmazliklara iliskin sikayetlerin, bu mahkemenin kurulus tarihinden 


baslayarak alti aylik bir süre içinde bu mahkemeye sunulmalari gerekecektir.


Bu sürenin sona erisinde, Hakemlik Karma Mahkemesine sunulmamis olacak anlasmazliklar, genel (ortak) 


hukuk hükümleri uyarinca yetkili olan mahkemelerce çözüme baglanacaktir.


İşbu Maddenin hükümleri, savas boyunca ayni ülkede oturmus ve hem kendileri hem de mallari bakimindan 


diledikleri gibi davranmis olan bütün taraflar arasından yapilmis görüsmelerde, taraflarin düsman olduklari 


tarihten önce yetkili bir mahkemece hükme baglanmis anlasmazliklara uygulanamaz.


MADDE 79


Bagitli Yüksek Taraflarin ülkesinde, düsmanlar arasındaki iliskilerde, süre asimina, kanunda öngörülen 


sürelere uyulmamasi yüzünden dava açma hakkının sınırlanmasina ya da yitirilmesine iliskin bütün süreler, 


ister savasin baslangicindan ister önce, ister sonra islemege baslamis bulunsun, 29 Ekim 1914 tarihinden 


baslayarak İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden sonra üç ayin geçisine kadar ertelenmis sayilacaktir.


Bu hüküm, özellikle, faiz ve kazanç [temettü] kuponlarinin sunulmasi sürelerine ve adçekme ile ya da baska 


herhangi bir nedenle ödenmesi gerekli her türlü bonolarin sürelerine uygulanacaktir.


Yukarıda belirtilen süreler, Romanya bakimindan, 27 Agustos 1916 tarihinden baslayarak kesilmis sayilacaktir.


MADDE 80


Düsmanlar arasındaki iliskilerde, savastan önce yapilmisolan hiç bir ticaret senedi, salt kabul ya da ödeme 


için gerekli olan süre içinde sunulmamis olmasi, ya da ödenmemis bulunmasi yüzünden, ya da savas 


sirasinda çekicilerle [kesidecilerle, tireurs] yükleneceklere [cirantalara, endosseurs] kabul etmeme ya da 


ödememe bildirisinde bulunulmamasi nedeniyle, ya da protestoda bulunulmamis olmasindan veya baska 


herhangi bir islemi yerine getirmemis olmasi yüzünden, geçersiz sayilmayacaktir.


Bir ticaret senedinin kabulü ya da ödenmesi için sunulmasi gerekli olan süre, ya da kabul edilmeme ve 


ödememenin çekicilerle [kesidecilerce] yükleneceklere [cirantalar] bildirilmesi gerekli süre, ya da senedin 


protesto edilmesi için gerekli olan süre, savas içinde geçmisse ve senedi sunmasi, protesto etmesi ya da 


kabul edilmedigini, ya da ödenmedigini bildirmesi gereken taraf, savas sirasinda böyle bir davranista 


bulunmamissa, senedin sunulmasi, kabul edilmediginin ya da ödemediginin bildirilmesi ya da protesto 


düzenlenmesi için, kendisine, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak, üç aylik bir süre taninacaktir.


MADDE 81


Ödenmesi gerekli olmus borçlarin güvencesi olarak savastan önce kabul edilmis ipotekli bir tasinmaz malin 


ya da bir saglancanin [rehnin] paraya çevrilmesi için savas sirasinda yapilmis olan satislar, malikine haber 


verilmesi için gerekli bütün islemler yapilmamis olsa bile -söz konusu borçlunun, her türlü zarar ve ziyanlar 


konusunda hesaplasmak üzere, alacakliyi Hakemlik Karma Mahkemesine çagirmasi hakkı açikça sakli 


tutulmak sartiyla- geçerli sayilacaktir.


Mahkeme, taraflar arasındaki hesaplari tasfiye etmekle, saglanca ya da güvence olarak verilen malin satilis 


sartlarini incelemekle ve alacakli kötü niyetle davranmissa ya da saglancayi satmaktan kaçinmak için ya da bu 


satisin gerçek fiyatiyla yapilmasini saglamak bakimindan elinden gelebilecek her yola basvurmamis ise, 


borçlunun satis yüzünden ugramis olabilecegi zarari onarma zorunluluguyla alacakliyi yükümlü tutmakla 


görevli olacaktir.


İşbu hüküm, yalniz düsmanlar arasında uygulanabilecek ve yukarıda öngörülen islemlerden 1 Mayis 1923 


tarihinden sonra yapilmis olanlara uygulanmayacaktir.


MADDE 82


İşbu Kesimdeki hükümler uyarinca, bir sözlesmeye taraf bulunan kisiler, aralarinda ticaret iliskilerinin olaylar 


yüzünden gerçekten imkansiz oldugu, ya da bu taraflardan birinin bagli oldugu kanunlar, kararnameler ya da 


tüzükler (yönetmelikler) yüzünden yasaklanmis ya da hukuka aykiri sayilmis bulundugu tarihten baslayarak, 


düsman sayilacaklardir.


Bununla birlikte, 73 ncü Maddeden 75 nci Maddeye kadar olan Maddelerle, 79 ncu ve 80 nci Maddelerde 


öngörülen hükümler, (ortaklıkları da kapsamak üzere) düsman kisiler ya da onlarin temsilcileri arasında, Bagitli 


Yüksek Taraflardan birinin ülkesinde yapilmis sözlesmelere -bu ülke, bagitlanan taraflardan biri için düsman 


ülkesi idiyse ve bu ülkede hem kendisi hem de mallari bakimindan diledigi gibi davranabilmisse- 


uygulanmayacaktir; bu sözlesmelere genel (ortak) hukuk kurallari uygulanacaktir.


MADDE 83


İşbu Kesimin hükümleri, Japonya ile Türkiye arasında uygulanmayacak ve bu hükümlere konu olan sorunlar, 


bu iki ülkeden her birinde, yerel [ulusal] kanunlari uyarinca çözüme baglanacaktir.


Anlasmaya varilamazsa, bu anlasmazlik, hakemlik yoluyla çözümlenecektir.


EK


I. HAYAT SIGORTASI


§ 1.


Bir sigortaci ile, sonradan düsman olan bir kimse arasında yapilmis hayat sigortasi sözlesmeleri, savasin 


baslamasi ya da bu kimsenin düsman durumuna girmesi yüzünden sona erdirilmis sayilmayacaktir.


Bir önceki fikra uyarinca sona erdirilmis sayilmayan bir sözlesme geregince, savas sirasinda ödenmesi gerekli 


olmus sigorta altinda bulunan bir para tutarinin, savastan sonra, ödenmesi istenebilecektir. Bu para tutarina, 


ödenmesi gerekli oldugu tarihten ödeme gününe kadar, yillik %5 faiz eklenecektir.


Sigorta ücretlerinin [primlerinin] savas sirasinda ödenmemesi, ya da sözlesme hükümlerinin yerine 


getirilmemesi yüzünden, bir sözlesme geçersiz duruma düsmüsse, sigortalinin ya da vekillerinin ya da hak 


sahiplerinin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden basliyarak oniki aylik bir süre içinde her an, sigorta 


senedinin [poliçesinin] geçersiz ya da sona erdirilmis sayildigi günkü degerini, yillik % 5 faizlerin de 


eklenmesiyle, sigortacidan istemege haklari olacaktir.


Hayat sigortasi sözlesmelir 29 Ekim 1914 tarihinden önce imzalanmis olup da, bu sözlesmelerin hükümleri 


geregince primlerin ödenmemis bulunmasi yüzünden sözlesmeleri sona erdirilmis ya da degeri indirilmis 


bulunan Türk uyruklarınin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak üç aylik bir süre içinde ve 


bu sirada yasiyorlarsa, sigorta edilmis para tutarinin tümü için, sigorta senetlerini [poliçelerini] yeniden 


düzenlemege haklari olacaktir. Bunun için, Sigorta Ortakliginin [Kumpanyasinin] doktorunca Ortakligin yeterli 


sayacagi bir saglik denetiminden geçirildikten sonra, birikmis primleri % 5 bilesik faiziyle ödeyeceklerdir.


§ 2.


simdi Müttefik devletlerden birinin uyruklugunda bulunan ortaklıklarla Türk uyrukları arasında, 29 Ekim 1914 


tarihinden önce yapilmis olup da, primleri 18 Kasim 1915 tarihinden önce ve sonra, ya da yalniz bu tarihten 


önce, Türk Lirasindan baska bir para ile ödenmis bulunan hayat sigortasi sözlesmelerinin, asagidaki gibi 


uygulanmasi kararlastirilmis: (1) 18 Kasim 1915 tarihinden önceki dönem için sigorta edilen kimsenin haklari, 


sigorta senedindeki [poliçesindeki] genel sartlar uyarinca, sözlesmede öngörülen para ile ve bu paranin, onu 


çikaran ülkedeki degerine göre düzenlenecektir (öregin, Frnak, altin Frank, ya da kagit para Frnak olarak 


belirtilmis tutarlar, Frnasiz Frangi olarak dönecektir); (2) 18 Kasim 1915 tarihinden sonraki dönem için, kagit 


para Türk Lirasi ile ve Türk Lirasinin degeri savas öncesi degerine esit sayilarak ödenecektir.


Sözlesmeleri Türk parasından baska bir para üzerinden yapilmis olan Türk uyrukları, primlerini, 18 kasim 1915 


tarihinden bu yana, sözlesmelerde öngörülen para ile ödemis oldukarini ispat ederlerse, bu sözlesmeler de, 18 


Kasim 1915 tarihinden sonraki dönem için bile, bu para ile ve bu paranin, onu çikaran ülkedeki degeri 


üzerinden düzenlenecektir.


simdi Müttefik devletlerden birinin uyruklugunda bulunan ortaklıklarla, 29 Ekim 1914 tarihinden önce Türk 


parasından baska bir para üzerinden sözlesme yapmis bulunan Türk uyruklarınin sözlesmeleri, primlerinin 


ödenmis olmasi yüzünden bugün de yürürlükteyse, bu Türk uyruklarınin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge 


girişinden basliyarak üç aylik bir süre içinde, söz konusu para ile ve bu paranin, onu çikaran ülkedeki degeri 


üzerinden, anapara tutarinin tümü için sigorta senetlerini [poliçelerini] yenileme haklari olacaktir. Bunun için, 


18 Kasim 1915 tarihinden bu yana, süreleri gelmis olan primleri bu para ile ödemeleri gerekmektedir. Buna 


karşılık, söz konusu Türk uyruklarınin, belirtilen tarihten bu yana kagit para Türk Lirasiyla ödemis olduklari 


primler, onlara, ayni çesit parayla geri verilecektir.


§ 3.


Türk Lirasi olarak yapilmis sigorta sözlesmeleri, kagit para Türk Lirasi olarak hesaplanarak ödenecektir.


§ 4.


Sigorta ortakligi ile özel bir sözlesme yaparak, sigorta senetlerinin [poliçelerinin] degerini ve primlerin nasil 


ödenecegini daha önce düzenlemis bulunan sigortalilarla, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinde sigorta 


senetlerini kesin olarak ödemis olan sigortalilara 2 nci ve 3 ncü pragraflarin hükümleri uygulanacaktir.


§ 5.


Yukarıdaki paragrafin uygulanmasi bakimindan, hayat sigortasi sözlesmesi sayilacak sözlesmeler, taraflarin 


karşılıkli yükümlerini hesaplamak için, insan yasantisinin olasiliklarina dayanan ve bunlarin faiz tutarlari 


eklenerek hesaplanan sigorta sözlesmeleridir.


II. DENIZ SIGORTALARI


§ 6.


Taraflarin düsman olmalarindan önce, tehlike [risk, risque] dogmus bulunmaktaysa ve sigortalinin, uyrugu 


bulundugu Devletçe ya da bu Devletin müttefiklerince girişilmis savas eylemlerinden dogan zararlari 


karsilamak söz konusu olmamak sartiyla, deniz sigortalari sözlesmeleri, bu sözlesmelerdeki hükümler sakli 


kalmak üzere, sona erdirilmis sayilmayacaklardir.


III.YANGIN SIGORTALARI VE ÖTEKI SIGORTALAR


§ 7.


Bir önceki paragrafta belirtilen çekince [ihtirazi kayit] yürürlükte kalmak üzere, yangina karsi sigortalarla bütün 


öteki sigortalara iliskin sözlesmeler sona ermis sayilmayacaklardir.


KESIM III


BORÇLAR


MADDE 84


Bagitli Yüksek Taraflar, savastan önce yapilmis sözlesmeler uyarinca, savastan önce ya da savas sirasinda 


ödenmesi gereken ve savas yüzünden ödenmemis kalan borçlarin, sözlesmelerde öngörülen sartlar içinde, 


üzerinde anlasilimsi para ile ve o paranin çikartildigi ülkeldeki degir üzerinden ödenmesi gerekeeceginde 


görüs birligine varmislardir.


İşbu Bölümün II nci Kesimi Ek’indeki hükümlere halel gelmemek sartiyla, surasi kararlastirilmistir ki, savastan 


önceki bir sözlesme uyarinca yapilmasi gereken ödemelerin savas sirasinda, söz konusu sözlesmede 


gösterilen paradan baska bir para ile tüm olarak ya da yalniz bir parçasi alinmis bir para tutarinin karsiligi 


olmalari durumunda, bu ödemeler, gerçekte alinmis olan para tutarlari için hangi cins para ile yapilmis ise, ayni 


cins para ile yapilabilecektir. Bu hüküm, işbu Andlaşmanın yürürlüge konulmasindan önce, ilgili taraflar 


arasında dostça bir anlasma ile yapilmis buna aykiri hükümlere halel getirmeyecektir.


MADDE 85


Osmanli Devlet Borcu [Dünyun-u Umumiye-i Osmaniye], görüs birligi içinde, işbu Bölümün (Ekonomik 


hükümler) bu Kesimiyle öteki Kesimlerinin disinda birakilmistir.


KESIM IV


ENDÜSTRI, EDEBIYAT YA DA SANAT YAPITLARI


MÜLKIYETI


MADDE 86


İşbu Andlaşmanın hükümleri sakli kalmak üzere, endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyetine iliskin 


haklar, Bagitli Devletlerden her birini yasalari uyarinca 1 Agustos 1914 tarihindeki durumlariyla, Bagitli Yüksek 


Taraflarin ülkelerinde, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak, bu haklardan savas 


durumunun basladigi anda yararlanmakta olan kimseler ya da bunlarin hak sahipleri yararina yeniden 


taninacak ya da geçerli sayilacaktir. Bunun gibi, savas çikmamis olsaydi, endüstri mülkiyetinin ya da bir 


edebiyat veya sanat yapitinin yayinlanmasini korumak için, yasalar uyarinca yapilmis bir istem sonucu olarak, 


savas süresince edinilebilecek haklar da, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak, hak sahibi 


durumunda olan kimseler yararina yeniden kabul edecek ya da yeniden geçerli sayilacaktir.


Yukarıdaki hüküm uyarinca, sahiplerine yeniden taninmasi gerekecek haklara halel gelmemek sartiyla, savas 


sirasinda Müttefik Devletlerden birinin yasama, yürütme ya da yönetim makamlarindan birince, Osmanli 


uyruklarınin endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyeti haklarina iliskin olarak, alinmis olabilecek özel 


tedbirler, yapilmis kamusal islemler (lisans vermeyi de kapsamak üzere), yürürlükte kalacak ve hukuk 


açisindan tam geçerli sayilacaklardir. Bu hüküm, herhangi bir Müttefik Devlet uyruklarınin haklarina iliskin 


olarak Türk makamlarinca alinmis olabilecek tedbirler için de, ayrintilarda gerekli degisikliklerle (mutatis 


mutandis) uygulanacaktir.


MADDE 87


1 Agustos 1914 tarihine kadar edinilmis bulunan, ya da savas çikmamis olsaydi, savastan önce ya da savas 


süresi içinde yapilmis bir istem ile o tarihten bu yana edinilebilecek olan endüstri mülkiyetine iliskin haklarin 


sakli tutulmasi ya da iade edilebilmeleri, veya bu konuda bir itirazda bulunabilmeleri amaciyla, Bagitli 


Devletlerden her birinin ülkesinde Türk uyruklarına, ek vergi ya da her hang ibir ceza olmaksizin, gerekli bütün 


islemleri yapmak, her türlü usul gereklerini yerine getirmek, her çesit vergi ödemek ve genel olarak her 


Devletin kanunlarinda ve tüzüklerinde [yönetmeliklerinde] öngörülen her türlü yükümü yerine getirmek için, 


işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden basliyarak, en az bir yillik bir süre taninacaktir.


Herhangi bir islemin yapilmamasindan, bir formalitenin yerine getirilmemesinden, ya da bir harcin ödenmemis 


olmasi yüzünden, endüstri mülkiyetine iliskin olarak, yitirilmis sayilan haklar yeniden geçerli kabul edilecektir; 


bulus belgeleri [ihtira beratlari, brevets] ile desenler [dessins] konularnida, bunlarin, geçersiz sayildiklari süre 


içinde isletmis ya da kullanmis olan üçüncü kisilerin haklarini korumak için, her Devletin hak gözetirlik 


bakimindan gerekli sayacagi tedbirleri alabilmek hakkı saklidir.


Bir bulus belgesinin [ihtira beratinin] isletmeye konulmasi, ya da fabrika ve ticaret markalarinin, ya da 


desenlerin kullanilmasi için taninan süre bakimindan, 1 Agustos 1914 tarihi ile işbu Andlaşmanın yürürlüge 


giris tarihi arasındaki dönem hesaba katilmayacaktir; bundan baska, 1 Agustos 1914 tarihinde geçerli 


bulunmakta olan hiç bir bulus belgesinin, fabrika ya da ticaret makrkasinin veya desenin, işbu Andlaşmanın 


yürürlüge girişinden basliyarak iki yillik bir süre geçmedikçe, salt isletmeye konulmamis ya da kullanilmamis 


olmasi nedeniyle, geçerli olmaktan çikmis ya da hükümsüz sayilmayacagi da kararlastirilmistir.


MADDE 88


Bir yandan Türk uyrukları ve Türkiye’de oturmakta olan ya da Türkiye’de bir is tutmus kimselerle, öte yandan 


Müttefik Devletler uyrukları ya da Müttefiklerin ülkesinde oturan ya da bu ülkede bir is tutmus kimselerce, ya 


da bu kimselerin savas sirasinda haklarini kendilerinden yana birakmis olabilecekleri üçüncü kisilerce, savas 


durumunun baslama tarihi ile işbu Andlaşmanın yürürlüge konulus tarihi arasında geçen süre içinde, öteki 


tarafin ülkesinde meydana gelmis olabilecek ve savas süresinin herhangi bir aninda varolmus ya da 86 nci 


Madde uyarinca yeniden taninacak endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyeti haklarini bozmus gibi 


sayilacka olaylar yüzünden hiç bir dava açilamayacak, hiç bir istemde bulunulamayacaktir.


Yukarıda sözü edilen olaylar arasında, Bagitli Yüksek Tarafllarin Hükümetleri ya da onlarin hesabina, ya da 


onlarin rizasiyla, herhangi bir kimsece, endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyeti haklarinin kullanilmasi 


bulundugu gibi, bu haklarin uygulanacagi her türlü ürünlerin, araç ve gereçlerin, ya da her türlü nesnelerin 


kullanilmasi, satisi ya da satisa çikartilmasi da bulunmaktadir.


MADDE 89


Bir yandan Müttefik Devletler uyrukları ya da bu Devletlerin ülkelerinde oturan ya da orada bir is tutmus olan 


kimlerle, öte yandan Osmanli uyrukları arasında, savas durumundan önce yapilmis olan isletme lisanslari ya 


da edebiyat veya sanat yapitlarinin çogaltilmasi konularindaki sözlesmeler, Türkiye ile Müttefik bir Devlet 


arasında savas durumunun baslamasi tarihinden sona ermis sayilacaktir. Ancak, her konuyla ilgili olarak, 


daha önceleri bu çesit bir sözlesmeden yararlanmakta olan kimsenin, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris 


tarihinden baslayarak alti ay içinde, hak sahibinden yeni bir lisans ayricaligi istemege hakkı olacak ve bunun 


sartlari, taraflar arasında anlasma olmazsa, bu Bölümün V nci Kesimiyle öngörülen Hakemlik Karma 


Mahkemesince saptanacaktir. Mahkeme, gerekirse, savar süresince haklarin kullanilmis olmasi yüzünden, 


ödenmesini adalete uygun görecegi parayi da saptayabilecektir.


MADDE 90


İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye’den ayrilmis bulunan ülkelerde oturanlar -bu ayrilma ve bunun dogurdugu 


uyruklar degisikligi göz önünde tutulmaksizin- Osmanli yasalarina göre, bu ülke geçirimi [transferi] aninda 


sahip olduklari endüstri, edebiyat ve sanat yapitlari mülkiyetine iliskin haklardan, Türkiye’de tam ve eksiksiz 


olarak yararlanmaya devam edeceklerdir.


İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye’den ayrilmis ülkelerde, bu ayrilma aninda geçerli olan ya da 86 nci Madde 


uyarinca yeniden taninacak ya da geçerli sayilacak olan endüstri, edebiyat ve sanat yapitlari mülkiyetine iliskin 


haklar, söz konusu ülkenin geçecegi Devletlerce taninacak ve Türk [Osmanli] kanunlari uyarinca kendilerine 


verilecek süre içinde bu ülkede geçerli olacaklardir.


MADDE 91


Osmanli Imparatorlugu Hükümetinin, 30 Ekim 1918 tarihinden bu yana, Istanbul’da ya da baska yerlerde, 


unsulüne uygun olarak vermis oldugu ya da kütüge geçirmis bulundugu bütün bulus belgeleri [ihtira beratlari] 


ya da fabrika markalarinin baskalarina geçirilmesi ya da birakilmasina iliskin istemler, işbu Andlaşmanın 


yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde yapacaklari istem üzerine, Türk Hükümetine 


sunulacaktir. Bu kütüge yazitlanma, ilk yazitlanma tarihinden baslayarak geçerli sayilacaktir.


KESIM V


HAKEMLIK KARMA MAHKEMESI


MADDE 92


Bir yandan Müttefik Devletlerden her biri ve öte yandan Türkiye arasında, işbu Andlaşmanın yürürlüge 


girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde, bir Hakemlik Karma Mahkemesi kurulacaktir.


Bu Mahkemelerden her biri, ikisi ilgili Hükümetlerden her birince atanmak üzere, üç üyeden olusacaktir; bu 


Hükümetler birçok kimseyi üye olarak göstermege yetkili olacaklar ve duruma göre, Mahkemede üye olarak 


bulunacak kimseyi, bunlar arasından seçeceklerdir. Baskan, ilgili iki Hükümet arasında anlasma ile 


seçilecektir.


İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişi tarihinden baslayarak iki aylik bir süre içinde bu anlasmaya varilamazsa, 


söz konusu Baskan, ilgili Hükümetlerden birinin istemesi üzerine, La Haye Milletlerararasi Daimi Adalet Divani 


Baskaninca, savas sirasinda tarafsiz kalmis Devletlerin uyrukları arasından seçilecektir.


Söz konusu iki aylik süre içinde, ilgili Hükümetlerden biri, kendisini Mahkemede temsil edecek üyeyi atamamis 


olursa, ilgili öteki Hükümetin istemesi üzerine, Milletler Cemiyeti Meclisi bu üyeyi atamakla görevli olacaktir.


Mahkeme üyelerinden birinin ölümü ya da görevden çekilmesi halinde, ya da herhangi bir neden yüzünden 


Mahkeme üyelerinden birisi görevini yapamayacak bir durumda bulunursa, bu üyenin yeri, atanmasinda 


izlenen yöntem uyarinca doldurulacaktir; öngörülen iki aylik süre, ölümün, görevden çekilmenin ya da görev 


yapma olanaksizliginin usulüne uygun olarak saptandigi günden baslayarak hesaplanacaktir.


MADDE 93


Hakemlik Karma Mahkemisinin toplanma yeri istanbul’da olacaktir. Davalarin sayisi ve niteligi hakli gösterirse, 


ilgili Hükümetler, her mahkemede bir ya da birkaç ek Daire kurmaya yetkili olacaklardir. Bu Dairelerden her 


birinin toplanmasi için, gerekli görülebilecek herhangi bir yer saptanabilecektir. Bu Dairelerden her biri 92 nci 


Maddenin 2 nci fikrasindan 5 nci fikrasina kadar olan fikralarinda öngörüldügü biçimde, bir baskan yardimcisi 


ile iki üyeden olusacaktir.


Her Hükümet, Mahkemede kendisini temsil ettirmek için, bir ya da birkaç ajan atayacaktir.


Bir Hakemlik Karma Mahkemesinin ya da bu Mahkemenin Dairelerinden birinin kurulusundan baslayarak üç yil 


sonra işbu Mahkeme ya da Daire çalismasini bilirlememis bulunursa, bu Mahkemenin ya da Dairenin toplanti 


yerinin bulundugu ülke Devleti isterse, sözkonusu Hakemlik Karma Mahkemesinin ya da bu Dairenin toplanti 


yeri bu ülkenin disina çikartilacaktir.


MADDE 94


92 nci ve 93 ncü Maddeler uyarinca kurulmus Hakemlik Karma Mahkemeleri, işbu Anlasma uyarinca 


yetkilerine giren anlasmazliklar konusunda hüküm vereceklerdir.


Kararlar oyçokluguyla alinacaktir.


Bagitli Yüksek Taraflar, Hakemlik Karma Mahkemelerinin kararlarini kesin saydiklarini ve kendi uyruklarına 


iliskin olarak bunlara uyulmasini zorunlu kilacaklarini ve Mahkeme kararlari kendilerine bildirilir bildirilmez, hiç 


bir yürütme karari [tenfiz karari, exequatur] beklemek gerekmeksezin, ülkelerinde bunlarin uygulanmasini 


saglayacaklarini kabul ederler.


Bagitli Yüksek Taraflar, bundan baska, özellikle yargi bildirilerinin iletilmesine ve kanitlarin toplanmasina iliskin 


konularda, kendi Mahkemelerinin ve makamlarinin, Hakemlik Karma Mahkemelerine, elden gelen her türlü 


yardimi dogrudan dogruya yapmalarini yükümlenir.


MADDE 95


Hakemlik Karma Mahkemeleri adalet, hakgözetirlik ve iyi niyet uyarinca karar vereceklerdir.


Her Mahkeme, kendi önünde kullanilacak dili saptayacak, islerin iyice anlasilmasini saglamak için gerekli 


çevirileri de yaptiracaktir; her Mahkeme, kendi önünde izlenecek usul kurallarini ve sürelerini saptayacaktir. 


Bu kurallarin asagidaki ilkelere uygun olmasi gerekecektir:


1. Yargilama usulü, taraflarin karşılıkli olarak bir layiha (mYmoire) ile bir karsi-layiha (contre-mYmoire) 


sunulmasini gerektirecektir; bir cevap layihasi (rYpliue) ile bir karsi-cevap (contre-rYplique) sunulabilecektir. 


Taraflardan biri sözlü açiklamalarda bulunmak isterse, öteki tarafa da böyle davranma olanaginin saglanmasi 


sartiyla, kendisine bu yolda izin verilecektir.


2. Mahkeme, sorusturma yapilmasini, belgeler sunulmasini, bilirkisiye basvurulmasini buyrumaga, yerinde 


arastirmalar ve denetlemeler yapmaga, her türlü bilgiler istemege, bütün taniklari dinlemege ve taraflardan 


yazili ya da sözü açiklamalarda bulunmalarini istemege her bakimdan yetkili olacaktir.


3. İşbu Andlaşmadaki aykiri hükümler disinda, Mahkemenin kurulusundan baslayarak alti aylik bir sürenin 


geçmesinden sonra, her bir istem kabul olunmayacaktir; meger ki, söz konusu Mahkemece verilmis ve 


uzaklik ya da kaçinilmaz zorunluluk (force majeure) gibi bir nedene dayanan kural-disi [istisnai] olarak hakli 


gösterilebilecek özel bir izin ola.


4. Bir yil içinde sekiz haftayi asmayacak tatil dönemleri disinda, Mahkeme, davanin çabuk görülmesi için her 


hafta gerekli sayida oturum yapmakta görevli olacaktir.


5. Davanin Mahkemece görüsülmesine de baslandigi anlamina gelen, durusmanin bitimi tarihinden sonra en 


çok iki ay içinde, hükümlerin verilmis olmalari gerecektir.


6. Davada sözlü durusmalar olursa, bunlar açik oturumda yapilacaktir; hüküm, her zaman, açik oturumda 


bildirilecektir.


7. Her Hakemlik Karma Mahkemesinin, islerin iyi yürütülmesi için gerekli görürse, oturumlarin yapildigi yer 


disinda, bir ya da birkaç oturum yapabilme yetkisi olacaktir.


MADDE 96


Ilgili Hükümetler, aralarinda anlasarak, her Mahkeme için, bir Genel Sekreter ile bir ya da birkaç Sekreter 


atayacaklardir. Genel Sekreter ile Sekreterler Mahkemeye bagli olacaklardir. Mahkeme, ilgili Hükümetlerin de 


uygun bulmalariyla, yardimlari gerekli görülecek bütün görevlileri de atayabileceklerdir.


Her Mahkemenin Sekreterlik daireleri Istanbul’da olacaktir; ilgili Hükümetler, gerekli görülecek baska yerlerde 


de Sekreterlik daireleri kurabileceklerdir.


Her Mahkeme, kendisine sunulmus olacak davalara iliskin arsivleri, belgeleri ve yazismalari saklayacak ve 


görevi sona erince, bunlari, oturumlarin yapildigi ülke Hükümetinin arsivlerine teslim edecektir. Bu arsivler, 


ilgili Hükümetlerce her zaman açik tutulacaktir.


MADDE 97


Her Hükümet, Hakemlik Karma Mahkemesine atadigi üyenin, her ajanin ve sekreterin ödenecegini kendisi 


karsilayacaktir.


Baskanla Genel Sekreterin ödenekleri, ilgili Hükümetler arasında anlasmayla saptanacak ve bu ödeneklerle 


her Mahkemeye iliskin ortak giderler, ilgili Hükümetlerce yari yariya karsilanacaktir.


MADDE 98


İşbu Kesim, Türkiye ile Japonya arasında, işbu Andlaşma uyarinca, Hakemlik Karma Mahkemesinin yetki 


alanina girebilecek islere uygulanamayacaktir; bu anlasmazliklar, her iki Hükümet arasında varilacak 


anlasmayla çözüme baglanacaktir.


KESIM VI


AndlaşmaLAR


MADDE 99


İşbu Andlasmanin yürürlüge girmesiyle ve Andlaşmanın baska yerlerindeki hükümlere halel gelmeksizin, 


asagida belirtilen ekonomik ya da teknik nitelikteki çok-tarafli Andlaşmalar, Sözlesmeler ve Anlasmalar, 


Türkiye ile bunlara taraf olan öteki Devletler arasında yeniden yürürlüge gireceklerdir:


1. Denizalti kablolarinin korunmasina iliskin 14 Mart 1884, 1 Aralik 1886 ve 23 Mart 1887 tarihli Sözlesmelerle, 7 


Temmuz 1887 tarihli Kapanis Protokolü (Protocole de clôture);


2. Gümrük tarifelerinin yayinlanmasina ve gümrük tarifelerinin yayinlanmasi için bir Uluslararasi Birlik 


kurulmasina iliskin, 5 Temmuz 1890 tarihli Sözlesme;


3. Paris’de Kamu Sagligi Uluslararasi Kurumu (Office Internationale d’Hygiène Publique) kurulmasina iliskin, 9 


Aralik 1905 tarihli Sözlesme;


4. Roma’da bir Uluslararasi Tarim Enstitüsü (Institut Internationale Agricole) kurulmasina iliskin, 7 Haziran 1905 


tarihli Sözlesme;


5. Escault nehri üzerinde geçis resmi haklarinin satin alinisina iliskin, 16 Temmuz 1863 tarihli Sözlesme;


6. İşbu Andlaşmanın 19 ncu Maddesinde öngörülen özel hükümler sakli kalmak üzere, Süveys Kanali’nin 


serbest kullanilmasini güvence altina alacak bir rejim kurulmasina iliskin, 29 Ekim 1888 Sözlesmesi;


7. Madrid’de 30 Kasim 1920 tarihinde imzalananlari da kapsamak üzere, Dünya Posta Birligi’e (Union Postale 


Universelle) iliskin Sözlesmeler ve Anlasmalar;


8. 10/22 Temmuz 1875 tarihinde Saint-Petersbourg’da imzalanan Uluslararasi Telgraf Sözlesmesi ile, 11 


Haziran 1908 de Lizbon’da Uluslararasi Telgraf Konferansinda kararlastirilan yönetmelikler ve tarifeler.


MADDE 100


Türkiye, asagida belirtilen Sözlesmeler ya da Anlasmalara katilmagi ya da bunlari onaylamagi yükümlenir:


1. Otomobilllerin uluslararasi dolasimina iliskin, 11 Ekim 1909 Sözlesmesi;


2. Gümrük uygulanacak vagonlarin kursunlanmasina iliskin, 15 Mayis 1886 tarihli Anlasma ve 18 Mayis 1907 


tarihli Protokol;


3. Denizde çatmalar, deniz kazalarinda yardim ve kurtarma konusundaki kurallarin birlestirilmesine iliskin, 3 


Eylül 1910 tarihli Sözlesme;


4. Hastane gemilerinin liman resim ve harçlarindan bagisik tutulmalarina iliskin, 21 Aralik 1904 tarihli 


Sözlesme;


5. Kadin ticaretinin yasaklanip önlenmesine iliskin, 18 Mayis 1904, 4 Mayis 1910 ve 30 Eylül 1921 tarihli 


Sözlesmeler;


6. Açik-saçik [müstehcen] yayinlarin yasaklanip önlenmesine iliskin, 4 Mayis 1910 tarihli Sözlesme;


7. 54 ncü, 88 nci ve 90 nci Maddelere iliskin çekinceler [ihtitazi kayitlar] sakli kalmak üzere, 17 Ocak 1912 


tarihli Saglik Sözlesmesi;


8. Filoksera (phylloxYra) ya karsi alinacak tedbirlere iliskin, 3 Kasim 1881 ve 15 Nisan 1889 tarihli Sözlesmeler;


9. Afyon konusunda La Haye’de 23 Ocak 1912 tarihinde imzalanmis Sözlesme ve 1914 tarihli ek Protokol;


10. Uluslararasi Radyo-Telegrafi konusunda, 5 Temmuz 1912 tarihli Sözlesme;


11. Afrika’da alkollü maddelere uygulanacak rejim konusunda, Saint-Germain-en-Laye’de, 10 Eylül 1919 da 


imzalanmis Sözlesme;


12. 26 subat 1885 tarihli Berlik Senedi’nin ve 2 Temmuz 1890 tarihli Brüksel Genel Senedi ile Brüksel 


Bildirisinin yeniden gözden geçirilmesine iliskin olarak Saint-Germain-en-Laye’de, 10 Eylül 1919 da imzalanmis 


Sözlesme;


13. 1 Mayis 1920 tarihli Protokol hükümlerinin uygulanmasiyla, Türkiye, cografya açisindan durumunun gerekli 


kildigi degisiklik yapilmasini elde ederse, Hava ulasiminin düzenlenmesi konusunda, 13 Ekim 1919 tarihli 


Sözlesme;


14. Kibrit yapiminda beyaz fosfor kullanilmasinin yasaklanmasina iliskin olarak, Bern’de, 26 Eylül 196 da 


imzalanmis Sözlesme.


Türkiye, bundan baska, Telegrafi ve Radyo-Telegrafi konusunda, uluslararasi yeni Sözlesmelerin 


hazirlanmasina katilmayi da yükümlenir.


BÖLÜM IV


ULASIM YOLLARI VE SAGLIK SORUNLARI


KESIM I


ULASIM YOLLARI


MADDE 101


BÖLÜM


ULASIM YOLLARI VE SAGLIK SORUNLARI


————-


KESIM I


ULASIM YOLLARI


————-


MADDE 101


Türkiye, transit serbestligi konusunda Barselona Konferansinca 14 Nisan 1921 tarihinde kabul edilmis olan 


Sözlesme ve Statü ile, uluslararasi yarari olan su yollari rejimine iliskin olara, ayni Konferansça 19 Nisan 1921 


tarihinde kabul edilen Sözlesme ile Statüye ve ek Protokole katildigini bildirir.


Bunun sonucu olarak, Türkiye, işbu Anlasmanin yürürlüge girişiyle, bu Sözlesmelerin, Statülerin ve 


Protokollerin hükümlerini uygulamaya koymagi yükümlenir.


MADDE 102


Türkiye, „deniz kıyısından yoksun Devletlerin bayrak hakkının (droit au povillon) taninmasina iliskin“, 20 Nisan 


1921 tarihli Barselona Bildirisine katildigini bildirir.


MADDE 103


Türkiye, uluslararasi rejim uygulanan limanlara iliskin olarak, 20 Nisan 1921 tarihli Barselona Konferansinin 


Tavsiyelerine katildigini bildirir. Türkiye, bu rejim altina konulaca limanlarini sonradan açiklayacaktir.


MADDE 104


Türkiye, 20 Nisan 1921 tarihli Barselona Konferansinin, uluslararasi demiryollarina iliskin Tavsiyelerine 


katildigini bildirir. Bu Tavsiyeler, karşılıkli olmak çekincesiyle [ ihtirazi kaydiyla], işbu Andlaşmanın yürürlüge 


girişiyle, Türk Hükümetince uygulamaya konulacaktir.


MADDE 105


Türkiye, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişiyle, 14 Ekim 1890, 20 Eylül 1893, 16 Temmuz 1895, 16 Haziran 1898 


ve 19 Eylül 1906 tarihlerinde Bern’de imza edilen, demiryollariyla yük (marchandises) tasinmasina iliskin 


Sözlesmeler ve Düzenlemelere katilmagi yükümlenir.


MADDE 106


Yeni sınırlarin çizilmesi sonucu olarak, ayni ülkenin iki parçasını birlestiren bir demiryolu bir baska ülkeden 


geçerse, ya da bir ülkede baslayan bir demiryolu kolu [sube hatti, ligne d’embranchement] bir baska ülkede 


sona ererse, iki ülke arasındaki ulasima iliskin isletme sartlari, ilgili demiryollari isletmeleri [idareleri] arasında 


yapilacak bir anlasma ile düzenlenecektir. Bu isletmeler [idareler], böyle bir düzenlemenin sartlari üzerinde 


anlasmaya varamazlarsa, bu sartlar hakemlik yoluyla saptanacaktir.


Türkiye ile komsu Devletler arasındaki bütün yeni sınır-istasyonlarinin (gares frontières) kurulmasi ve bu 


istasyonlar arasındaki demiryollarinin isletilmesi, ayni sartlar içinde yapilacak anlasmalarla düzenlenecektir.


MADDE 107


Türkiye’den ya da Yunanistan’dan gelecek, ya da Türkiye’ye ya da Yunanistan’a gidecek ve Dogu 


demiryollarinin Yunan-Bulgar sınırı ile Kuleli Burgaz yakininaki Yunan-Türkiye sınırı arasında bulunan üç 


parçasindan transit geçerek yararlanacak yolcularla mallar [ticaret esyasi, yük, marchandises], bu transit 


yüzünden, hiç bir vergi ya da resmi, pasaport islemine ya da gümrük denetimine bagli kilinmayacaklardir.


İşbu Maddedeki hükümlerin yürütülmesi, Milletler Cemiyeti Meclisinin seçecegi bir Komiser araciligiyla 


saglanacaktir.


Yunan ve Türk Hükümetlerinden her birinin, bu Komiserin yanina birer temsilci atamaya hakkı olacaktir; 


görevini yapmak için gerekli bütün kolayliklardan yararlanacak olan bu temsilci, yukarıdaki hükümlerin 


uygulanmasina iliskin her sorunu, Komiserin dikkatine sunmakla görevli olacaktir. Bu temsilciler, ihtiyaç 


duyacaklari alt-kademe memurlarin sayisi ve niteligi konusunda, Komiserle anlasacaklardir.


Komiser, sözü geçen hükümlerin yürürlüge konulmasina iliskin sorunlardan, kendi basina çözemedigi her 


sorunu, Milletler Cemiyeti Meclisinin kararina sunabilecektir. Yunan ve Türk Hükümetleri, Milletler Cemiyeti 


Meclisinin oyçokluguyla alacagi her karara uymagi yükümlenirler.


Söz konusu Komiserin maasi ve hizmetinin yerine getirilmesine iliskin giderler, Yunan ve Türk Hükümetlerince 


esit paylar olarak karsilanacaktir.


Türkiye, ileride, Edirne’ye Kuleli Burgat ile Istanbul arasındaki demiryoluna baglayacak bir demiryolu yaparsa, 


bu Maddenin, Kuleli Burgaz ile Bosna-Köy yakinindaki Yunan-Türk sınır noktalari arasında karşılıkli olarak 


transite iliskin hükümleri geçerli olmaktan çikacaktir.


Ilgili iki Devletten her birinin, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak beş yillik bir sürenin bitiminde, 


işbu Maddenin 2 nci fikrasindan 5 nci fikrasina kadar olan fikralarinda öngörülen denetimin yürürlükte 


tutulmasinin gerekip gerekmedigine karar verilmesi için, Yunan-Bulgar sınırı ile Bosna-Köy arasında Dogu 


demiryollarinin iki parçasinda transit bakimindan, ilk iki fikra hükümlerinin yürürlükte kalmasi kararlastirilmistir.


MADDE 108


Türk Hükümetinin ya da özel ortaklıklarin mülkiyetinde olan ve işbu Andlaşma geregince Osmanli 


Imparatorlugundan ayrilan ülkelerde (topraklarda) bulunan limanlarin ve demiryollarinin geçirimine 


[transferine] iliskin özel hükümlerle, işbu Andlaşmanın ayricalik [imtiyaz] sahiplerine ve memurlarin emeklilik 


islerine iliskin mali hükümleri sakli kalmak üzere, demiryollarinin geçirimi [transferi] asagidaki sartlar içinde 


yapilacaktir:


1. Bütün demiryollarinin yapilari ve tesisleri (auvrages et installations) bütünüyle ve mümkün oldugu kadar iyi 


bir durumda birakilacaktir;


2. Kendisine özgü tekerlekli araç ve gereçleri (materiel roulant) olan bir demiryolu sebekesi, bütünüyle, 


Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis bir ülkede bulunmakta ise, bu araç ve gereçler, 30 Ekim 1918 dökümüne 


[envanterine] göre, eksiksiz olarak birakilacaktir;


3. İşbu Andlaşma geregince, yönetimi bölüsülmüs demiryollari baskimindan, tekerlekli araç ve gereçlerin 


bölüsülmesi, demiryolunun çesitli kollari kendilerine verilen isletmeler arasında, dostça anlasmayla 


yapilacaktir. Bu anlasmada, 30 Ekim 1918 tarihli son döküme göre, bu demiryollari üzerinde kütüge geçirilmis 


bulunan araç ve gereçlerin önemi, hizmet hatlarini da kapsamak üzere demiryollarinin uzunlugu, trafigin 


niteligi ve önemi göz önünde tutulmak gerekir. Anlasmaya varilamazsa, uyusmazliklar hakemlik yoluyla 


çözümlenecektir. Bu hakemlik, gerekirse, her kesime birakilacak yolcu ve yük (esya) vagonlarini belirtecek, 


bunlarin teslim sartlarini saptayacak ve simdiki isyerlerine tasinan araç ve gereçlerin, sınırli bir süre boyunca, 


günlük bakimi için gerekli görecegi düzenlemeleri yapacaktir;


4. Donatim depolari, demirbaslar ve takimlar, tekerlekli araç ve gereçlere uygulanan ayni sartlar içinde 


birakilacaktir.


MADDE 109


Aykiri hükümler bulunmadikça, yeni bir sınırın çizilmesi yüzünden bir Devletin sular sistemi (kanal açmalar, su 


tasimalari, sulama, akaçlama (drainage) ya da benzeri konular), bir baska Devletin ülkesinde yapilan 


çalismalara bagli bulunursa, ya da bir Devletin ülkesinde, savas öncesi kullanimlar uyarinca, kaynagi bir 


baska Devletin ülkesinde olan sular ya da su gücü (Ynergie hydraulique) kullanıldığı durumlarda, ilgili Devletler 


arasında, her birinin çikarlarini ve kazanilmis haklarini sakli tutacak biçimde, bir anlasma yapilmasi gerekir.


Anlasmaya varilamazsa, bu anlasmazlik, hakemlik yoluyla çözümlenecektir.


 


Beliebte Posts aus diesem Blog

#ChpMaskesi5816 ataturq M. Kamal'i #ChpMaskesi5816 ile korumasınlar da, bu gerçekleri nasıl saklasınlar ?

ACI GERÇƏKLƏR - Yüz Yıllık Prangalar Kırılıyor

IYILIKLER, -ister "söz", ister ise, "yazi" üzerinden olsun- PAYLASILDIKCA BÜYÜR, ve YAYILIRLAR !..