Erbakan’ın ve milli karargahın uzun vadeli planı,
Formula 1 için anlamsız bir risk diyorlar... Risk almadığımız bir dünyada hayatın ne anlamı olurdu.
GEÇEN YIL TÜRKİYE GENELİ SINAVLARDA ÖĞRENCİLERİN VERDİĞİ İLGİNÇ CEVAPLAR.
SORU: 1.Murat hangi savaşta ölmüştür?
CEVAP: Katıldığı en son savaşta.
İlkokul 4’te bir Din yazılısı.
SORU: Kitabımızın adı nedir?
CEVAP: Kitabımızın adı "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" kitabıdır.
İlköğretim Fen Bilgisi
SORU: Kurbağaların dolaşım sistemi nasıldır?
CEVAP: Zıplaya zıplaya dolaşırlar.
SORU: Tansiyon hangi durumlarda ölçülemez?
CEVAP: Kolun olmadığı durumlarda
SORU: Kuran’ı anlayıp yorumlayanlara ne denir?
CEVAP: “Aferin” denir.
SORU: Dişi üreme sistemini yazınız.
CEVAP: "Dişi üreme sistemi"
SORU: Bilgisayarın çalışma prensibini kısaca açıklayınız.
CEVAP: Bilgisayarın çalışma prensibi kısaca açıklanamaz.
SORU: İşletim sistemi olmayan bir bilgisayarla neler yapabiliriz?
CEVAP: İşletim sistemi yükleyebiliriz.
SORU: 40 gün nafile ibadetten bile daha sevap olan şey nedir?
CEVAP: 41 gün nafile ibadet.
SORU: Güneş sisteminde olan üç gezegenin ismini yazınız.
CEVAP: Merkür, Venüs, Anüs(!?!)
ÖDEV KONUSU: Küçük başlı hayvanları inceleyiniz.
ÖDEV: İnceledim.
SORU: Sokrates’in "devlet" üzerine düşünceleri nelerdir ?
CEVAP: Sokrates: “bildiğim tek şey, hiç bir şey bilmediğimdir.” demiştir. Bu bağlamda mantık yürütürsek Sokrates devlet hakkında bir şey bilmediğini iddia etmektedir.
SORU: Gece trafiğe yaya olarak çıkarken nasıl kıyafetler giymeliyiz?
CEVAP: Çok şık ve güzel giyinmeliyiz. Karşımıza iyi biri çıkabilir. Romantik bir gece geçirebiliriz.
SORU: Üzüm nasıl tüketilir?
CEVAP: Yenerek.
SORU: Miraçta gelen 3 emir nedir?
CEVAP: Oku, oku, oku.
SORU: 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı’nın nedenlerini ve sonuçlarını yazınız.
CEVAP: Bilinen nedenlerden dolayı istenilen sonuçlar elde edildi.
SORU: (8 + 7)/(8 x 7)
CEVAP: 8’ler birbirini götürür. 7'ler de birbirini götürür. Cevap sıfır
SORU: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası nedir?
CEVAP: Birinci anayasa
SORU: İlk Türk denizcisi kimdir?
CEVAP: Temel Reis
SORU: Tekke ve zaviye nedir?
CEVAP: Osmanlı döneminde erkeklerin giydiği kıyafetlerdir…
SORU: Hz.Muhammed Mekke’den Medine’ye göç etmeden önce Mekke’de kalan Müslümanlara ne demiştir?
CEVAP: Hadi Allah’a emanet olun..
Bild könnte enthalten: Text
"Ermeni dönmeleri Aleviler üzerinden Türkiye’ye operasyon çekiyor"
Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, Ali’siz Alevilik projesinin destekçilerinden Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’ün, Cumhuriyet’e “Bizler zorunlu din dersleri kaldırılsın mücadelesi verirken, matematik, fen gibi derslerin seçmeli olup din derslerinin zorunlu olması Türkiye’nin ne derece çağdaş, laik eğitim verdiğinin göstergesidir.” şeklindeki sözlerine tepki gösterdi.
21 Mayıs 2019 Salı 17:54
"Ermeni dönmeleri Aleviler üzerinden Türkiye’ye operasyon çekiyor"
Murathan Seyitoğlu Ankara
Yeniakit.com.tr’ye konuşan Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, “Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla Türkiye’ye, Alevilere operasyon çekiliyor. Aramıza sızan Ermeni dönmeleri Alevi toplumunu yozlaştırmaya çalışıyor.” dedi.
“Almanya 30 milyon avro destekle Ali’siz Alevilik projesi yürütüyor”
Özdemir, “Almanya’dan her yıl aldıkları 30 milyon avro ile Türkiye’de ‘Ali’siz Alevilik projesini hayata geçirmeye çalışıyorlar. Sözde Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, PKK’nın maşası HDP milletvekilleriyle hergün gezdiği için Zerdüşlük’e inanmaya başladı sanırım. Zerdüştlük’e inanan PKK’lı teröristlerin İslam’a saygısı yok, bir Alman projesi olan Hüseyin Güzelgül’ün de İslam’a saygısı yok.” açıklamasında bulundu.
“Alevi toplumunun dini İslam’dır”
“Orta Asya’da, Balkanlar’da ve Türkiye’de yaşayan Alevi toplumunun dini İslam’dır.” diyen Özdemir, “Alevi toplumun kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Hz. Muhammed ise peygamberimizdir. Türkmen Alevileri, Konya Mevlanalılar, Hacı Bayram Veliler, Hünkar Hacı Bektaşi Veliler, hakka yürüdüğünde Kur’an-ı Kerim okundu, Kur’an-ı Kerim okunarak defin edildiler. Bugün de aynı şekilde Kur’an-ı Kerim okunarak bütün canlarımız toprağa defnedilirler. İslam ve din düşmanlığı yapan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan ve yönetiminin amacı nedir? ‘Alevilik’ diye bir din mi icat etmek istiyorlar?” diye sordu.
“Ermeni dönmeleri Alevi toplumunu yozlaştırmaya çalışıyor”
Türkiye’de yaşayan Alevilere de seslenen Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:
“Alevi canlara sesleniyorum. Lütfen provokasyon içerikli haber ve açıklamaları dikkate almayın. Vatanımızı bölerek bayrağımızı indirmek isteyen Türkiye düşmanlarının oyunlarına gelmeyin. Özellikle Almanya ve ABD, Alevi canlarımız üzerinden Türkiye’ye operasyon çekmeye çalışıyor. Lütfen bu oyuna gelmeyelim. Alevi Bektaşi Federasyonu gibi maşa konumundaki adresin yanlış beyanlarını dikkate almayın. Bunlar, ‘Kürt Alevisiyim’ diyen Ermeni dönmeleridir ve bunlar Alevi toplumunu yozlaştırmaya çalışıyor.”
Ali’siz Aleviler Türkiye’nin ‘dindar nesil’ projesinden rahatsız!
Almanya’nın Türkiye’ye karşı kullanmak için fonladığı “Ali’siz Alevi” projesinin önderliğini yapan Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte, din dersleriyle ilgili nefretini şu ifadelerde ortaya koymuştu:
“Türkiye’nin de içinde bulunduğu 48 ülkenin altına imza attığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda mahkûm ettiği karara rağmen, sorun katmerleştirilerek devam etmektedir. Bizler zorunlu din dersleri kaldırılsın mücadelesi verirken, matematik, fen gibi derslerin seçmeli olup din derslerinin zorunlu olması Türkiye’nin ne derece çağdaş, laik eğitim verdiğinin göstergesidir. Günümüz toplumuna bakıldığında, dindar bir nesil yetiştirelim derken, bilgiden yoksun, ahlak ve edep değerlerini kaybetmiş, ayrıştırıcı bir nesil yetiştiğini görmek hiç de zor değil. Din ve inanç özgürlüğünü hiçe sayan zorunlu din dersleri bir yandan Alevi çocukları üzerinde baskı ve asimilasyon aracına dönüşmüşken, diğer yandan da toplumun bütün kesimlerini tek yanlı bir din eğitimine tabi kılarak, Türkiye toplumunun tümünü dinsel esaslara göre yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır.”
Sezai Temelli adıyla kaim aparat, İnönü"nün yeğeniymiş...Şaşırdık mı?
Siyonistler 20 yüzyılda iki devlet kurduk dememişler miydi? İsrail"i ilk tanıyan devlet başkanı İnönü değil miydi?
Ya Suriye cephesinden çaldığı atla tüyen kimdi? Yahu bırakalım artık lüzumsuz muhabbeti, şu garip memleket buz gibi dönmelerin işgali altında.
Kürt, Türk, sağ, sol...Bunların hepsi lakırdı, bir tarafta küffarın tahkim ettiği avdeti cemiyetleri, diğer tarafta da milletin asıl evlatları...
Ha, bir de arada masallarla uyutulmuş, marşlarla avutulmuş, heykellerle dondurulmuş yığınlar var elbet. Zaten asıl derdimiz onlar. Gerisinin çapı beş para etmez.
Fırsat versek, ülkemize sığınan mültecilerin neredeyse tamamı soluğu Avrupa “da alacaklar.
E...Verin o fırsatı da, Haçlı-Siyon ittifakının böğrüne hançeri saplayın!
Böylelikle Avrupa halkları da, Türkiye de hasıl olması muhtemel kaos ortamının ortaya çıkaracağı tablo ile bugünden tanışmış olurlar.
Sıkılmadık mı hep savunmada kalmaktan ve üzerimizde yapılan operasyonlara mütemadiyen sadece seyirci olmaktan.
Elimizde o kadar çok silah var ki, kullanmaya başladığımız anda,
Son dönemde maruz kaldığımız ekonomik saldırılar bile son bulacaktır.
Sayenizde fakirleştik, azıcık da siz bedel ödeyin” demek, bu kadar mı zor?
Aklım almıyor artık.
Fırsat versek, ülkemize sığınan mültecilerin neredeyse tamamı soluğu Avrupa “da alacaklar.
E...Verin o fırsatı da, Haçlı-Siyon ittifakının böğrüne hançeri saplayın!
Böylelikle Avrupa halkları da, Türkiye de hasıl olması muhtemel kaos ortamının ortaya çıkaracağı tablo ile bugünden tanışmış olurlar.
Sıkılmadık mı hep savunmada kalmaktan ve üzerimizde yapılan operasyonlara mütemadiyen sadece seyirci olmaktan.
Elimizde o kadar çok silah var ki, kullanmaya başladığımız anda,
Son dönemde maruz kaldığımız ekonomik saldırılar bile son bulacaktır.
Sayenizde fakirleştik, azıcık da siz bedel ödeyin” demek, bu kadar mı zor?
Aklım almıyor artık.
Vanga teyze demiş ki, 2019’da Türkiye ile Yunanistan savaşa girecek. Nostradamus’da da varmış. Ege’de depremden söz ediyorlarmış.
Şimdi onlarla uğraşacak vaktimiz yok. Aylardan ramazan ve biz seçimle uğraşıyoruz. Hele şu YSK gerekçeli kararını açıklasın, sonra bakarız. Savaş-mavaş diye bu seçimler bir daha ertelenecek olursa seçmen kafayı yiyecek.
“Vanga teyze”nin kehanetleri, “Herkes Vanga baba diyor, ama sözkonusu kişi hatun”.. Her şey bir tarafa da, “Trump amca” (Uncle Sam’dan kinaye) ne yapacak! Mahalle kabadayısı Netanyahu, Kushner’in “yol arkadaşı Veliahd Prens hazretleri ne yapacak!
Kushner “muzip” biri, sen git bir Suudi hatun bul, sahnede yarı çıplak dans ettir, sonra da dans arasında Fatiha okut! O mu tezgahladı bunu bilmem ama, bir “üst akılsız” İslam’ı ve Müslümanları aşağılamak için her haltı yiyor.
Asıl haber şu: Bahreyn Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarını İran ve Irak’a seyahat etmemeleri konusunda uyaran bir mesaj yayınladı. Irak ve İran’da olan vatandaşlardan da derhal bu ülkeleri terk etmeleri istendi. Öte yandan; Suudi Arabistan basını, Riyad yönetimi ve bazı Körfez ülkelerinin, ABD’nin askeri güçlerinin Arap Körfezi sularında ve Körfez topraklarında yeniden konuşlandırılması talebini onayladığını yazdı.
Daha önce de ABD, Irak’taki ve İran’daki ABD’lilerin, hatta Irak’ta, zorunlu görevi bulunmayan tüm Amerikalıların ülkeyi terk etmesi çağrısı yapmıştı.
ABD’nin acelesi var. Ramazan bitmeden Müslümanlara acı vermeleri gerek. Şeytanları öyle istiyor çünkü. Ve Netanyahu’nun da dediği gibi, bugün kendilerine destek veren Arap ülkeleri de var.
İran Irak’taki askeri varlığını tahkim ediyor bu arada. Olan Irak’a ve Irak halkına olacak. Bir yanda ABD ve İsrail, öte yanda İran ve İsrail’in yanında saf tutan birtakım Arap ülkeleri.
AB ülkeleri şimdilik sesini çıkarmıyor. Türkiye ve İngiltere aslında Irak’ın garantörü ama soran yok. Fransa da Suriye’de garantör. O da seyirci. Rusya ve Çin yakın takipte.
Irak fiilen bölünmüş durumda. Kürtler Musul’da, Şiiler Basra, Necef, Bağdat karışık, Kerkük İran Kürt, Araplar arasına sıkışmış. Sünni Araplara zaten soran yok.
Şiiler arasında da örtülü bir rekabet var. İran mı Irak’ı yutacak, Irak mı İran’ı! Arap Şiası, Dünya Şia’sının merkezinin Kerbela olduğunu söylüyor.
Kuveyt gelişmelerden rahatsız. Fav’ı Çin’e kiraladı ama, bölge yeni bir savaşın eşiğinde.
Bir füze savaşı bekleniyor. Hedefte İran var. İran’ı Azerbaycan, Huzistan, Belucistan, Kürdistan ve Fars bölgesi olarak bölmek istiyorlar. Şia, Lübnan’da, Yemen’de, Suriye’de üslenmiş durumda. Aslında Pakistan’da da varlar.
ABD ve İsrail saldıracak ama, büyük ihtimalle Suud topraklarını kullanacaklar. Suudi Arabistan, hatta bazı Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan bu çatışmadan nasıl çıkacak göreceğiz.
Bu İran’a verilen bir gözdağı mı, ya da İran üzerinden “Rusya, Çin, hatta Türkiye’ye, diğer İslam ülkelerine verilen bir gözdağı mı, onu da göreceğiz.
Tabii, böyle bir çatışmanın ne kadar süreceği ve sonucunun ne olacağını kestirmek de kolay değil.
İçişleri Bakanının DAEŞ’in Türkiye’de ve bölgede hiç olmadığı kadar faal hale geldiği uyarısını da dikkate almak gerek. PKK’daki hareketlenme, Gezi bileşenlerindeki hareketlenme, Yunanistan’daki hareketlenme ve Suriye konusundaki hareketlilik bir yerde aynı kaynaktan besleniyor.
Kushner, Dahlan ve Suudi Veliahd Prensden oluşan “Şeytan üçgeni”ne dikkat. Buna Sisi’yi de eklemek mümkün. Bu koalisyona katılması beklenen, Netanyahu’nun sözünü ettiği bölgede başka isimler de var.
Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Bab-ul Mendeb, Hind Okyanusu’nun Somali ve İran sahillerindeki askeri hareketlilik geliyorum diyen bir tehlikenin ilk işaretleri sayılabilir..
Bu iş sonunda İran Azerbaycan’ı üzerinden Azerbaycan Cumhuriyetini de ilgilendiriyor. Son zamanlarda Azerbaycan’a yönelik siber saldırılardaki olağanüstü artışı bu gelişmelerle ilişkilendirmek de mümkün. Hazar Koalisyonunda Rusya da var. Rusya Akdeniz’de de var, Suriye’de de. Hazar’daki askeri gücünün kapsama alanı körfez, Kızıldeniz ve Akdeniz’in doğusuna kadar genişliyor.
Eğer Yunanistan ABD’nin ve İsrail’in başını çektiği şer ittifakı içinde yer alacaksa, Kıbrıs konusu da bizi yakından ilgilendiriyor. Tam böyle bir zamanda KKTC’de baş gösteren siyasi kriz ve belirsizlik de bu anlamda can sıkıcı olmasını ötesinde kuşku uyandırıcı. Kıbrıs’ta bir kriz yaşanacaksa, İngiltere’nin Agratur’daki ve Dikelya’daki üslerindeki askerleri ve donanması herhalde oturup gelişmeleri izleyecek değildir.
Sahi bir çatışma ve işlerin kontrolden çıkması durumunda NATO ne yapacak. İki NATO müttefikinin de karşı karşıya gelmesi durumunda ne olacak.
AB’nin bu gelişmeler karşısındaki sessizliği de ilginç. Hoş, bütün bu gelişmeler karşısında İslam İşbirliği Konferansı, Arap Birliği, Afrika Birliği, Türk dünyası, Karadeniz ülkeleri, Akdeniz ülkeleri ya da bölgesel işbirliği konferansı ülkeleri ne yapıyor ki. Şangay 5’lisi ne yapıyor.
İnsanlar ne yapsın bu durumda. Akıl ve vijdan sükut etmiş. Kimse tatmin edici bir şey söylemeyince, gelsin Nostradamus, gelsin Vanga baba, gelsin kahinler, ezoterim.
Başlasın Mehdi-Mesih tartışmaları, kıyamet savaşları, Melhame-i Kubra, Armageddon, kara bayraklılar..
Kızılca kıyamet ha koptu ha kopacak gibi. Savaş başlamadan beyinlerde ve yüreklerde bombalar patlamaya başladı bile. Irak’ta, Suriye’de göçe hazırlanan yüzbinlerce, milyonlarca insan denklerini hazırlamaya başladı bile. İnsin Şeytanları, büyük Şeytanın emrinde ademoğullarına meydan okuyor.
Ve ben Hz. Adem’in yurdunda, Urfa’dan yazıyorum bunları. Selâm ve dua ile.
Erbakan’ın ve milli karargahın uzun vadeli planı,
Okudukça şaşıracaksınız,
* Erbakan Hoca 1970’te Milli Nizam Partisini kurdu. İsmet İnönü şunları dedi:
“İyi olmuş parti kurdukları, bakalım elli sene sonra oranları kaça düşmüş öğreniriz”
Evet, rejim sözde gericilerin oranını ölçecekti.
Daha sonra Milli Nizam, Laikliğe aykırı olduğu için 1971’de parti kapatıldı.
* Erbakan Hoca durmadı, 1972’de Milli Selamet Partisini kurdu. 1980’de Laikliğe aykırı olduğu için o da kapatıldı.
* Erbakan Hoca 1983’te Refah Partisini kurdu. Kemalist hegomenya Erbakan’ın bilerek başbakan olmasını sağlayıp toptan İslamı hassasiyeti olanlara darbe vuracaktı. 1996’da Erbakan başbakan oldu. 1997’de Laiklik ve Kemalizm adına 28 Şubat darbesi yaptılar. 8 ay süren mahkeme sonucu Laikliğe aykırı olduğundan 1998’de parti kapatıldı.
* Erbakan Hoca ardından Fazilet Partisini kurdu. Lâiklik ve Kemalizme aykırı olduğundan 2001’de Fazilet Partisi de kapatıldı.
Erbakan Hoca tüm bu yaşadıklarından sonra yani siyasete başladıktan 30 yıl sonra şu önemli şeyi anladı:
* İçerideki Derin Amerikancı yapı (FETÖ, Gladyo) etkisiz hale getirilmeden edilen mücadele boşa kürek çekmekti. Tüm parti kapatma ve darbe sürecinde Amerikancı derin yapının rolü vardı.
Bu sorun halledilmeden önce, bağımsız ekonomi ve adil düzen planı uygulamaya konulmamalıydı. Bu sorun halledilmeden, bu planlar için harekete geçmenin hiçbir anlamı yoktu. Ne yerli araba yapılabilir, ne de milli ekonomi kurulabilirdi. Çünkü darbe yemek kolaydı. Önce darbe yapacak güçler etkisiz hale getirilmeliydi. Erbakan direk bu iki sorunu halletmek için önce onlara kafa tutmanın yanlış olduğunu anladı.
Erbakan Hoca dünyanın gidişatını da okuyup gizli bir karargahta uzun vadeli bir plan yaptı. Bu plan için milli güvenilir herkesi toplayıp istişare etti. Devletin milli kanadından da insanlar vardı. Kimler yoktu ki.
Eski dünya 2 kutupluydu: Amerika ve Rusya. Artık yeni dünya çok kutuplu olacaktı. Erbakan bunu biliyordu ve planı yaptı. Plan 3 aşamalıydı.
İlk aşamada Amerikanın derin yapısı (FETÖ, Gladio) etkisiz hale getirilecek. İngilizin derin yapısının da (Kemalizm) etkisi kırılacaktı.
Bu birinci aşamaydı,
İkinci aşamada Osmanlı tarihi öne çıkarılacak, yerli milli ekonomi için adım atılacaktı. Devletin ve halkın özgüveni artırılacaktı. Belediyelerde istifalar gidilip ikinci plana uygun hale getirilecekti. Bu başladı da. Sonra üçüncü aşamaya geçirecekti.
Devlet kutup olup güç odağı haline gelince dışa doğru yayılım politikası izlenecekti. Müslümanlar birliği için hareket başlatılacaktı.
esas bundan sonrası çok önemli,
Erbakan Hoca uzun vadeli bu derin plan için 3 adama görev verdi:
1) Recep Tayyip Erdoğan
2)?
3)?
Erdoğan, birinci planı gerçekleştirecekti. Amerika ve Amerika’nın derin yapısıyla anlaşıp iktidara gelecek. Türkiye’de büyük güç ve destek toplayacaktı. Bu sırada milli karargah da güçlenecekti. Erdoğan’ı korumaya alacaklardı. Erdoğan 2003’ten 2010’a kadar milli karargaha vakit kazandırdı. Bunu güçlenmesi için yaptı. Sonra Amerika’nın derin yapısını (FETÖ ve Gladyo’yu) çökertme harekatını başlattı. Çökertti de.
Bakın Erdoğan’a verilen görev “adil düzen ve milli ekonomi” kurmak değil.
İlk adımda bu yanlış olurdu zaten. Bu sonraki aşamalardaki işti, Erbakan Hoca ve milli karargah böyle planladı.
Erbakan Hoca ve milli karargah, Erdoğan’ın bütün planda ömrünün yetmeyip yıpranacağını bildiği için 2 tane lider olacak şahsiyet daha ayarladılar.
Dikkatli okuyun.
Erdoğan görevini yaptı ve ikinci aşamaya geçilmesi için zemin hazırlıyor. Belediyeleri ve devleti ikinci plan için tekrar yapılandırıyor. 15 Temmuz ile birlikte devletin yurtiçi ve yurt dışındaki tüm milli karargah hücreleri uyandırıldı. Erbakan ve milli karargahın planı uzun vadeliydi. Erdoğan’ın ömrü ve durumu yetmezdi. Soru işareti koyduğum diğer iki şahıs sırayla görevi devralacak.
Bu arada Erbakan Hoca bu planın uygulama sürecinde darbeler olacağından ekonomiyi sağlam tutmak için Arap alemi ve diğer Müslüman ülkelerden sıcak para imkanını ayarlamıştı. Katar, Kuveyt, Arabistan v.b ülkelerden gelen paralarla kriz önlendi. Anlayın ne demek istediğimi.
Erbakan Hoca Saadet Partisini formalite icabı kurmuştu. Erdoğan ne zaman zayıflasa Saadetteki milli kanadın bir bölümünü AKP’ye gönderiyor destekliyordu. Numan Kurtulmuş gibi. Kendi geçse olmazdı. Oyun bozulurdu. Kendi Erdoğan karşıtı rolü oynayacaktı. Sadece Saadet Partisi’nde mi milli karargahın adamları vardı? Hayır. MHP, CHP, HDP ve Demokrat Parti de de vardı. Süreci iyi takip etmişseniz farketmişsinizdir.
Şuan tarihin en büyük saldırısı yaşanıyor. Milli karargahın planını çökertmek için saldırıyorlar. Milli karargah şu ana kadar başarılı olarak planı uyguladı. Ertuğrul ve Payitaht dizileri milli karargahın planıdır. Devamı gelecek.
Peki, Erbakan ve Milli karargahın varlığı kimin uzun vadeli planıydı..??
El Cevap: dedem Abdülhamid Han’ın
Not: yiğit yürekli bir neferin kaleme aldığı bir makaledir, sonuna kadar okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum..
sonuna kadar okuyanlar, yoruma bir nokta koysun ki bileyim okuyanları..!!
Bild könnte enthalten: 1 Person, Meme und Text
M.KAMAL
CHP SIZE NEYAPDI KI SEVMIYORSUNUZ
HAKIKI MUSLUMANLAR
RICA EDIYORUM BUNLARI PAYLASIN
Be insafsızlar ! Atatürk size ne yaptı da ona bu kadar düşmansınız ?
Sırf şapka takmadı diye dedelerinizi mi astırdı ?
Fâtih'in emâneti ve fethin sembolü olan Ayasofya Câmisine zincir mi vurdu ?
1000 yıllık alfabenizi yasaklayarak târihinizi, kültür ve medeniyetinizi yansıtan kütüphanelerinizi kağıt ambarına mı çevirdi ?
Geçmişinizle aranıza duvar mı ördü ?
Ezanı mı yasakladı ?
Haccı mı yasakladı ?
Kur'an'ı mı yasakladı ?
Câmileri ahır, meyhane ve hatta kerhâne mi yaptı ?
İmam-ı Azam, Şeyh Edebâli, İmam Gazâli, Yunus Emre, İmam Buhâri ve İbn'ül Arâbi, gibi yüzlerce Âlim ve Evliyâ'yı yetiştiren Medrese ve Tekkeleri kapatarak FETÖ gibi şebekelere ve Paralel Din Mealizm'e zemin mi hazırladı ?
Osmanlı Devlet armalarını ve Tuğralarını mı her yerden söküp kazıttı ?
Musul, Kerkük, Hatay ve Batı Trakya'yı mı verdi düşmana ?
Halîfelere hakaret mi etti ?
Seçimleri hep kaybettiği için, seçimlere baskı yoluyla hîle katarak mı başa geldi ?
Müslüman bir ülkede Cuma tâtilini kaldırıp, Hristiyan ve Yahudiler için Cumartesi Pazarı mı tatil ettirdi ?
Hicrî takvimi kaldırıp hristiyanlara âit milâdi takvimi mi dayattı ?
Veresiye defterini gramla satan Şaban gibi, Devlet arşivlerini kilo hesâbıyla Bulgarlara mı sattı ?
Peygambere hakaret mi etti ?
İkra âyetine "safsata" mı dedi ?
(Hâşa)
Kur'an âyetlerine "Arapoğlu'nun yâveleri" mi dedi ?
(Hâşa)
Şehitlik mertebesiyle ve Şehâdeti arzulayan savaş kahramânı askerlerle alay mı etti ?
Ayyıldızlı Türk Bayrağını değiştirmeye mi teşebbüs etti ?
Kaynağı bilinmeyen bir para ile savaş zamanında bir anda kârun kadar zengin mi oldu ?
Şeriatı kaldırıp laik demokrasiyi getirerek tecavüzcülere, katillere ve hırsızlara cesaret mi verdi ?
Hilâfeti kaldırarak Müslümanları başsız bırakıp Birliğini mi bozdu ?
Parçalayıp haçlılara mı ezdirdi ?
Filistin cephesinde Vatana ihânet mi etti ?
İngilizlere vâli olmak için talepte mi bulundu ?
Atatürk ne yaptı size, nedir bu nefretiniz ?
"Dort wo du bist nicht, kann hinter deinem Rücken her geredet werden..."
.
.
So lautet ein berühmtes türkisches Sprichwort, was auf das politische Engagement vieler Auslandstürken bezogen werden kann. Sie befinden sich nicht in den einzelnen politischen Ämtern ihrer Aufenthaltsländer. Und was machen dann deutsche Politiker und vor allen Dingen Politiker mit großer Verantwortung, wenn Sie in Bedrängnis geraten und von ihrer eigentlichen Verantwortung ablenken wollen?
Richtig! Sie greifen in die Trickkiste, holen entweder den Islam, die Türkei oder Erdogan heraus und hetzen hinter dem Rücken der Türken/Muslime, bis der Ramadan kommt.
Die Bundesfamilienministerin Frau Franziska Giffey hat sich heute bzgl. eines Themas geäußert, was seit Jahren einmal zur bestimmten Zeit aufgegriffen und durch den Fleischwolf gejagt wird.
Richtig! Die Muslime erreichen bald den Fastenmonat Ramadan und ihre Mitmenschen werden wieder fragen, "ob sie bis Sonnenuntergang auch nichts trinken dürfen", oder aber eine Spezie kommt um die Ecke und will indirekt jüngeren Muslimen das Fasten verbieten bzw. ungesund sprechen.
Frau Giffey, Sie würden sich eher besser darum tun, wenn Sie Ihren Betrug in Ihrer Doktorarbeit zugeben und von Ihrem Amt zurücktreten würden. Damit würden SIe den Familien und insbesondere den jüngeren Menschen eine wesentlich wichtigere Lehre vermitteln: EHRLICHKEIT.UND AUFRICHTIGKEIT
Mit derart populistischen Aussagen mal wieder auf dem Islam herumzureiten und sich dann am Ende aufzuregen, weshalb in Deutschland Muslime und Ihre Gebetsstätten angegriffen werden, ist die größte Unehrlichkeit und Unaufrichtigkeit, wie man sie derart nur präsentieren kann!
1)Kadir Çandarlıoğlu
Bu yazacaklarımı size hiçbir akademisyen anlatmaya cesaret edemez. Fakat bunların bir kısmını sitemde belgeledim ve bir kısmını da inşaallah ileride paylaşacağım. Çok kısa anlatıyorum:
2) M. Kemal Kurtuluş Savaşında sadece yunana karşı savaşmıştır. Izmir'i yunana işgal ettiren Ingilizlerdir. Zira ikdidarı Osmanlı'dan alıp M. Kemal'e vermek istiyordu. Neden? Çünkü M. Kemal, Ingilizlerin arzu ettiği "inkılapları" yapacaktı ve nitekim yaptı da.
3)Bu Müslüman ülkede Din dersleri ve"Allah"demek yasaklandı efendiler! Bunu ingiliz yapamazdı.Peki nasıl?Ingilizler,Istanbul'u işgal ederek Padişahın elini kolunu bağladı ve yunanı Anadolu'ya saldırttı.Böylece orduyu ve halkı M.Kemal'in peşinden gitmeye mecbur etti,ona bağladı.
4) Ardından yunana verdiği lojistik, silah, cephane ve istihbarat desteğini geri çekti ve bunları M. Kemal'e verdi. Dolayısıyla yunanlılar geri çekilmeye, M. Kemal ise ilerlemeye başladı. Neticede M.Kemal "kahraman", elini kolunu bağladığı ve zorla,
5) baskıyla M. Kemal aleyhinde hamleler yapmaya zorladığı Padişahı da "hain" vaziyetine soktu. Yani iktidar Osmanlı'dan M. Kemal'e geçti. Artık M. Kemal halkın gözünde "kahraman" olunca din, kültür, örf ve adetlerimize aykırı olan ve fakat ingilizlerin dayattığı inkılapları
6) "sorgulanamaz" hale geldi. Işte Atatürk'ü koruma kanunu, aslında bu inkılapları koruyor. M. Kemal korunarak bu inkılaplar "dokunulmazlık zırhına" bürünmüş oldu.
Aynı oyunu geçenlerde ABD oynamaya kalktı. Plan şuydu: Işid, Kürtlerin yaşadığı bölgelere saldıracak.
7)Bunun üzerine PYD, Işid'e savaş ilan edecek ve bütün Kürtler, hatta Türkiye'deki Kürt kardeşlerimiz bile PYD'nin peşinden gitmeye mecbur hale gelecek. Nasıl M.Kemal ingiliz silahlarıyla yunanı yendiyse,PYD de ABD silahlarıyla donatılmış olarak galip gelecek ve "kahraman" olup
8) tıpkı M. Kemal gibi bir devlet kuracaktı. Nasıl ki ingilizler yunanı Anadolu'ya saldırttı, M. Kemal'i galip getirtti ve kahraman yapıp bir de devlet kurmasını sağladıysa, bu sefer de ABD bunu PYD'yi kahramanlaştırarak yapacaktı.
9) Ingilizler Türkleri Osmanlı'dan kopardı, ABD ise Kürt kardeşlerimizi Türkiye'den koparmaya çalışıyor.
Senaryodaki karakterler:
Dün Ingiliz, bugün ABD
Dün Yunan, bugün Işid
Dün M. Kemal, bugün PYD.
Dün Türkler, bugün Kürtler.
Oyun aynı oyun.
TABP A.A. 01/05/2019
Istanbul / Edırne
Türkische Polizei nimmt Schweden-
Koordinator der PKK, Mehmet
Halit A. und MLKP-Terrorist Azimet
C. fest
Die türkischen Sicherheitsbehörden haben einen international-tätigen Koordinator der Terrororgarnisation PKK, sowie einen der meistgesuchten MLKP-Terroristen festgenommen
━━━✏Thomas Bernhard ━━━
Am gestrigen Dienstag war in der nord-westlichen Provinz Edırne der MLKP-Terrorist Azimet Ceyhan festgenommen worden. Ceyhan ist bereits in einem Gerichtsverfahren in Abwesenheit zu einer "verschärften lebenslangen Haftstrafe" verurteilt worden. Er stand zur Fahndung auf der Liste der in der Türkei meistgesuchten Terroristen in der sogenannten "blauen Kategorie", also der zweithöchsten Stufe.
Die MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti/Marxistisch-Leninistische Kommunistische Partei) setzt in der politischen Auseinandersetzung auf "revolutionärer Gruppen- und Massengewalt", wie die Gruppe selbst in ihrem "Grundsatzdokument" schreibt. Teile ihrer Aktivitäten sind daher auch geprägt von Anschlägen und offenen, sowie verdeckten Straßen-Kämpfen mit staatlichen Sicherheitskräften und politisch Andersdenkenden. Die MLKP-Milizen verüben aber auch gezielte Anschläge gegen Personen und Objekte in der Türkei und in anderen Ländern.
Laut dem Verfassungsschutz im deutschen Bundesland Baden-Württemberg soll sich die türkische MLKP auch bereits mehrfach dem "schwarzen Block" in Deutschland abgeschlossen haben und in dem Rahmen Straftaten begangen haben.
Am Montag dieser Woche wurde in Istanbul der PKK-Terrorist Mehmet Halit A. Festgenommen. A. war zuletzt für die Terrororganisation international aktiv. Die Sicherheitsbehörden im skandinavischen Schweden werfen Mehmet Halit A. vor, illegal-terroristische Aktivitäten der PKK in ihrem Land koordiniert und zuvor eine schwedische Zelle der Terrorgruppe aufgebaut zu haben.
Die Terrororganisation PKK ist nicht nur in der Türkei, sondern auch den EU-Mitgliesländern (darunter auch in Deutschland) und den USA als terroristische Vereinigung eingestuft und verboten.
━━━━━━━ ©️ ━━━━━━━
Türk Alman Bilgi Portalı Ajansı Ağ
(TABP A.A.)-Bilgi ve arka plan
hizmeti NPO, Istanbul
SOGAN PATATES ..SIZOFREN MANYAK SANA HASTALIK SULALEDENMI GECTI YOKSA SENDE SELANIKDEN GELME SABATAIST KRIPTO YAHUDI KI.MISIN KIMSIN SEN MANYAK .....SIZOFREN PISLIK LAGIM FARESI.......BENIM HOCAMA LAF SÖYLEYECEK......SEN TIMURTAS HOCAMIN AYAGININ ALTINDAKI CÖP OLAMASSIN....YENIN LAYIK OLDUGUN YER ANCAK TUVALETIN ICIDIR.................LAGIM PISLIGI........ALLAHIN LANETI ÜZERINE OLSUN....IBLIS PISLIGI SIZOFREN..................................KENDINI ADAM SANMA LAGIM KANALI FARESI.......................................LAYIK OLDUGUN GIBI CEVAP
? @multeci_ · 19 Min.Vor 19 Minuten
Mehr
İsrail, her Ramazan ve bayram arifesinde müslümanların neşesine saldırmaktan sapıkça bir keyif alıyor.
Israel genießt eine perverse Freude, die Freude der Muslime am Vorabend eines jeden Ramadan und Festes anzugreifen.
İnna Lillahi Ve İnna İleyhi Raciun
Kadir Mısıroğlu Hocamız Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun güzel insan. 😔
El Presidente Erdogan
Ein Mann verändert die Welt 👍
Seit 15 Jahren der größte Feind der West-Mächte
Der erfolgreichste Politker der türkischen Geschichte
Er gründet eine Partei namens 💡 AKP. Er gewinnt jede 🗳 Wahl seit 17 Jahren durchgehend. Als Dank für diese Erfolge wird er als Diktator beschimpft !?
Er vertritt 1.7 Milliarden Muslime weltweit.
Ein Mann, ein Enkel der Osmanen macht aus den kranken Mann von Bosporus ⬇️
den starken Mann von Bosporus 💪
Ein einziger Mann wird weltweit zum Feind erklärt
Die "Deutschen" Medien kritisieren nicht ihre Probleme oder ihre Politiker. Nein!
Sie sind alle plötzlich Türkei-Experten !
Er nimmt 4 Millionen Flüchtlinge auf.
Aber er bekommt hierfür kein Lob und keine Anerkennung und
Obama hat für 7 Kriege den 🕊 Friedenspreis bekommen !?!
Er brachte die Türkei vom wirtschaftlichen Ruin ins glanzvolle 21. Jahrhundert und baut 1 Mega-Projekt nach dem anderen.
Vielleicht sollte Erdogan mal 🇩🇪 Deutschland unter die Arme greifen,
damit #BER Tegel endlich fertig wird und der Steuerzahler nicht ewig lang dafür blechen muss...
Er schenkte vielen Türken (Muslimen) ihr verlorenes Selbstbewusstsein zurück ☝️
Auch wenn die ganze Welt ihn hasst
Wir stehen zu unserem El Presidente
Wir Türken (Muslime) sind stolz Recep Tayyip Erdoğan als Präsidenten zu haben.
Das ist eine unerwünschte Einmischung in die Angelegenheiten eines Souveränen Landes Türkay und ist nicht hinnehmbar darum Klappe zu und bleib in dein Schloss Bellevue und beglücke das Personal
Die Einmischung einige Deutscher Politiker ist eine unerwünschte Einmischung in die Angelegenheiten eines Souveränen Landes #Türkay und ist nicht hinnehmbar darum Klappe zu
Das war klar.
Viele Türken haben bereits darauf gewartet. Auf die lächerliche Kritik von Roth und Özdemir
Bundestagsvizepräsidentin Claudia Roth (Grüne) kritisierte die Entscheidung der staatliche Wahlkommission, die Bürgermeisterwahl nun doch für nichtig zu erklären. Die Abstimmung von Ende März muss wiederholt werden. „Ich bin extrem beunruhigt“, sagte Roth dem Berliner “Tagesspiegel“. „Das ist eine Kriegserklärung gegen die Reste der Demokratie.“ Sie bewertete die Entscheidung der Wahlkommission als „Ergebnis massivsten Drucks von ganz oben“.
Ja ja.......
Natürlich kein Ton darauf, das bei der Wahl die CHP zusammen mit der HDP wohlmöglich eine halbe Million Wahlerstimmen, die für Binali Yıldırım waren, gezielt zu gunsten von dem Kandidaten der 4'er Koalition CHP + HDP + IYI Partei + Saadet Partei zugeschrieben haben.
Bei der Nachzählung der Wählerurnen bis knapp %10 wurden alleine schon über 15 Tausend Stimmen gefunden, die unberechtigt dem Kandidaten Binali Yıldırım von der Koalition AK Partei und MHP wieder zugeschrieben werden mussten.
Sogar die Toten hatten Claudia Roths Favoriten gewählt !
Wie das geht? :
Es wurden sogar tausende stimmzettel gefunden, von Menschen die zeit Jahrzehnten verstorben sind, die bei dieser Wahl den CHP Kandidaten gewählt hatten....
Unding 2: An Orten wo sehr wenige Menschen leben, wurden wenige Monate vor der Wahl Menschen registriert, die wie Briefkasten Firmen irgendwo registriert wurden, und haben ebenfalls den Favoriten von Claudia Roth gewählt. Bei der Recherche fand man verlassene Barracken, Ställe und Lagerräume wo angeblich mehrere Familien leben würden.
Klar das diese Menschen allesamt den Favoriten von Claudia Roth gewählt hatten.
Klar auch, das zu diesen Fakten in Deutschland sich kein einziger Nachrichtenagentur gefunden hat, die diese ungeheuren Unregelmäßigkeiten erwähnt hat. Schließlich war die Wahl bereits am 31 März 19, und die Diskussionen darüber liefen bereits seit dieser Zeit.
Apropos, falls der Präsident Recep Tayyip Erdoğan ein Diktator wäre, hätte man anderswo in der Türkei die Wahl der Oberbürgermeister anderer Parteien auch angezweifelt.
Aber in İzmir, Adana, Ankara hat der Kandidat von der Koalition CHP und Partner gewonnen.
Warum wurde es denn dort nicht reklamiert?
Weil die Ungereimtheiten in İstanbul ungeheure Ausmaßen hatten.
Nichts desto Trotz, die EU und vor allem Deutschland muss sich aus den innerpolitischen Themen aus der Türkei raushalten. Es geht euch nichts an.
Jürgen Todenhöfer
4 Std. ·
KRIEG GEGEN DEN IRAN?
Liebe Freunde, in diesen Stunden verlegen die USA atomare Marine- und Bomberverbände in den Persischen Golf. Die Bundesregierung sollte sofort den amerikanischen Botschafter einbestellen und ihm klarmachen, dass Deutschland - anders als im Irakkrieg – alle militärischen Aktivitäten der USA von Deutschland aus verhindern wird. ALLE. Wir dürfen die amerikanische Kriegstreiberei nicht mitmachen. Weder offen, noch heimlich. Es wird Zeit, dass Deutschland und Europa beweisen, dass wir keine Vasallen der USA sind. Wir können unsere Steuern sonst gleich direkt in die USA überweisen.
Der US-Plan ist altbekannt: Alle, die im Mittleren Osten nicht nach der Pfeife der USA tanzen, sollen ausgeschaltet werden: Afghanistan, Irak, Libyen, Syrien, der Jemen. Und jetzt der Iran. Bis heute wirtschaftlich durch Sanktionen. Ab jetzt militärisch.
Parallel betreiben die USA gegen den Iran wie üblich eine gigantische Lügen- und Dämonisierungskampagne. Modell Irakkrieg.
1.) Sie behaupten, sie und ihre Verbündeten würden von den konventionell bewaffneten Raketen des Iran bedroht. Sie verschweigen, dass ihr Verbündeter Saudi-Arabien mindestens ebenso moderne ballistische Mittelstreckenraketen besitzt. Und Israel sogar atomar bestückte strategische Raketen. Von den Hunderten amerikanischen Atomraketen, die auf den Iran programmiert sind, ganz zu schweigen.
2.) Die USA behaupten, der Iran schüre die regionalen Konflikte im Mittleren Osten. Doch der Iran (Persien) hat in mehreren hundert Jahren kein einziges Land militärisch angegriffen. Laut dem früheren Stabschef der israelischen Armee Gadi Eisenkot sogar seit 1400 Jahren nicht mehr. Die USA hingegen haben allein in den letzten 70 Jahren im Mittleren Osten Dutzende rechtswidrige Angriffskriege geführt. Die USA sind eine viel größere Gefahr für den Mittleren Osten und die Welt als der Iran.
Ganz nebenbei: Nicht der Iran torpediert das „Nuklearabkommen“, die USA haben ihr Wort gebrochen. Und leider haben Deutschland und Europa bis heute ihr Versprechen nicht gehalten, den durch die US-Sanktionen entstehenden Schaden auszugleichen. Der Westen hat den Iran mit dem Atomabkommen richtig hereingelegt. Eigentlich kann man sich als „Westler“ für diese Iranpolitik nur schämen.
Euer JT
Evlad'ı Osman Derneği Almanya
12 Std. ·
HALİFELİĞİN KALDIRILMASIYLA TÜRKİYE, İSLÂM DÜNYASININ MERKEZİ OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR.
Osmanlı Düşmanlığının Böylesi
Cumhuriyet'in ilanından sonra 3 Mart 1924 tarihinde 431 sayılı kanun ile Hilafet'in kaldırılıp Osmanlı hanedanına mensup kimselerin yurt dışına sürgün gönderilmesine karar verildi.
Bu konunun mecliste görüşülmesi sırasında bazılarının hiç olmazsa kadınların memleketten çıkartılmamasına dair bir teklif ileri sürmesi üzerine, mecliste bulunan bazı meb'usların masaların üzerine çıkıp tepinerek "Olamaz!" diye haykırırlar.
Topçu İhsan namındaki ecdad düşmanı kendini bilmez birinin de :
"Osmanlı hanedanının hepsi sürülmelidir. Ne erkeği kalsın ne kadını... Hatta ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından çıkarıp atmak lazım gelir." deme utanmazlığını göstererek, Horasan'dan kopup gelerek Söğüt'e yerleşip oradan da koca bir cihan devleti çıkaran Osmanlı Hanedanı için böylesine haysiyet kırıcı teklifler ortaya atmışlardı.
Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler cilt 2, Seha Neşriyat, İst.93 S: 234.
Kaplan, Mustafa; Kemalizm ve İslamiyet, İttihat Yay., İst.93, S:93.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Laik Türkiye Müslümanları artık İngiliz İmparatorluğu için tehlike olmaktan çıkmıştır.
Ronald Lindsay, Dönemin İngiliz Sefiri Halifeliğin kaldırılmasıyla Türkiye, İslâm dünyasının merkezi olmaktan çıkmıştır.
Ne olursa olsun halifelik İslâm cemiyetinin en birleştirici ve İslâm’ın geçmişi ile en güçlü bağı idi.
Türkiye, batılılaşmanın nimetlerine karşılık, İslâm'ın manevî liderliğini bırakmıştır.
Arnold J. Toynbee, İngiliz Tarihçi
Türkiye, halifeyi tekmelemekle, bugüne kadar kurulmuş bütün dinî geleneklerden kurtuldu.
Boston Times, 1924
HALİFEYİ TEKMELEMEKLE DEMEK İSTEDİĞİ AŞAĞIDAKİ MADDE MADDE
OLSA GEREK...
HİLÂFETİN İLGASINA VE HANEDANI OSMANİNİN
TÜRKİYE CUMHURİYETİ MEMALİKİ HARİCİNE
ÇIKARILMASINA DAİR KANUN (1) (2)
Kanun Numarası : 431
Kabul Tarihi : 3/3/1924
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 6/3/1924 Sayı : 63
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 5 Sayfa : 323
Madde 1 – Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.
Madde 2 https://www.facebook.com/…/16287…/permalink/491113261411405/
SIDK İLE TERKEDELİM HER EMELİ HER HEVESİ, KIRALIM HAİL İSE AZMİMİZE TEN KAFESİ; İNLEDİKÇE ELEMİNDEN VATANIN HER NEFESİ, GELİN İMDÂDA DİYOR, BAK BUDUR ALLAH SESİ !
Batı (kafir) düşmanlarını yok etmek için uğraşmaz, onları egitim, din, medya kültür yoluyla değiştirerek kendisi için kullanışlı ahmak sürüsüne dönüştürür. Milli Eğitim/Diyanet/Medya/Kültür, ANA TEMEL! Temel çürük! ANA SORUNUMUZ BUDUR! GERİSİ SONUÇTUR!
Ekrem ‘Müdafa’ Kimdir?
Neden İmamoğlu oldu?
whatsup-tel:
name-->Number one
Peygamberi ticaretle uğraşan bir ümmetin bugün kapitalizmin çarkları arasında ezilmesi ne vahim bir durum.
Ayasofya‘nın durumunu yakından ilgilendiren iki önemli olay olduğunu belirten Altındal, "Bunlardan birincisi; Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın kurulmasına giden süreç, yani Halifenin ünvanının alınmasından sonra Ayasofya‘nın statüsünün belirsiz bırakılması, İkincisi de o kararnamelerin altında bulunan K. Atatürk imzasıdır." değerlendirmesinde bulunmuştu. Altındal Millî Gazete'nin hayatındaki önemini bakın nasıl anlatmıştı.
RÖPORTAJ: GÖKÇEN GÖKSAL
FOTOĞRAFLAR: FATİH YEDİER
-Aytunç Bey, Ayasofya‘nın durumu hakkında alışa gelmiş bilgilerin dışında siz neler düşünüyorsunuz?
Bu soruyu cevaplarken önce o döneme gitmek, o dönemin kendine özgü uluslararası şartlarını ortaya koymak gerekiyor. Biz günlük hayatta genellikle Bizans diyoruz ama; Bizans‘ın gerçek adı Doğu Roma İmparatorluğu‘dur. 1453‘te Ayasofya‘nın durumunu bilmeden Ayasofya ile ilgili süreci anlayamayız. 1453 senesinde dünya hukuk sistemine göre "bir ülkenin diğer bir ülkeyle savaşa girip de savaştan zaferle çıkması sonucunda ne olur" sorusunun cevabı çok önemli. O dönemdeki dünya hukuk sistemine göre; bir ülkenin kralına ait olanlar kralına geçer, askerine ait olanlar askerine geçer, dinine ait olanlar dinine geçer. Bu, eski Roma hukukudur. Bu hukuk yapısı içinde Ayasofya doğrudan doğruya bizzat imparatorun kendisine ait olan bir kiliseydi. Ayasofya, Doğu Roma‘da Krala aittir ve Ayasofya Fatih Sultan Mehmet‘e geçmiştir. Dolayısıyla Bizans kralına ait olan Ayasofya Osmanlı padişahına geçmiştir. XI. Constantine ait olan Ayasofya doğrudan Fatih‘e geçmiş onun şahsi malı olmuştur. Neden şahsi malı olmuştur. Osmanlı Padişahına geçmesi sivil hukuka göre yapılmış bir şeydir. Fakat Fatih Sultan Mehmet de bunu şeriata uygun bir şeklide, bedelini ödeyerek vakıf haline getirmiştir. Dünyada bile hayvan hakları yokken o vakıftan sokak hayvanlarına bakım parası ayrılmıştır. Ayasofya‘nın Patrikhane‘ye ait bir gayrimenkul olmadığı doğrudan doğruya F.Sultan Mehmet Han‘a ait olduğu bilinmelidir. Bu sebeple Patrikhane, Ayasofya üzerinde hak iddia edemez. Ayasofya Patrikhane‘nin mülkü değildir. Doğrudan doğruya Fatih‘e bağlıdır. Bu açıdan Patrikhane‘nin Ayasofya üzerinde hak iddia etme hakkı yoktur. Ayasofya‘nın Patrikhane‘ye ait bir gayrimenkul olmadığına özellikle dikkat çekmek istiyorum. Patrikhane‘nin Ayasofya üzerinde hak iddia etmesi kabul edilecek bir durum değildir.
HALİFELİK ÜNVANI KALDIRILMIŞ AMA HİLAFET KALDIRILMAMIŞTIR
-Ayasofya‘nın Cami olmaktan çıkarılması ve müze yapılması sürecindeki gizemler son zamanlarda Milli Gazete tarafından da gündeme taşındı. Önemli ölçüde de yankı buldu. Fatih Sultan Mehmet Han‘ın vakfiyesine rağmen Ayasofya bugün hala müze. 1934‘ten sonraki gelişmeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ayasofya‘nın durumunu yakından ilgilendiren iki önemli olay anlatacağım. Birincisi; Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın kurulması. Diyanet İşleri Başkanlığı neyin yerine kuruluyor? Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ilga ediliyor, Hilafet kaldırılıyor 1924‘te. Peki gerçekte Hilafet kaldırılıyor mu? Soru bu. Türkiye‘de hilafet kalkmamıştır Türkiye‘de 1924 yılında Hilafet kaldırılmıştır. Ama aslında Hilafet kaldırılmamıştır. Kaldırılan, ilga edilen Şeriye ve Evkaf Bakanlığı‘dır. Meclis kararıyla Halife Abdülmecit‘in ünvanı geri alınmıştır. Yani Abdülmecit‘in Halifelik ünvanı kaldırılmıştır ama halifelik makamı kaldırılmamıştır. Hilafetin kaldırılması için ilga edildikten sonra mülga edilmesi gerekiyor. Mülga olabilmesi için gömülmesi gerekmektedir, ama gömülmedi. Örneğin bir şahıs vefat etti ilga oldu, mülga olabilmesi için gömülmesi gerekiyor. Mülgası yapılmadı. Bir şahsa verilmiş olan halifelik unvanı kaldırılmış, onun yerine makamı kalmış fakat makamda bakanlık ilga edildiği için diyanet işleri reisliği yerine getirilmiştir. Şöyle örnekleyelim. Bir adam Başbakan oldu Meclis onu Başbakan olarak kabul etti. Türkiye Cumhuriyetini yönetiyor. Sonrasında o kişinin Başbakanlığı bitti. Ama Başbakanlık makam olarak hala duruyor. Yani Bir şahsa verilmiş olan Halifelik ünvanı kaldırılmıştı onun yerine makam kalmış, fakat makamda Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ilga edildiği için yerine kurulan Diyanet İşleri Reisliği diye bir kurum çıkmış ortaya.
AYASOFYA'YA DAİR HUKUKSUZ SÜREÇ İŞLİYOR
O sırada Ayasofya Şeriye ve Evkaf Bakanlığı‘na bağlı iken ondan ayrılmış Kültür Bakanlığı veya Müzeler Saraylar adıyla başka kurum gözetimine bırakılmış. Burada iki husus önemli Birincisi böyle bir olay hukuki midir? Bu tartışılır. İkincisi Hilafet kurumu. Hilafet ancak biat yoluyla mülga edilebilir, yasal olarak siz Hilafet‘i ilga edilebilirsiniz, ama mülgasının yapılabilmesi için biat gerekiyor biat edilecek halife yok ortada kişide yok ortada.Şeriat yasalarına göre biat yoluyla alınmış bir kurum ancak biat yoluyla devredilebilir. Böyle bir iş yapılmış mı yapılmaz neden yapılamaz. Çünkü Halife yok ortada. Biat edilecek kimse olmadığı için ortadan kaldırılamamıştır. Dolayısıyla iki husus çok önemli. Halifeye bağlı iken Ayasofya sivil kurumlara, sivil yasalara devredilmiş fakat biat edilmediği için Ayasofya‘nın durumu muallak bırakılmıştır.Fakat 1934‘e gelindiğinde durum çok farklı bir hal alıyor. 1934 yılında bu defa Meclis‘te bir tasarı hazırlanıyor. Buna göre deniyor ki; "Ayasofya bina olarak kötü durumda restorasyona alınması" gerekiyor. Bunun için bir kararname çıkarılıyor. Restorasyona alınma kararı 22 Kasım 1934‘te çıkarılıyor. Restorasyon kararının sıra numarası da 1589. İki gün sonra aynı başlık altında yine aynı sıra numarasıyla (halbuki 1589‘dan sonra başka bir numara alması gerekiyor, mesela 1590 gibi) 24 Kasım 1934‘te restorasyon ve müzeye çevrilmesi yönünde (müzeye çevrilmesi ibaresi birincisinde yok ikincisinde var) kararname çıkarılıyor. Birinci sayfası farklı, ikinci üçüncü, sayfası farklı muamelat dairesinin kağıtlarına basılıyor.
LENİNGRAD, WASHİNGTON... VE ATATÜRKLAND
-Peki, bu kararın arkasında kim ya da kimler var? Kararnamelerin altında Mustafa Kemal‘in imzası olduğu görülüyor. Fakat bu imza da oldukça tartışmalı...
Türkiye‘de soyadı kanunu 02.07.1934 tarihinde çıkıyor. Meclis kabulü 21.06.1934. Yani temmuz ayında çıkan bu soyadı kanunu Kasım ayına geliyor; bu tarihte Mustafa Kemal‘in soyadı yok o sırada, hatta Mustafa Kemal değil "Mustafa Kamal Öz" diye geçiyor. Mustafa Kemal‘e Atatürk soyadı 27.11.1934 de kanunla veriliyor. Dikkat edelim buraya yani kararnameden 5 gün sonra veriliyor. Ama kararnamenin altında K.Atatürk diye imza var. Bu nasıl oluyor? Üstelik Mustafa Kemal, ‘Ata‘ isminden nefret ediyor; "bana Ata mata demeyin" diyor, bu bütün belgelerde var. O dönemde bazı yağcı, yalakalar Mustafa Kemal‘i bile kızdıracak tekliflerde bulunuyor. Muhittin Üstündağ, Mustafa Kemal‘e: "Efendim dünyada Lenin adına kurulmuş şehir var Leningrad, Washington adına kurulmuş bir şehir var. Biz de Ankara‘nın adını değiştirelim Atatürkland yapalım" diyor, Atatürk onları yanından kovuyor.
-O zaman, Mustafa Kemal‘in adını ve gücünü kullanan birileri var...
Buraya kadar geçen sürede iki önemli husus var. Halifenin unvanının alınmasından sonra Ayasofya‘nın statüsünün belirsiz bırakılması, çünkü devletin içinde kime ait olduğu belli değil. İkincisi o kararnamelerin altında K. Atatürk imzası nasıl oluyor? Çünkü O sıralara da Mustafa Kemal, Öz soy ismini kullanıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü bir soruşturma yapar ve süreci incelerse şunu görecekler: Kararnamenin altında İnönü ve Şükrü Kaya‘nın imzaları ıslak imza. Mustafa Kemal‘in imzası ise kaligrafi, o kaligrafi oraya konulmuş. Diğerleri gibi değil. 22 Kasım tarihinde Mustafa Kemal‘in soyadı Atatürk değil. 27 Kasım‘dan itibaren Atatürk soy ismini alıyor. Çünkü o kararnamenin hazırlandığı tarihte Mustafa Kemal‘e Atatürk soyadı verilmemiş, Buna rağmen belgelere Atatürk olarak imza atılmış. Bu teklifi veren, bu değişikliğin yapılmasını sağlayan ve o imzayı atan Agop Martayan Dilaçar diye bilinen bir Mason ve Necmettin Arıkan diye diğer bir masondur. Bu değişikliğin amacı Ayasofya‘yı müze haline getirmek daha sonrada tüm dinlerin buluştuğu merkez haline getirmektir. Bugünkü diyalogçuların yürüttüğü yöntemle aynı.
AYASOFYA‘NIN VAKIF EVRAKLARINI YOK ETMEYE ÇALIŞTILAR
-Mustafa Kemal‘in bu yaşananlardan haberi yok mu yani?
Mustafa Kemal‘in bu kaligrafiden hiç haberi yok. Bunu kesin olarak söyleyebilirim. Çünkü ortada iki kararname var; biri 22 Kasım diğeri 24 Kasım tarihli. Birinde restorasyon kararı var diğerinde restorasyon ve müze kararı var. Tabi o restorasyon hala bitmedi. Bitmeyen bir restorasyondur o. Dolayısıyla Ayasofya‘nın şimdiki durumunda bir belirsizlik var. Vakıf olmaktan da çıkarmaya çalışıyorlar. Vakıf evraklarını da yok etmeye çalışıyorlar. Bunun vakıf olduğunu Fatih Sultan Mehmet Han‘ın bizzat kendi buyruğunu ortandan kaldırıp burasının hoş görü adı altında diğer dinlerin de ibadet yapabileceği bir duruma kavuşturmak istiyorlar. AB Parlamentosu‘nda Ayasofya‘nın bir an önce Ortodoks ibadetine iadesiyle için teklifler, konuşmalar da oldu. Bu konuyu gündeme getirenlerden ikisi Romen milletvekiliydi. Bunlara 26 milletvekili destek verdi. Bunlarda zamanla gelecek önümüze. Ermeni tazminatları, toprak istekleri gelecek 15 yıldan beri bunları söylüyorum. Süreç dergisinin 1. sayısında 20 yıl sonra Sevr‘i önümüze koyacaklar demiştik. Bu da sırası ve günü gelince önümüze gelecek.
LOZAN ANLAŞMASINDAKİ 'İBADETHANE' İFADESİ!
-Haberi yoksa neden karşı çıkmıyor peki?
Dış baskılar var. Bir kere Lozan‘da bize büyük bir gol atıyorlar Ayasofya ile ilgili. Bu golden sonra toparlanmak kolay değil. Lozan Anlaşmasındaki 39. - 44. maddelerinin içinde bu günkü Fener Patrikhanesi‘nin kalmasının adı bile geçmemesine rağmen şöyle bir ifade var: "Hıristiyanlar ve Hıristiyanlara ait ibadethaneler". Daha sonra İngiliz ve Fransızlar bu ibareyi kullanıyorlar zaten. Dikkat ederseniz, "Hıristiyanlar ve Hıristiyanlara ait kiliseler" denmiyor. "ibadethaneler" deniyor. Bu ayrıntı çok mühim. Ayasofya eski kilise olduğu için ibadethane statüsüne sokulduğu zaman Lozan anlaşmasındaki bu madde gerçekleşmiş oluyor. Bize de bunu empoze ediyorlar. İbadethane statüsüne kavuşturulursa Türkiye yanar.
Türkiye olarak önümüze getirmek istedikleri bir husus var: "Ayasofya aslında Ortodoksların malıdır" diyorlar. "Orası kiliseydi tekrar açılmalı, çağımız dinlerarası diyalog çağıdır senede iki defa gelsin ibadetlerini yapsınlar" diyerek bu olup bitenleri, uygulamak istedikleri planları normalleştirmeye çalışacaklar. Bunu da halkımıza ‘turist geliyor‘ diye anlatacaklar. Türkiye böyle bir jest yapmaya zorlanacak ve bu durum insanlara yutturulacak. Saadet Partisi‘nin yaptığı "Papa buraya gelme mitingi" olmasaydı; Papa gelince Ayasofya‘da diz çöküp burayı kendilerince yeniden kutsasaydı; o zaman cümbüşü seyredecektik.
AYASOFYA'YI İBADETHANE STATÜSÜNE SOKMAYA ÇALIŞIYORLAR
-İlginçtir Türkiye‘mizde AB uyum yasaları çerçevesinde mevzuatımızdan ‘cami‘ ifadesi çıkarılarak yerine ‘ibadethane‘ ifadesi de kondu. Şimdi siz de Ayasofya ile ilgili ‘ibadethane‘ statüsünün tehlikesine dikkat çekiyorsunuz. Bu çok önemli bir vurgu. Ayasofya‘nın ‘ibadethane‘ statüsü sizce neden sakıncalı peki?
Evet, Ayasofya‘yı ibadethane statüsü haline getirmeye çalışıyorlar. Böyle olursa eğer Ayasofya havra da olabilir, kilise de olabilir, Budistlerin tapınağı da olabilir. Türkiye biraz önce de bahsettiğim gibi bu konuda çok sıkıştırılıyor. Ayasofya‘ya ‘ibadethane‘ statüsü verilsin isteniyor. Bunun için ibadethane statüsüne kavuşturulmamalı. Müslüman ibadeti yapılmalı. Hıristiyanların ibadet etme hakkını Doğu Roma bile vermemiştir. Müzeyken cami yapılmayıp ibadethane olursa daha kötü olur.
-Bunu biraz açar mısınız?
Ayasofya‘nın arkasında namaz kılabilirsin. Ama içinde, kubbenin altında namaz kılabilir misin? İzin vermezler! Ayasofya‘nın kilise olarak açılmasını engellemeden cami olarak kullanamazsın Dinlerarası diyalog ve İbrahim‘i dinler diyerek yaptıkları propaganda da bu konuda çok etkilidir. İnanç turizmi yapılıyor kazandığımız para şu kadar diyerek halka yutturmaya çalışacaklar. İbadethane statüsüne kavuşursa, Lozan‘ı uygulayın diyecekler. Tekrar ediyorum; ibadethane statüsü verilerse cami olarak kullanılmayacak. Lozan anlaşmasından 1934‘e kadar Türkiye‘de siyasi olarak çok önemli ve karışık olaylar yaşanıyor. 1934-1938 yılları da öyle. Hilafeti kaldırdın bir de ‘Ayasofya‘yı Hıristiyanlara veriyorum‘ dersen, Türkiye‘de kıyamet kopardı. Zamana yayıyorlar. Burada bazı kesimlerin yapacakları propaganda çok önemli. Türkiye‘nin İnanç turizminden kazanacağı para, Türkiye bir ilki gerçekleştiriyor denilerek halka, Ayasofya‘nın ortak kullanılması gibi, bunu yutturmaya çalışacaklar. 2013‘ten itibaren bu tür girişimler başlayacak.
AYASOFYA KONUSUNDA DIŞ BASKI VAR
- Sayın Altındal, Aysofya‘nın bu duruma düşmesinde dış baskılara da değindiniz. Bugün de bu baskılar ya da müdahil olma durumu var mı?
Olmaz mı! Bu projeler beş yıllık falan değil uzun vadeli projeler. Örneğin Kürt meselesi. Bu mesele İran, Irak ve Türkiye‘ye karşı her zaman kullanılacaktır. PKK biterse sorun biter, bunun için bitmesine izin vermezler. PKK biterse başka şeyler çıkar. KCK operasyonu BDP‘nin dediği gibi masum değillerdir. KCK geçmişteki 5 örgütün üst yapılanmasıdır. 1970‘lerden bu yana vardır. Bu destek yurt dışından gelmektedir. Bu desteğin amacı da çok açık.Türkiye‘yi hep kendi denetimleri altında tutmak, güçlenmesine izin vermemek. Bunun gibi Ayasofya konusunda da önemli bir dış baskı ve müdahale var. Ve söylediğim gibi, bu proje kısa süreli bir proje değil, uzun soluklu bir projedir.
İSRAİL'İN GÜVENLİĞİ İÇİN MÜSLÜMAN ÜLKELERİN BÖLÜNMESİ GEREKİR
- Yakın coğrafyamız içinde geçerli mi bu gibi projeler. Mesela Arap Baharı‘nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu öyle anlatıldığı gibi Arap Baharı değil ki! Nedeni; Amerikan Dışişleri tarafından 2005 senesinde özel bir birim açıldı. Bu birim bir dergi görüntüsü altında Amerikan Dışişleri Bakanlığı‘nın projelerinin işlendiği yerdir. 2005 yılında kurulduğunda 3050 çalışanı vardı; bugün 10 binden fazla çalışanı var. Bu derginin vasıtasıyla internet, radyo ve diğer araçlar da kullanılarak çok ilginç bir çalışma yürütülüyor yıllardır. Mesela Özgür İran Radyosu Washington da kurulmuş bir radyo. Büyükelçiliği olmadığı için sanal büyükelçilik açılmıştır. Yani bir nevi Özgürlük kurma örgütü kurulmuş. Bütün bunlar İsrail‘in güvenliği için yapılıyor. Petrol bahane. Birinci hedef Müslüman orduları yok etmek bunun içinde Türkiye ordusu da var. Doğrudan doğruya halkı ayaklandırarak yürütmek. Bu siyasetin ismi Hillary Clinton‘ın dediği gibi Holizmdir. Temel amaç Müslüman ülkeleri istikrarsızlaştırma projesidir. İsrail‘in güvenliğinin temini için Müslüman ülkelerin bölünmesi gerekir.
MİLLÎ GAZETE‘NİN YERİ BENİM İÇİN AYRI
Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum...
-Ben teşekkür ederim. Milli Gazete‘nin benim için ayrı bir yeri var. İzin verirseniz o anımı sizlerle paylaşmak isterim.
Lütfen, seviniriz...
12 Eylül darbesi yapıldığı sırada ‘Süreç‘ dergisini çıkarıyordum. O zamanlar dergide P2 Mason Locası ile ilgili Fransızca‘dan çeviri yazılar yayınlıyorduk. Bülent Ulusu Başbakan oldu. Kendisi de buralara bağlı bir isim. Yayınevine bir Büyükelçi gönderdi. Settar İlksel Türkiye Yunanistan büyük elçisiydi. Settar Bey, bana ‘bu yazılara devam etmeyin‘ dedi. İster darbe olsun ister olmasın biz bu belgeleri yayınlamaya devam edeceğimizi, başladığımız işi bitireceğimizi söyledik. Derginin 8. sayısı toplatıldı. 9. sayı matbaadan çıkmadan yasaklandı. Ardından mahkeme kararı olmadan bir albay telefon etti: 'Başbakanımızın emri var durdur yayınları' diyerek telefonu yüzüme kapattı. Biz devam etme kararı aldık iki gün sonra polis, jandarma falan geldiler; yayınevini bastılar ve ne varsa götürdüler. Beni bir günde 1.5 milyon liralık zarara soktular. Daha da ilginci ellerine Türkiye‘de benzeri olmayan bir mahkeme kararı alıp gelmiş olmalarıydı. Basında kapatılma ile ilgili tek haber bile çıkmadı sadece Milli Gazete kapatıldığımızı yazmıştı. O yüzden Millî Gazete‘nin yeri benim için ayrıdır.
Bu Puştlar 1 Kasım 1928 de Bir Milletin Geçmişini Bile Çaldılar... #ÇünküÇaldılar
es war ein satirisch politisches kritisches statement also nix verbotenes
mfg
Türkopollerle tanışmadan günümüz hainlerini ve batının üzerimizde kurguladığı bin yıllık ihanet stratejisini kavramak mümkün değil.
Haçlı ittifakının örgütlediği Türkopol organizasyonu, bin yıldır kendine yüklenen misyonu layıkıyla yerine getiriyor.
Türkopol tanımı, Haçlı seferlerinde ve akabinde süregelen Haçlı ittifaklarında görev yapan Türk kökenli paralı askerler için kullanılmış zengin bir yapılanmayı tarif ediyor.
Kısacası, türüne ihanet eden Türkler...
Türkopollerin ihanet mazileri oldukça zengin; bütün Haçlı seferlerinde şovalyelerin alt kadrosunda şevkle görev yapmışlar.
Benim için en manidar olanı, Osmanlı beyliğinin Bizans ordusunu mağlup ederek devlet statüsü kazandığı #Koyunhisar muharebesi.
1302 yılında gerçekleşen bu muharebe de, Bizans imparatorluğuna karşı savaşan Osman Gazi"nin yanında Müslüman Kürtler, Çerkezler ve Çingeneler varken, Bizans ordusunun ön saflarında Türkopoller var.
Ya, bugün...
Bu tablo, bize bugünü özetlemiyor mu?
Bize yutturulan milliyetçilik algısını yenibaştan tadil etmezsek, batının içimize yerleştirdiği Türkopollerin zararlı etkisinden kalıcı olarak kurtulamayız.
Millet kavramının içini doldurduğumuz etnik aidiyet safsatasını bertaraf ederek, kadim bağlarımızın bizlere telkin ettiği vefa kapsamında;
Asırlardır beraber yaşadığımız ve ortak değerler için savaştığımız tüm kavimleri aynı millet çatısı altında değerlendirmek ve bu anlayışı gelecek nesillere taşımak zorundayız.
Tarihe bakıp, özümüze döneceğiz.
Bu kadar basit!...
Bizleri bir arada tutacak harç mı lazım?
Batı, harcını bin yıl önce bulmuş, kendi dinini kullanıyor.
Bize de kadim medeniyetimiz yetmez mi?!...
Ümmet, tek millettir; mamafih coğrafyada yaşayan gayrı müslimler de bu milletin öz evladıdır, yeter ki kripto olmasınlar.
Vesselam!...
Mehmet Çetin
Papa-ata is back Afrika Kabile Ülkesi gibi
scabies esclave ignorant kemalist mangeurs de grenouilles
willkommen im europa, in der eu des 21. jahrhunderts! es lebe die égalité, liberté, fraternité! oder besser gesagt: muslime sind mir egal, ich bin illiberal, habe eine islamfeindliche fratze, die ich immer offener zur schau trage!
#europa, deine #rassisten ...
Kulturelle Rassismus grassiert in ganz Europa, hier ist ein bsp. aus frankreich. Das ist eine von Oben diktierte Rassismus und Unterdrückung- Entweder Vertreibung oder Konvertierung zum was auch immer Das Ziel totale Vernichtung des İslamischen Glaubens, diese Aussage habe ich von einem Ranghohen CDU-Politiker in Deutschlandfunk gehört, er hat es anders formuliert jedoch im Kern ist das die Aussage gewesen.
Beyler bu kişi Alman Klavyesiyle yazmış yani Türkiyedeyse Türk klavyesiyle yazması gerek değilmi ? ama bence bu bir iğrenç Fetocuların algısı
BATI ZIHNIYETI .........SÖMÜRMEK ISTEDIGI HER ÜLKEDE, ORADA YASAYAN HALK LARI, CESITLI CESITLI DIN LERI, IRK LARI, BIRBIRINE DÜSÜRÜR, SONRA GELIR, BIR TARAFLA ANLASIR, MALI GÖTÜRÜR............TÜRKIYE ICINDE UZUN YILLAR DIR GÖRDÜGÜMÜZ.................ERMENI SOYKIRIMI, ALEVI SUNNI TARTISMALARI, TÜRK KÜRT, LAIK DIN DAR, SAG CI SOLCU, KAPITALIST, KOMUNIST, .................SIMDIDE, YENI EN SON MEODEL, PONTUS TARTISMALARI.............YANI, CHP-LI KALEMDAROGLU ILE, ISTANBUL SECIMLERINDEKI SAHTE- KARLIKLARLA, ONUN SÖZDE YUNAN ASILLI OLMASI, BELKI, ORTALIGI KARSITIRMAK...............DÜSNÜNÜN BI YANI......82 MILYON TÜRKLE, BIR KISI NASIL BAS EDECEK ??? AVRUPA
AKLI, BUNLAR BÖYLE HER YOLU, HER SEYTANLIGI , DENEMEKTELER. HIC BIR MASRAF TAN,ZAHMET TEN CEKINMEZLER...............BATI ZIHNIYETI, VAMPIR GIBI KAN EMICI, SÖMÜRGECI DIR.
MUSTAFA KE--MAL
FATIH SULTAN MEHMET TEN
DAHA DEGERLI OLAMAZ
FATIH OLMASAYDI
O DA OLAMAZ DI
MUSTAFA KEMAL
FATIH SULTAN MEHMET TEN
DAHA FAZLA
KONUSULMAYI HAK EDEMEZ
FATIH OLMASAY DI
O DA OLAMAZ DI
GERCEK ATA LARINI, DEDE LERI VE NINE LERINI INKAR EDEN
BIZDEN O L A M A Z
1000 LERCE YIL LIK DEDE VE NINE LERIMINDE YANINDA
DÜN DÜNYA YA GELMIS BIR ININ
NE DEDE SI NE TEYZE SI BELLI OLMAYAN
BENIM ATA LARIMIN YANINA OTURA MAZ !!!!
NEDEN 1000 LERCE YILLIK MEDENIYET DAHIL , GERCEK ATA LARIMIZDAN HIIIIIC SÖZ EDILMEZ, AKSINE % 100 GECMIS IMIZ YASAKLANIR, ASSAGI LANIR, KALDIRILIR, YOK EDILIR, UNUT TURULUR, YETMEMIS, YERINE VAMPIR SÖMÜRGECI, RESMEN KAN EMICI, AVRUPA DEGER LERI GETIRILIR ?????
BURADA BIR TANE DEGIL, 10 BIN LERCE TERS LIK, MANTIK DISI LIK, YOOOOOOK MU ?????
DÜN Ü OLMAYAN IN
BU GÜNÜ OLAMAZ
GECMISI OLMAYA NIN DA
BUGÜNÜ OLAMAZ
OSMANLI.............1000 LERCE YIL LIK BILGI VE KÜLTÜR BIRIKIMI.........SONRA UZAY DAN INMIS GIBI, 570 YIL ÖNCE, DEDE LERI ENDÜLÜS TEN KACIP, SELANIK E YERLESEN YAHUDI LERIN OGLU, MASON YAHUDI ATA TÜRK................BUNUN NERESI A T A TÜRK.........????? BU TÜRK OLSA, 1000 LERCE YIL LIK GÜZELIM BIR MEDENIYETIN ,10 BINLERCE TEK TEK PARCA LARDAN OLUSAN DEDE LERIMIZIN MEDENIYETINI , YOK ETMEZDI, EDEMZDI...................1000 LERCE YILLIK ATA LARIMIZIN MIRASI NI YOK EDEN YAHUDI ATATÜRK, NE TÜRK TÜR, NE TÜRK LERIN ATASI DIR, OLSA OLSA ,,,,,INGILIZLERLE IS BIRLIGI ICINDE OLAN MASON YAHUDI DIR. BUNU ANLAYAMAYAN, ARASTIRMAYAN, SORUSTURMAYAN, 20, 30 .......MILYON 96 YILLIK INGILIZ EGITIMINDEN GECEN, CHP----SECMENLERI VAR..................ATA TÜRK BIR MASON YAHUDI DIR . NOKTA !!!!
https://gercek-tarihimiz.blogspot.com/.../turkiye-yoneten...
15 TEMMUZ DARBE GIRISIMINDEN SONRA, KAC 1000 TANE FETÖ CÜ KRIPTO ERMENI SUBAY LAR YAKALANDI ????? BILEN VARMI ??? BUNLARIN HEPSI KENDINI GIZLEMIS ERMENI LER OLDUGUNU BILEN VAR MI ??? ICLERINDE % 100 3, 5 TANE DE GARANTI YINE KENDINI GIZLEMIS MASON YAHUDILERDE VARDI............BILEN, VAR MI ???? BU DARBE GIRISIMINDEN SONRA, SON 2,5 YIL DIR 100 BIN KISI CIVARINDA INSAN TUTUKLANDI, HER MESLEK TEN, HER DALDAN, HER MESLEKI BRANJ TAN, AMA BUNLARIN HEMEN HEMEN HEPSI, YA KRIPTO ERMENI VEDE HEMDE MASON YAHUDI OLDUKLARINI KAC KISI BILMEKTE ????
TÜRKIYE,TAA OSMANLI ZAMANINDA BU YANA, NE CEKIYORSA, TÜRKIYE ICINDE KI, AMA AVRUPA ILE AMERIKA YA CALISAN, AZIN LIK LAR YÜZÜNDEN CEKMEKTE................EN COGU DA, KENDINI GIZLEMIS, KRIPTO ERMENI LERLE, MASON YAHUDI LER DIR................TABII KI DAHASI DA VAR.AMA EN BÜYÜK COGUNLUGU, VATANHAINLIGI YAPANLAR, BUNLARDA VAR.
1
BENIM ICIMDE YAVAS YAVAS BIR SÜPHE YÜKSELMEKTE……..
TÜRKIYE ICIN DE , YABANCI DEVLET LER ILE ISBIRLIGI ICINDE OLANLAR LA ILGILI
TÜRKIYE DE GENERALLER, SUBAY LAR, POLITIKA DA PARTI BASKANLARI
((( TÜMGENERAL ATILLA GÜRDERE, ILKER BASBUG )) , HAKKI KARADAYI, HÜSEYIN KIVRIKOGLU, ISRAIL IN AGLAMA DUVARI ÖNÜNDEKI RESIMLERI …….BIR KAC ÖRNEK.
TÜRKIYE ICINDE POLITIK ISLERLE, TERÖR ISLERINLE BAS ROL BUNLARDA
TÜM PKK-BAS LARI, ERMENI
CHP-BASKANI ERMENI
SAADET PARTISI BASKANI, ERMENI
IYI PARTI BASKANI ERMENI
HDP BASKANI ERMENI
ESKI LERI
MESUT YILMAZ, ISMAIL CEM, VE ÖTEKI LERI ………………...
TÜRKIYE ICINDE PARA BABA LARI, DÜNYA DA PARAYI YÖNETMESINI EN IYI BILEN, YAHUDILER DIR,
PARA ISLERI ILE ILGILENEN LER, KIRIM ASILLI MASON YAHUDI LERDIR
KIRIM ASILLI MASON YAHUDI LER
VEHBI KOC
ALARKO HOLDING
BOYNER HOLDING
ECZACIBASI HOLDING…………………...SAY SAY BITMEZ
ISTANBUL SERMAYESI……….ISTANBUL DA TÜRKIYE NIN ENDÜSTRI SININ % 80 ORADA BULUNMAKTA, ORAYA KURMUSLAR !!!
ISTANBUL SERMAYESI NIN ÖTEKI ANLAMI : BURADAKI YATIRIMLAR, AVRUPA NIN SERMAYESI DIR,
BIR BASKA DEGISLE, 500 YIL ÖNCE GÜNEY AMERIKA YI SÖMÜRMEYLE BASLAYAN, 400 YIL ÖNCE AMERIKA YI SÖMÜRMEKLE DEVAM EDEN, TAA 1. VE 2. DÜNYA SAVASI NI FINANSE EDEN, TÜM AVRUPA KRAL LARI, VE TÜM BU KRAL AILE LERIN ((( 52 SÖMÜRÜ ÜLKESI BULUNAN INGILTERE KRALICESI BUNA DAHIL DIR ))) PARA LARINI YÖNETEN KRIM ASILLI MASON YAHUDI ROTHSCHILD AILES ININ PARALARI, FABRIKA LARI, HOLDINGLERI………………….DEMEK, ISTANBUL SERMAYESI DEMEK.
50, 60 YIL DIR VAR OLAN „““ TANZIM SATISLARI „“““, KI TANZIM SATISINI D E V L E T DESTEKLER, DEVLET HALKA UCUZ YIYECEK SAGLAYAN UYGULAMAYA MECBUR BIRAKAN LAR KIMLER DIR SIZ CE ?????? HEMDE BU KEZ PARA KAZANMA AMACLI DEGILDE, „““ TAMDA SECIM LERDEN ÖNCE PAHALILASTIRILAN YIYECEKLER „“““““???????
DEMEK KI, DEVLET AYRI BIR SEY, PARA APAYRI BIR SEY.
ISIN KISA SI, ERDOGANI DEVIRMEK ISTEYEN, GÜCSÜZLESTIRMEK ISTIYEN, YABANCI ÜLKELERIN TÜRKIYE ICINDE UYGULADIGI EMIRLER DIR……………..ISTANBUL SERMAYESI ÜZERIN DEN !!!!!!
BENCE BÖYLE SEYLERI SADE BIR VATANDASIN AKLI ALMASI ZOR BIR SEY OLMALI .
BAKIN, SAYIN DOGU PERINCEK TE BIR PARTI BASKANI, ODA ERMENI DIR, AMA BEN HERSEYI BILMEMEKLE BERABER, O INSAN DAN VATANHAINI SÖZ LER DUYMAMAKTAYIM, AKSINE SON ZAMANLARDA ERDOGANI HAKLI CIKARACAK DESTEK MESAJLARI OKUMAKTAYIM !!!!! YAZIM IN BASLANGICINA GERI DÖNECEM OLURSAM.
DEDIM YA, TÜRKIYE ICINDE HER CESIT BIR AZINLIK IRK INA SAHIP INSANLARA, AYRI AYRI GÖREV VERILMIS SÜPHE SI BENDE UYAN DIR MAKTA
NOT : AVRUPA NIN TÜRKIYE ICINDE KURDUGU BÜSSÜRÜ VAKIF LAR VAR, VAKIF LAR ICINDEKI LER BELKI COGUNLUKLA TÜRK GIBI GÖRÜNSELERDE, DISARI HIZMET ETMEKTELER
https://www.youtube.com/watch?v=bZLwaezQtHA
https://www.youtube.com/watch?v=bZLwaezQtHA
Türçe değil hiristiyanlaşmış bir ezan ! buda ezan olamaz islam evrenseldir başka dile çevrilemez islamın dili arapcadır ya kabul edersin yada kabul etmezsin islamcı diye birşey yok sayın yerli gavur biz Müslüman deriz ok ! are you understand hem bizim dinimiz sizi ilgilendirmez defol Müslanlara bulaşma düşük yaratık
Zafer bizim Osmanlı Evladı Muharebelerde Şehid düştü lanet KaMalitlere Thessaloniki-Θεσσαλονίκη den gelene çaldırmam !
Weiter der BGH: "Die Verpflichtung, sich namentlich zu einer bestimmten Meinung zu bekennen, würde allgemein die Gefahr begründen, dass der Einzelne aus Furcht vor Repressalien oder sonstigen negativen Auswirkungen sich dahingehend entscheidet, seine Meinung nicht zu äußern."
Bir CHPliye Göre;
Recep Tayyip Erdoğan kim?
Diktatör!
İsmet İnönü kim?
Halk Adamı!
Sedat Peker kim?
Mafya!
Canan Kaftancıoğlu kim?
İyilik perisi!
Süleyman Soylu kim?
Çete reisi!
Selahattin Demirtaş kim?
Barış sevdalısı!
Selçuk Bayraktar kim?
Barış düşmanı!
Bese Hozat kim?
Kanarya sevenler derneği başkanı!
Tarkan kim?
Adalet düşkünü bir sanatçı!
Yusuf Güney kim?
Sarayın yalakası!
Bu yüzden şunu unutmayın;
Bir CHP'li ile tartışmak için beyninizi kullanmayın ki,
eşit şartlarda tartışmış olun.
#19MAYIS1919
Thessaloniki
Θεσσαλονίκη
Griechenland
seni porno kurallarına evire çevire skrm sen anladın dimi 😀
itne kemalistlere bir Adım geri atmayok az galdı fullfucking için bekleyin Yunan-ermeni assosyal piçleri
OLMASAYDI da OLURMUŞUZ!..
”Atatürk türkiye’yi kurtarmadı” sözü gerçeği yansıtmadığını bir koyu KEMALİST şöyle itiraf ediyor.
Rusların İstanbulu, anadoluyu ve Anadoludan da dünyanın en çok petrol bulunduran belgesi Körfeze uzanmasını engellemek için TC projesi şarttı. Yoksa İngilizlerin planı Anadoluyu sevr haritası dediğimiz harita doğrultusunda parçalamaktır.
(Kaynak; .Prof. Dr. Anıl Çeçen -Atatürk Enstitüsü Başkanlını)
İçerden bu işi kıvıracak adam aradılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları buna hemen talip oldular. Bu talip oluş aslında –hele ilk zamanlar– bu Mustafa Kemal ve arkadaşları çetesi için hiçbir şeyi garanti etmiyordu.
Kahbelik emperyalizmin ahlak kurallarının ana temeli olduğu için kendi memleketine ne kadar gaddarca ihanet ederse etsin, kiralık hainler için kesin garanti hiçbir zaman söz konusu olamazdı.
(Kaynak; Kemal Tahir -Çöküntü – Notlar s. 263.)
M.Kamal: “İngilizler İstanbul’u işgal ettiklerinde gidip onlarla aynı otelde (Pera Palas) kaldım.” (Oda: 101, gidip bakın.)
“Osmanlı’dan nefret ediyorum. Beni generallerinizle görüştürün sizin Vali'niz olayım” dediği İngiliz ajan: Ward Price.
(Kaynak: Kemalist Yalçın Küçük, Gizli Tarih)
Anlamayanları şiir ile tarif edelim!??
Celladına aşık olmuşsa bir millet
İster ezan, ister çan dinlet
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet
Müstehaktır ona her türlü zillet.
maksadım çatmak değil TC.de ingiliz alman abd ye hizmet edeni görmek istemiyorum gavuru savunan benim düşmanım Nokta !
ÖNEMLİ BİR NOT:
YILLARDIR ŞEREFSİZ,SOYSUZLARLA MÜCADELE ETMEKTEYİM.
RECEP TAYYİB ERDOĞAN'A HAKARET EDEN SOYSUZLARIN SAYFALARINA BAKIN:ŞAHSIM VE BİR KAÇ MANEVİ DEĞERLERİ YÜKSEK OLAN GARİBAN İNSANLAR SAVUNMAKTALAR.
DOLAYISIYLA ŞİMDİYE KADAR,AK PARTİ TEŞKİLATLARINDA BAŞKANLAR VE YÖNETİMLERDEKİ BİNLERCE GÖREVLİLERDEN BİR TANE YORUM YAZAN VE ŞİKAYETLERDE BULUNAN DUYARLI YÖNETİMLERE ŞAHİT OLMADIM.
BENDENİZ GEZİ OLAYLARINDA FACEBOOK VE TWITTER'DEN RTE SAYFASINA BİNLERCE AĞIR HAKARETLER YAZANLARLA VE HATTA MERHUME TENZİLE ANNEMİZE AĞZA ALINMAYACAK KÜFÜRLER YAPAN VE EN KÜÇÜK CÜMLELERİ AF BUYRUN ( GÖT KILI) İĞRENÇ CÜMLELER KULLANMAK SURETİYLE YORUMLAR YAZIYORLARDI.NEREDE İSE ONLARIN HEPSİNE HADLERİNİ BİLDİRİYORDUM.
VE ONLARIN TOPLU ŞİKAYETLERİ NEDENİYLE TWİTTER SAYFAM KAPANIYOR TEKRAR BİR SAYFA AÇMAK SURETİYLE MÜCADELEME DEVAM EDİYORDUM.
RTE SAYFASINI BİR KAÇ MİLYON İNSAN TAKİP EDİYORDU AMA;BUNLARIN SADECE SAYISAL VARLIKLARI VARİDİ BİR İCRAATLARI YOKTU.SAYFA EDITÖRÜ ŞAHSIMIN YORUMLARINI VE VERDİĞİM MÜCADELELERE ŞAHİT OLMUŞTUR.
DOLAYISIYLA 15 TEMMUZ GECESİDE BÜTÜN YAKINLARIM VE YİĞİT OĞULLARIMLA SOKAKLARA CIKARTMAK SURETİYLE ANTALYA CUMHURİYET MEYDANINDA İLK ÇIKANLARDANDIK VE ARKADAŞLARIMIZLA KÜRSÜDEN ONBİNLERİ TOPLUYORDUK..O ZAMANLARDA AK PARTİ TEŞKİLATLARINDAN BİR YETKİLİ BİLE YOKTU..ONLAR BİR KAÇ SAAT SONRA GELDİLER..
BİR ALLAH'IN KULUDA ÇIKIP TEŞKİLATLARDAN VEYAHUT GENEL MERKEZDEN BİZLERE TEŞEKKÜR ETMEDİLER..
VE HALA AYNI RUHSUZ BİR TEŞKİLAT VAR .BU DAVA ESKİDEN OLDUGU GİBI İMANLI KAHRAMAN GARİBAN TÜRK MILLETIMIZIN EVLATLARININ SIRTINDA.
BURADAN AK PARTİLİ YÖNETİCİLERİNE TÜM HAKLARIMI HARAM EDİYORUM..
🇹🇷🇹🇷🇹🇷 MÜRSEL NAMLI 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Diagnose: Hashimoto-Thyreoiditis, Hashimoto
<<Nemi El-Hassan ist deutsche Staatsbürgerin.
Es ist eine der Aufgaben des ZDF, die breite #Vielfalt der deutschen Gesellschaft abzubilden. Dazu gehören auch Filme von Journalistinnen und Journalisten muslimischen Glaubens.>> Frontal21 ❤
***
„Frontal 21“: Beitrag stößt emotionale Debatte an - Reporterin mit #Kopftuch erzürnt Zuschauer
Ein Beitrag im ZDF-Magazin „Frontal 21“ über verpfuschte Schönheits-OPs lässt Emotionen hochkochen - um das Thema des Berichts geht es dabei nicht.
Berlin - Das investigative Politmagazin „Frontal 21“ des öffentlich-rechtlichen Fernsehsenders ZDF will anecken, provozieren - mit brisanten Enthüllungen. Die jüngste Folge stieß bei einem Teil der Zuschauer jedoch aus anderen Gründen auf Empörung: Stein des Anstoßes war die Bekleidung einer Reporterin.
Die 25-jährige Reporterin Nemi El-Hassan, produzierte im Auftrag der „Frontal“-Redaktion einen Beitrag über den Schönheitswahn und dessen Folgen. Es ging um vermasselte Eingriffe an aufgespritzten Gesichtsteilen und die Frage, wie sehr Influencerinnen in den sozialen Medien junge Menschen in die Hände unseriöser Anbieter drängen. Gleich mehrmals ist die El-Hassan in dem Beitrag im Bild zu sehen - mit Kopftuch.
Frontal 21: Zuschauer werfen dem Sender bewusste Provokation vor
Einige Beobachter werfen dem ZDF nun vor, mit den Aufnahmen der Reporterin bewusst zu provozieren. Die Sendung gieße in der immer wieder aufflammenden Kopftuch-Debatte Öl ins Feuer.
Erst kürzlich war wieder eine heftige Diskussion in Deutschland über die Verschleierung entbrannt: Grund war die Ethnologin Susanne Schröter von der Universität Frankfurt, die zu einer Diskussion über das islamische Kopftuchlud. Damit begann ein Shitstorm gegen sie. Der Vorwurf: Rassismus.
Video: In Österreich gilt schon das Verbot an Grundschulen
„Ein Lehrstück über Religions- und Meinungsfreiheit in Deutschland“, hieß es in einem kritischen Beitrag im ZDF-heute Journal am 8. Mai. Radikale würden eine Diskussion über Verschleierungen in Deutschland torpedieren. So geriet am Rande der Kopftuch-Konferenz die Feministin Alice Schwarzer in einen Streit mit einer Muslima. Ein Video zeigte das Wortgefecht auf Twitter - und löste Empörung aus.
Auch auf El-Hassans Auftritt vor der Kamera folgten heftige Debatten im Netz. „Da kämpfen Frauen bei den Katholiken für Gleichberechtigung und im TV sollen wir uns an Symbole der Unterdrückung von Frauen gewöhnen oder was soll das mit der Kopftuch Reporterin?“, fragte ein User auf Twitter. Er und viele weitere User sind erzürnt und warnen vor einer fortschreitenden Islamisierung in Deutschland.
Frontal 21: „In Deutschland sichert das Grundgesetz die Religionsfreiheit“
Auf die zahlreichen Beschwerden reagierte die Redaktion der Sendung auf Twitter: „In Deutschland sichert das Grundgesetz die Religionsfreiheit“, heißt es in dem Post. Die Reporterin Nemi El-Hassan sei deutsche Staatsbürgerin. „Es ist eine der Aufgaben des ZDF, die breite Vielfalt der deutschen Gesellschaft abzubilden. Dazu gehören auch Filme von Journalistinnen und Journalisten muslimischen Glaubens.“
El-Hassan sei aufgrund ihres Studiums für den Beitrag bestens qualifiziert gewesen. „Nemi El-Hassan erscheint uns als angehende Ärztin überaus geeignet, um über minimalinvasive Eingriffe zu berichten“, erklärte „Frontal 21“ auf Twitter. Die 25-Jährige studiert Medizin an der Charité in Berlin. Sie ist in ihrer Freizeit zudem Poetry-Slammerin, veröffentlicht Videos auf Youtube und setzt sich in verschiedenen Medien für die Rechte verschleierter Frauen ein. Sie selbst habe sich mit 17 Jahren dazu entschlossen, Kopftuch zu tragen und habe deshalb schon öfter Anfeindungen erlebt, wie sie sagt.
Frontal 21: Sendung kürzlich mit Civis-Medienpreis ausgezeichnet
El-Hassan ist keine Unbekannte. Bereits im Juli 2017 kam sie bundesweit in die Schlagzeilen, da sie als muslimische Kopftuchträgerin ein Rechtsrock-Konzertin Südthüringen mit rund 6000 Teilnehmern besuchte und darüber kritisch berichtete. Ihr Beitrag wurde vergangenes Jahr mit dem Civis-Medienpreis ausgezeichnet.
Über diese Website
FR.DE
„Frontal 21“: Beitrag stößt emotionale Debatte an - Reporterin mit Kopftuch erzürnt Zuschauer
Ein Beitrag im ZDF-Magazin „Frontal 21“ über verpfuschte Schönheits-OPs lässt Emotionen hochkochen - um das Thema des Berichts geht es dabei nicht.
#AKK diskutiert #Kopftuchverbot in #Kitas – das sagt eine #Erzieherin dazu
<<Erst am Wochenende hat sich die #CDU-#Parteivorsitzende Annegret Kramp-Karrenbauer zum viel diskutierten Kopftuchverbot an Kitas und Grundschulen geäußert – die Debatte an sich halte sie für berechtigt.
Kopftuchverbot auch an Kitas, ist diese Diskussion, die so junge Mädchen betrifft, tatsächlich notwendig? Erzieherin Ilona Böhnke, die über 40 Jahre lang in Brennpunkt-Kitas gearbeitet hat, versucht, diese Frage zu beantworten.
Religion spielt definitiv eine Rolle in meinem Leben: Ich bin selbst gläubige Christin und habe jahrelang als Erzieherin in christlichen Kindergärten gearbeitet.
Auch wenn ich selbst evangelisch bin: Ich halte es für falsch, Kindern (oder generell irgendjemandem) seine Religion aufzudrängen. Den persönlichen Glauben sollte man frei wählen dürfen und er sollte nicht erzwungen werden.
Deswegen finde ich prinzipiell auch, dass man Kindern keine Kopftücher als religiöse Symbole aufzwingen sollte. Und aus meiner Erfahrung als Erzieherin in Brennpunktvierteln kann ich sagen:
Es passiert nicht.
Mädchen tragen keine Kopftücher in der Kita
Mädchen im #Kindergartenalter tragen in der Regel einfach keine Kopftücher. Ausnahmen bestätigen auch hier, wie so oft, wahrscheinlich wieder die Regel. Allerdings habe ich in meiner gesamten Berufslaufbahn von über 40 Jahren niemals gesehen, dass ein so junges Mädchen sich verschleiert hätte.
In der Sure 24 Vers 31 im Koran heißt es, dass die gläubige Frau die Tücher über ihren Busen ziehen und ihre Keuschheit bewahren sollte. In der Regel gilt das erst für Mädchen, die ihre erste Menstruation bekommen haben. Und da Mädchen im Kindergarten eben noch weit von ihrer ersten Periode entfernt sind, sieht man kaum Muslima im Kindesalter mit Kopftuch.
Ähnlich war es auch damals bei der Debatte um das #Burka-Verbot: Zahlenmäßig lässt sie sich eigentlich kaum begründen, da einfach kaum Frauen in Deutschlandvollverschleiern.
Warum dann also überhaupt diese Debatte entfachen?
Die #Debatte zum Kopftuchverbot ist #Stimmungsmache
Meiner Meinung nach dienen die Diskussionen um Kopftuchverbot in Kita und Grundschule lediglich zur Stimmungsmache. Die Debatte in Deutschland ist deutlich inspiriert von der in Österreich – und dort wird sie vom eindeutig rechten Lager vorangetrieben.
Nun hat Annegret Kramp-Karrenbauer den Zeitungen der Funke-Mediengruppe am Samstag gesagt:
"Kopftücher im #Kindergarten oder in der #Grundschule haben mit Religion oder #Religionsfreiheit nichts zu tun, das sehen auch viele Muslime so."
Das sehe ich im Prinzip genauso: Auch ich finde es nicht richtig, Kindern den eigenen Glauben aufzudrängen und sie mit religiösen Symbolen auszustatten. Meine eigenen Kinder habe ich zum Beispiel auch nicht taufen lassen – meine Tochter hat sich später selbst dazu entschlossen, der Kirche beizutreten. Mein Sohn gehört keinem Glauben an.
Allerdings habe ich den Eindruck, dass die Diskussion in einem falschen Kontext geführt wird. Wenn ein Problem diskutiert wird, das eigentlich keines ist, bekommt es nur unnötig viel negative Aufmerksamkeit und wächst dadurch.
Wer nicht alltäglich mit Kindern zu tun hat und keinen Einblick in Kindertagesstätten, kann durch solche aufgeblasenen Diskussionen schnell glauben, die Lage wäre verheerend. Es würden massenhaft verschleierte Mädchen in unseren Kindergärten herumlaufen. Dem ist aber nicht so.
Die Diskussion schürt unnötig Hass
So wird nur unnötig #Hass geschürt – in beiden Lagern. Auf der einen Seite wird über ein Verbot gesprochen, das nicht notwendig ist. Es wird unnötig viel Aufmerksamkeit auf ein viel zu nichtiges Problem gelenkt, dass dadurch unkontrolliert wächst.
Und auf der anderen Seite kann sich die Meinung derjenigen, die dem islamischen Glauben angehören, unnötig verhärten. Durch ein Verbot wird Druck auf sie ausgeübt, durch den sie sich stärker ausgeschlossen fühlen. Sie suchen dann mehr Bestätigung innerhalb ihrer eigenen Gemeinden. Ein Austausch der Kulturen wird damit erschwert, weil sie die sozialen und kulturellen Gruppen voneinander isolieren.
Ich finde grundsätzlich, wenn du dich selbst dazu entscheidest, deinen Glauben zu zeigen, ist das in Ordnung. Wenn du ein religiöses Symbol als Zeichen deines Glaubens trägst und nicht, weil es dir aufgezwungen wurde, finde ich nicht, dass es verboten werden sollte. Das gilt sowohl für Kopftücher als auch christliche Kreuze zum Beispiel.
Alles, was mit Druck zu tun hat, ist grundsätzlich falsch. Jeder Zwang, aber auch jedes Verbot. Und gerade wenn ein Verbot aufgestellt werden soll, für das die Notwendigkeit fehlt, halte ich das für einen Schritt in die falsche Richtung.>>
Über diese Website
WATSON.DE
AKK diskutiert Kopftuchverbot in Kitas – das sagt eine Erzieherin dazu
Erzieherin Ilona Böhnke hat über 40 Jahre in Brennpunkt-Kitas gearbeitet und meint: Wir brauchen kein Kopftuchverbot in Kitas.
Türkiye’de iktidar Ak Parti olabilir ama Muktedir daima Kemalizm’dir!
Okullarda Zorunlu yapılan İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi
Okullarda Tarih Dersi SEÇMELİ ama İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ZORUNLU olmuş!
“Yalan olduğu bin kez belgelenmiş uydurmaların anlatıldığı bir derse çocuğumu gönderip evlâdının beyninin yıkanmasına izin veren sorumsuz ve korkak bir anne/baba olmayacağım!” diyen kaç kişiyiz?
17 senelik akp iktidari hala CHP ye seçmen kazandırmaktan vazgeçmeyerek kendi sonunu hazırlamaya devam ediyor...
“Ekrem İmamoğlu Rum asıllı olsa ne olacak, ırkçı mısınız?” diyenler de çıkmaya başladı...
Selanikli Yahudilerden olduğunu defalarca açıklayan bir adama AtaTürk diyecek kadar asimile olan ama maalesef asimile olduğunun da farkında olmayan bir güruhun son manevraları...
dün 1. sınıfa giden oğluma öğretmeni atatürke mektup yazın diye ödev vermiş ölmüş insana mektup yazdıracak bir zihniyet benim oğlumun geleceğini ne şekilde yönlendireceğini siz düşünün artık Akpartiye biz bunları yaşamak için mi oy verdik!!!...
Sagcilar yalan söylemez,oyun kurmaz ,fitnelik yapmaz dolayisiyla safliklarindan(temiz kalplilik) inandirmasi kolaydir o yüzden
Şöyle bir durum var.
Sağcı biri takiyye yapıp bira içse
bir solcunun oyunu alamaz.
Solcu biri iki rekat abdestsiz namaz kılsa sağdan epeyce oy alır.
Starbucks'ta sıra beklerken gelen "Ne kadar da zengin ve elitim aman ya rabbim resmen sıradayım ve param var!" hissi vardır. Kağıt bardak ile verilen kahve oturacak yer ararken soğuyunca genelde geçer o his. Buz gibi kahveniz elinizde, buz gibi görgüsüzlüğünüz ile yüzleşirken bulursunuz kendinizi.
Aynı hissi uçak merdivenlerinden çıkarken de hissedersiniz. O merdivenleri çıkarken tek tek rüzgar yüzünüze vururken kulağınızda uçağın motor sesi ile zengin ve önemli birisiniz gibi gelir. Ama iç hatlar uçağında "ne alırsınız?" diye soran hostese, çaya on lira vermemek için "yok ben bir şey almayım" diye gözlerinizi kaçırdığınız zaman geçer yine o his.
Arkadaşın biri bu hissi iPhone telefonunu kılıfsız kullandığı zaman hissettiğini söylemişti. Bizlerin çizilse üç günlük ulusal yas ilan edilmesini beklediğimiz alete o, "iPhone ne ya kırılırsa yine alırım!" yiğitliği ile meydan okuyordu. Gerçi aldığı telefon 58845 taksitliydi ve her taksit zamanında "ne kadar zengin ve umursamazım bebişim" hissi gidiyordu ama olsun.
Bir de konuşurken "almak" yerine "aldırmak", "yapmak" yerine "yaptırmak" fiilleri kullandığınız zaman gelir o his. Yani salçalı makarnayı yapmak ile karidesli makarna yaptırmak aynı şey mi? Basit bir salatayı bile limon-yağ-tuz ile yersen fakir, içine ton balığı katarsan zengin hissedersin böyledir bu yeni düzende. Tarlada yanan ile denizde yanan bir mi allasen?
Kendini değerli hissetmek çok önemli şey, bunu kimse inkar edemez. Bu konuda herkes hemfikir.
Ama değerin para ile ölçüldüğü ve metalaştırıldığı bir zaman dilimine doğumumuz denk gelince, ister istemez değerli hissedebilmek eşittir çok para harcamak ile eş anlamlı oldu.
3000 liralık koltuk takımı alınca değerli 5000 liralık alınca daha değerli 10000 liralık alınca Prenses Han Hazretleri hissetmemiz de hep bundan. Rakam yükseldikçe kendimizi iyi, değerli hissediyoruz. Rakam düştükçe de ha Allah’ın belası ha biz!
Adidas ve diğer marka ayakkabı şirketleri de bunun farkında. İsmini hatırlamadığım ve Google’a sormaya da erindiğim aşırı yetkili bir abi: “fiyatlar ile alakalı sıkıntımız yok fiyatını ne koyarsak koyalım satılacağından eminiz” demişti bir ekonomi dergisinde.
Sanki birileri kukla iplerinin kancalarını beyin nöronlarımızın arasına tutturmuş da ne tarafa gitmemizi istiyorlarsa o tarafa sürükleniyoruz gibi değil mi ya?
Coca Cola deyince Ramazan, derin dondurucu deyince kurban bayramı gelmesi de hep kanca ile çektikleri yere gitme eğilimimizden.
“E ne yapalım o zaman?”
Valla ben sütlaç yapacağım birazdan. Belki bir çılgınlık yapar üstüne ceviz bile koyar kendimi Prenses Han Hazretleri hissedebilirim. Siz de ne yaparsanız yapın.
Hayır banane yani!?
Ezgi Akgül
Ach eine verrückte Politik...
In Österreich gab es schon einen Kurz-schluss 😂😏.
SAY NO #Beijing2022 #Olympics
#China #CCP #Genocide #StopChina #BoycottChina #StopGenocideChina
#Tibet #FreeTibet #SaveTibet #Uyghur #FreeUyghur #SaveUyghur #EastTurkistan #FreedomForEastTurkistan #FreeMongolia #FreeSouthMongolia #ウイグル
Türk Deizmi olarak “Tengricilik” ve CHP!
CHP, kendini Müdafaa-i Hukuk, Kuvâ-yi Milliye ve Heyet-i Temsiliye ile özdeşleştirir ama bu hareketler Hilafetin ihyası için mücadele ediyorlardı. Mustafa Kemal o zamanlar “Halife ve Hakan efendimiz” diye mektuplar yazıyordu İstanbul’a. 1. Meclis, bir cuma günü dualarla, hatimlerle açılmıştı. 2. Meclisten sonra işler değişti. Tek parti, açık oy gizli tasnif, İstiklal Mahkemeleri ile İslam’a ve Müslümanlara karşı adeta savaş açıldı. Din “irtica”, dindar “mürteci” idi. “Türkün dini Kemalizm” oldu. Selanik’te Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen, babası haham kendisi de haham eğitimi alan, diğer adı Munis Tekinalp olan, Kemalist Türk milliyetçiliği akımının önde gelen üyelerinden Moiz Kohen (1883-1961) tarafından o günlerde “Türk’e yeni bir Amentü” yazıldı. Mustafa Kemal’e “Mevlid” yazıldı. Artık Dinde Reform zamanı idi. 1960’larda bile Osman Nuri Çerman bu fikri savunuyordu. Kur’an’dan ahkam ayetleri çıkarılmalı, yerine nutuktan parçalar eklenmeli idi. Dinle, diyanetle ilgili kurumlar tek tek kapatıldı. Hatta camiler bile. “Cenaze namazı kıldıracak adam bile bulamaz oldular.”
Şimdi CHP kalkmış “İslamcılık” yapıyor. FETÖ’cüler AK Parti’den ayrıldı ya, yeni Truva atı olarak CHP’yi görüyorlar. Emrullah Uslu baklayı ağzından kaçırdı. Hem kendi tabanlarına adres olarak CHP’yi işaret ediyorlar, hem de “Bizimle beraber hareket ederseniz, kazanırsınız” mesajı veriyorlar. Çünkü onların arkasında ABD var, NATO var, Vatikan var, İsrail var! Bir de tavsiyeleri var, PKK, HDP, PYD ile uğraşmayın. DAEŞ’e vurabilirsiniz, çünkü o batının ürettiği, İslam’a ve Müslümanlara saldırmak için bahane olarak kullandığı günah keçisi. Yoksa FETÖ, PKK neyse DAEŞ de o. ABD’nin bölgeye yerleşmek İslam dünyasını kontrol etmek için uydurdukları Truva atları bunlar. Uslu, CHP’ye bu ittifaka katılmayı teklif ediyor. AK Parti’nin ayrıldığı BOP sürecini şimdi Suudi Arabistan, BAE, Mısır ile götürmeye çalışırken, FETÖ, CHP ve PKK’yı da bu sürece dahil etmek istiyor. Kılıçdaroğlu istekli. İmamoğlu da aslında tam da bu karaktere uygun biri. Canan Kaftancıoğlu bu projede ya tasfiye edilecek ya da yontulacak. O şimdiden dua etmeye başladığına göre, dersine çalışmaya başladı demek.
AK Parti ve AK Partililer için ne diyorsam, potansiyel olarak CHP ve CHP’lilerde bunların kat kat fazlası var. Benim derdim, şu ki, hayır ve şer Allah’ın iradesi içindedir. Allah bunları başımıza bela etti ise, bunların şerrinden kurtulmamız için onlara benzemekten uzaklaşmamız gerek. Yoksa Allah bizi bu zalimlerin eli ile cezalandıracak. Ama birileri bunu anlamak istemiyor. Bunlarla mücadele ederken, kendi içimizdeki yanlışlıkları düzeltmez, onlardan vazgeçmezsek Allah’ın gazabından kurtulamayız.
CHP için nasıl bir İslamcılık senaryosu mümkün olabilir diye baktım da, buldum sanırım. Oda Tv’de Cemil Kılıç yazmış. “Allahçılık / Tanrıcılık demek olan Deizmin bir versiyonu olarak niteleyebileceğimiz Tengricilik akımı, sadece Türkiye’de değil Türkî topluluklar arasında da gençlik düzeyinde inanamayacağınız bir hızla yayılıyor. Altay Türkleri arasında yüzyılın başında çok etkili olan Ak din hareketi/ Ak Cang, bu konuda en önemli örnektir. Tengricilik, İslamcı ve Osmanlıcı sözde millilik söylemlerine karşı “Türkçü bir karşı çıkış” olarak frekansını yükseltmeye devam etmektedir. (…) (sosyal Mediada bunların) yüz binlerce üyesi vardır. Ayrıca açıkça ifade edilmese de pek çok milliyetçi dernek, vakıf, siyasi parti ve sosyal platform içerisinde binlerce Tengrici genç bulunuyor. Bu arada Tengriciliğin, dinsel motiflerle örülü milliyetçiliğe karşı laik milliyetçiliğin bir uzantısı olduğunu belirtmeliyim. Tengriciler milliyetçi hareketler içindeki dinî söylemlere itibar etmezler. Hatta içten içe tepki duyarlar.. Tengriciliğin yayıldığının göstergesi olması bakımından birkaç örnekten daha bahsedebiliriz. Özellikle gençler arasında Osmanlıcılığa karşı Gök Türkçülük (Gök Türk Devleti Hayranlığı) milliyetçi bir refleks olarak taraftar bulmaktadır. Zira böylesi gençlere göre Osmanlı, yoğun Arap ve Fars kültür unsurları barındıran ve Türk kimliğine zarar vermiş olan bir devlettir. Tengricilerde Atatürk sevgisi ve hayranlığı inanılmaz derecede yüksektir. Atatürk’ün laiklik ve milliyetçilik prensibi Tengrici gençleri çok etkilemektedir.”
Yazarın bir iddiası daha var: “Tengricilik tıpkı genel anlamdaki deist yöneliş gibi imam hatip okullarındaki gençler arasında da ciddi sayıda taraftar buluyor. Tengriciliğin İlahiyat fakültesi öğrencileri arasında bile taraftarları mevcut. Buna karşın Tengricilerin büyük bir çoğunluğu aşırı dinci baskı nedeniyle hâlâ kendilerini gizleme yolunu tercih etmekteler.”
Aranan kan bulunmuştur! Namaz, oruç, hac, zekat yok, onlar “Arap yaveleri” zaten! (Haşa) MHP’den de katılan olur bu inanışa. Zaten MHP’nin geçmişinde Atsız taraftarlarında Şaman eğilimi olanlar vardı. MHP’de yeniden Hilalci-Bozkurtçu tartışması başlar mı bilmem. Ama sözkonusu makaleyi yazan yazar, Kültür eski Bakanı Namık Kemal Zeybek’in “TÜRK İNANCI” adlı kitabını Tengrici yönelişin göstergesi olarak görüyor. Ona göre Zeybek’in “Türklerin dini yoktur, inancı vardır” mealinde sözler etmesi bu açıdan önemli. Eee zaten “Din yok Milliyet var” değil mi!
Yazara göre “Tengriciliğin bu denli hızla yayılmasının en büyük nedeni dinciliktir. Dinciliğin siyasal ümmetçilik olarak Türkiye’de yaşamın her alanında egemenlik kurmaya çalışması karşısında, doğal bir refleks olarak gelişen Deizmin ve Tengriciliğin dinciliğe karşı ciddi bir alternatif olması, sosyolojik açıdan bakıldığında tez antitez ilişkisinin kaçınılmaz bir sonucudur. Her tez mutlaka antitezini üretir. İslamcılık da antitezini kendi üretmiştir.”
Yıllardır, Akdeniz Üniversitesinde Şamanist öğretim üyeleri ve öğrenciler var. Aralarında profesörler de var ve bunlar daha çok CHP çizgisinde sol ve Kemalist insanlar.
Yarın CHP belediyelerde köşebaşlarını tutunca camide Kur’an okuyup, iftar sofralarında dua etmeyi bırakıp, “Tengrici Şaman Mabedleri” açmaya başlarlarsa şaşmayın. O “Mabed”lerde Tengri’nin yeryüzündeki en büyük temsilcisi kim olur bilmiyorum. Belki yaşayanı Gülen, öleni Mustafa Kemal ilan edilir. Şaman ayinleri düzenlenir, Mustafa Kemal’in nutku ve Gülen’in kitapları okunur bu mabedlerde. Sahi o zaman CHP cemevini ne yapacak! PKK’lılar, HDP’liler de ıslahı nefs edip Atatürk’ün izinde bu yeni dinin misyoneri olacaklar mı? Saul’ün hidayeti gibi Apo da ihtida ederse belki. Biraz Alevilik, biraz Şamanizm, biraz Deizm, biraz Ezdi, biraz da Mecusilik katarsanız, oh be! Yaşasın Kemalist Tengricilik!
Küçük bir sorun var burada. İmamoğlu bu durumda soyadını değiştirse iyi olur. “Şamanoğlu” olur mu bilmem ama “Şamaroğlanı” olacağı muhakkak. Şeytan hep böyle yapar. Yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat vaad eder de, sonunda getirip bıraktığı kapı, cehennemin kapısı olur.
İmamoğlu kendi üzerinde yazılan senaryolardan yakasını kurtaramaz ise, onun da CHP’nin de vay haline! Siyaset bu anlamda birçok kişi için dua ile istenen bela olacak!
Birileri İslam toplumunu atomize etmeye devam ediyor. İslam’ı kendi içinde fırkalara ayırdıktan sonra şimdi de sıra geldi yeni dinler icad etmeye. Asyetik dinler, Amerikano dinler, Paganik dinler, uzay dinleri kapıda. Kimi ruh sağlığı, kimi mutlu yaşamak için kapınızı çalıyor. Kimi NLP diye geliyor, kimi yoga ya da meditasyon için, kimi bilim ve teknolojiden, kimi ezoterizmden yola çıkıyor. Sırada Mehdi ve Mesih ve kıyamet savaşı var. Aman dikkat! Gözlerini, para, makam, şehvet ve kibir bürümüş insanların ekonomi ve siyaset üzerindeki fesatlarından nasıl kurtuluruz diye düşünürken aslında, gözümüze bunları çok yaklaştırınca bunların arkasındaki büyük yangını fark etmiyoruz sanki.
Allah’ın nuru ile bakan, feraset sahiplerine selâm olsun. Dua ile.
NOT: Twitter ve yazbee dışında adıma açılan hiçbir sosyal media hesabım aktif olarak tarafımdan kullanılmamaktadır. Özellikle de Facebook’da adım kullanılarak verilen mesajlar, kampanyalar ve kitap satışı gibi faaliyetler ile bir ilgim ve bilgim yoktur. Bu yayınlar durdurulmadığı takdirde de siber suçlar bürosuna başvurmak zorunda kalacağım. İlgililerin ve okurlarımın bilgilerine..
Türk Deizmi olarak “Tengricilik” ve CHP!
https://youtu.be/0FU4lkK0j24
EY MÜSLÜMAN TÜRK GENÇLİĞİ!
BİRİNCİ VAZİFEN, ALLAH'IN EMİRLERİNİ, KUR'AN-I KERİM'İ VE HZ MUHAMMEDİN SÜNNETİNİ VE İSTİKLALİNİ, AZİZ VATANINI İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEKTİR.
MEVCUDİYETİNİN VE İSTİKBALİNİN YEGÂNE TEMELİ KUR'AN I KERİM DİR BU TEMEL SENİN EN KIYMETLİ HAZİNENDİR. İSTİKBALDE DAHİ SENİ BU HAZİNEDEN MAHRUM ETMEK İSTEYECEK, DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLARIN OLACAKTIR. BİR GÜN, DİNİNİ VE NAMUSUNU İSTİKLAL VE VATANI MÜDAFAA MECBURİYETİNE DÜŞERSEN, VAZİFEYE ATILMAK İÇİN, İÇİNDE BULUNACAĞIN VAZİYETİN İMKÂN VE ŞERAİTİNİ DÜŞÜNMEYECEKSİN! BU İMKÂN VE ŞERAİT, ÇOK NAMÜSAİT BİR MAHİYETTE TEZAHÜR DİNİNİ VE NAMUSUNU İSTİKLAL VE VATANINA, KASTEDECEK BÜTÜN DÜNYADA EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GALİBİYETİN MÜMESSİLİ OLABİLİRLER. CEBREN VE HİLE İLE AZİZ VATANIN BÜTÜN KALELERİ ZAPTEDİLMİŞ, BÜTÜN TERSANELERİNE GİRİLMİŞ, BÜTÜN ORDULARI DAĞITILMIŞ VE MEMLEKETİN HER KÖŞESİ BİLFİİL İŞGAL EDİLMİŞ OLABİLİR. BÜTÜN BU ŞERAİTTEN DAHA ELİM VE DAHA VAHİM OLMAK ÜZERE, MEMLEKETİN DAHİLİNDE, İKTİDARA SAHİP OLANLARA KARŞI GAFLET VE DALÂLET VE HATTA HIYANET İÇİNDE BULUNABİLİRLER. HATTA BU MUHALEFET SAHİPLERİ ŞAHSİ MENFAATLERİNİ, MÜSTEVLİLERİN SİYASİ EMELLERİYLE TEVHİT EDEBİLİRLER. MİLLET, FAKR-Ü ZARURET İÇİNDE HARAP VE BİTAP DÜŞMÜŞ OLABİLİR.
EY MÜSLÜMAN TÜRKİYE İSTİKBALİNİN EVLADI! İŞTE, BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE DAHİ VAZİFEN, DİNİNİ VE NAMUSUNU AZİZ VATANINI KURTARMAKTIR! MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, GÖNLÜNDEKİ İMANDA MEVCUTTUR!
Soyadlarımız, soyumuzun ismi olmalı!...
-
“Herkesin ailece anılmasına yarayan öz adından sonraki adı, aile adı, aile ismi, soy ismi.”
TDK, “soyadı”nı böyle tarif ediyor.
Birçok şeyde olduğu gibi, soyadı kullanımının da öncüsü Çinlilermiş. Adamlar bundan beş bin yıl önce soyadı kullanmışlar. Üstelik o çağlarda soyadı kullanmayan Çinli neredeyse yok gibiymiş.
Ayrıca, aynı soyadını taşıyanlar kesinlikle evlenemezlermiş. O dönem Çin’de “anaerkil” düzen hüküm sürdüğü için "soyadı" anlamına gelen karakter de, “kadın” ve “doğum” kelimelerinden türetilmiş. Soyadı sayısının bir ara 4000 ila 6000'e kadar ulaştığı Çin’de, bugün yalnızca 100 adet soyadı kullanılıyormuş. İlk sırada ise, yaklaşık 100 milyon kişinin kullandığı “Erik” anlamına gelen “Li” soyadı varmış.
İşin trajik yanı ise;
Bundan 5000 yıl önce annelerinden tevarüs eden “soyadı”nı kullanan Çinliler, maalesef geride bıraktığımız yüzyılın başlarında, bırakın soyadını, kızlara isim bile koymayı bırakmışlar.
İlk kızlarına “en yaşlı kız” diyen Çinliler, diğer kızlarını “ikinci, üçüncü” şeklinde numaralandırıyorlarmış.
Çin hükümetinin, 2007 yılında;
Bir buçuk milyarlık nüfusunun, 100 tane soyadı paylaşmasından kaynaklanan sıkıntıları aşmak için yasal bir düzenlemeye gitmesi gündeme gelmişti.
Düzenleme hayata geçseydi, Çin’de soyadı çeşidinin 1.28 milyonu bulabileceği varsayılıyordu.
2009 yılına gelindiğinde ise, bırakın “soyadı” düzenlemesini;
“el yazısıyla yazılmış kimlik kartlarını” bilgisayar destekli ve fotoğraflı hale dahi getirmekte aciz kaldılar.
Hatta bürokrasi kilitlenmişti ve 60 milyon Çinli isimsiz kalmamak için yeni isimler seçmek zorunda kalmıştı.
Çünkü kamu kurumlarındaki bilgisayarlarda bulunan veritabanı, 55 bin Çin karakterinin sadece 32 binini tanıyordu.
*
Avrupa’da soyadını ilk kullananlar ise, soyadlarını aile isimlerine göre belirleyen Romalılardı.
Bugünkü şekliyle soyadı kullanımının Avrupa’daki öncüsü ise İngilizlerdi.
*
Sırp, Hırvat, Leh, Çek gibi Slav topluluklarının ve Yunan, Romen, Boşnak gibi Balkan halklarının soyadları “oğlu” veya “çocuğu” manasına gelen veya “meslek” bildiren ekler alırken…
Araplar, soyadı kullanmamayı;
“oğlu, babası, mesleği, kabilesi ve memleketiyle anılmayı” tercih ediyorlardı..
*
“Yiğit lâkabı ile anılır” deyiminden de anlaşılacağı üzere, Türkler;
“babalarının verdiği isim, kazandıkları lakap, mevki ve memleketleriyle anılırlardı.”
Mesela!..
Fatih Sultan Mehmed’in unvanı “Sultanü’l-barrayn ve hakamül’l-bahrayn” idi, yani;
Anadolu, Rumeli ile Karadeniz-Akdeniz’in sultanı.
*
Dünyada ilk soyadı kanunu ise, 1787 yılında Yahudileri asimile etmek için Avusturya’da çıkarıldı. Kanun, Yahudilerin Almanca isimler ve soy isimleri almasını zorunlu kılıyordu.
Hali vakti yerinde olanlar “çiçek” ve “kıymetli taş” anlamına gelen güzel soyadları rüşvet vererek alırken…
Fakir Yahudilere ise “eşek kafası, yankesici” gibi soyadları layık görülüyordu.
*
Bu uygulamayı saymazsak, dünyada soyadı kullanmanın kanunla dayatıldığı tek ülke Türkiye’dir.
Çünkü..
CHP’liler, imparatorluktan ulus devlete geçmekle “yeni bir millet yarattıkları” vehmine kapılmışlardı ve “on yılda on beş milyon genç yarattık” marşıyla da bu hastalıklı düşüncelerini notalara dahi dökmüşlerdi.
Çiçeği burnundaki bu “ulus devletin” geçmişle bağını koparmak için “Harf Devrimi(!) ve “Şapka Kanunu”nun yetmeyeceğini düşünmüş olmalılar ki, CHP’liler 1934’te “soyadı kanunu” yürürlüğe soktular.
Kanuna göre; her Türk vatandaşı bir soyadı almaya mecbur tutuluyordu fakat soyadı olarak,
“aile ve memleket isimleri, hoca, hafız gibi unvanlar ve Osmanlıca kelimelerin kullanılması yasaktı.
Böylece, geçmişe dair bütün kültürel, dinî, ideolojik bağlar koparılmış oluyordu.
*
Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle aristokrat geçinenler kendi aile isimlerini tescil ettirirken, ayak takımına;
“Ördek, Kör, Camuz, Ahmak, Çakal, Armut, Davul, Yosma" gibi soyadları verildi.
Köylülere ise;
“Karakoyun, Danabaş, Malak, Rençber, Semerci, Küfeci” gibi soyadları layık görüldü…
Mesela!..
Trakya gezisine çıkan Mustafa Kemal, bir iki kez lafına karıştı diye kızdığı Salih ismindeki köylüye;
“Sus bire Şirret adam” diye hitap etmiş…
Bu nedenle “Köylü Salih”e “Salih Şirret” soyadı verilmişti.
Bu arada ne kadar hamaset meraklısı ve asimile edilmek istenen etnik köken varsa onlara da içinde “Türk” ibaresi bulunan soyadları veriliyordu.
Öztürkler, Tamtürkler, Türkyılmazlar, Türkövler” bu soyadlara birer örnek teşkil etmektedir.
*
Tabii bir de bizzat Atatürk’ten soyadı almak için kıyasıya mücadele eden seçkinci bir zümre vardı.
O sıralar elinde kamusla dolaşan Mustafa Kemal, heveslileri kırmıyor, önüne gelene Türkçe kelimelerden türettiği soyadlarını veriyordu.
İsmet Paşa’ya “İnönü..”
Türkiye'nin ilk dünya güzeli Keriman Halis’e, “Ece..”
Emekli banka müdürü Berç Keresteciyan Efendi'ye, ‘‘Türker…’’
Günümüzde kullandığımız alfabeyi hazırlayan Ermeni dil bilgini Agop Martayan'a ise “Dilaçar” soyadı yine Mustafa Kemal tarafından verilmişti…
*
Öte yandan,
Kanunda yasak olmadığı halde, "oğlu" kelimesinin soyadlarında kullanılmasına keyfi olarak izin verilmiyordu.
İşin garip yanı ise;
Türk milletinin çok sevdiği, aidiyet belirtmesi ve kolay söyleniyor olması hasebiyle günümüzde soyadlarında en çok kullanılan “oğlu” kelimesinin kullanılması yasağını yine CHP’liler çiğnedi.
CHP “tek parti dönemi”nin başbakanlarından Şükrü Saraçoğlu, dedesi "Saraç" olduğu için "Saraçoğlu" soyadını alarak, keyfi olarak uygulanan yasağı deldi ve onun aldığı yeni soyadı emsal teşkil ederek isteyen herkese "oğlu" soyadını almasının yolu açılmış oldu.
*
CHP’li Şükrü Saraçoğlu’nun açtığı bu yoldan ilerleyen isimlerden biri;
“Kılıçlı eşkıya” namıyla maruf Hüseyin Cebeli’nin oğlu Kamer Bey’di. Soyadı Kanunu’ndan evvel Cebeligiller ailesi mensubu olan Kamer Bey, kanun yürürlüğe girdikten sonra mahkemeye başvurarak Karabulut olan soyadını, Kılıçdaroğlu yapmıştı…
Böylece;
Kara, kavruk bir Anadolu çocuğu olan Kemal Kılıçdaroğlu, alelade bir Tunceliliden ziyade, "Osmanlı paşası”nı andıran “asil” bir soyada kavuşmuştu…
*
Bilindiği gibi,
Geçtiğimiz günlerde Eyüp Camii’nde, Yeni Zelanda'da şehit edilen Müslümanlar için Yasin-i Şerif okuyan CHP’nin İBB adayı Ekrem İmamoğlu’nun da esasında “İmamoğlu” olmadığı, hatta ortaokuldan “Ekrem Müdafa” ismiyle mezun olduğu ortaya çıkmıştı.
Müteahhitlik yapan Ekrem Bey’in babası ve amcasının, “Müdafa” olan soyadlarını “İmamoğlu” olarak değiştirerek “muhafazakâr” bir görünüm kazanmalarının siyasete etkisi olmuş mudur bilinmez ama muhtemelen bu yeni soyadlarının daire satışlarına çok büyük katkıları olmuştur.
Yoksa durduk yere babası imam olmayan bir insan ne diye İmamoğlu soyadını alır ki…
*
CHP’de bir isim daha var ki, o da kayınpederinin yaptığı isim ve soyadı değişikliğiyle, buram buram Anadolu kokacak olan kimliğinden sıyrılıp, burjuva hüviyetine bürünmüştür…
Kim mi?
CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu…
“Ben Atatürk’ün kurtardığı toprakları çiğneyerek büyüdüm. Beni, yaşadığım inlerden, mağaralardan o kurtardı. Ona borcumu ödemeliyim" diyen Canan Hanım’ın kayınpederi Ümit İlhan Kaftancıoğlu’nun asıl adı “Garip Tatar”dı.
Ezilen, sömürülen, ötekileştirilen emekçileri temsil ettiğini iddia eden Garip Tatar, çobanlıktan sonra öğretmenliğe terfi etmiş…
Ardından;
“gazeteci, yazar, derlemeci, radyo programcısı, prodüktör, öykücü ve romancı” vasfıyla birlikte gelen şöhret sayesinde, bir “Anadolu evladı”na çok yakışan “Garip Tatar” ismini beğenmeyerek, kendine bir "burjuva ismi" olan Ümit İlhan Kaftancıoğlu adını uygun görmüştü.
“Kuzinede pişmiş patatesi elleri yanarak yemeyi seven” Garip Tatar, bir isim ve soyadı değişikliğiyle “Ümit İlhan Kaftancıoğlu”na evrilince, biricik oğlu Dr. Ali Naki’nin, değişimi daha da ileriye taşıması gerekiyordu.
Oğul Ali Naki Kaftancıoğlu’nun edebiyat ve medya alanında istidadı yetersiz olduğundan, o da çareyi,
“kuzinede pişmiş patates” yiyen babasının aksine, “1/4”ünü yediği “domuz”dan arta kalan kemikleri sosyal medya hesabından paylaşmakta buldu.
Domuzla beslenen işbu devrimci(!) Dr. Ali Naki Kaftancıoğlu;
Ordu ili, Mesudiye ilçesi, Çiftlik Sarıca Köyü doğumlu, alelade bir tıp doktoru ile evlenince de, “Canan Tatar” olması gereken Canan Şahin, oldu mu size Canan Kaftancıoğlu…
*
Ha!
Bu arada, Ümit İlhan Kaftancıoğlu kaleme aldığı “Tüfekliler romanı”nda;
Mardin’in Derik ilçesinde, çölün ortasında bir şato görünümünde olan ve rivayete göre doğrudan Atatürk’ten gelen bir talimatla, topçu birliklerinin ateşiyle teslim alınan “Kanco Kasrı”nın sahibi Oduncu Hacı Sinan’a, bu fethin şerefine bizzat Mustafa Kemal tarafından “Türk” soyadı verildiğinden bahseder…
Şato düştükten sonra, ailesine zorla “Türk” soyadı verilen Oduncu Hacı Sinan kim mi?
CHP’nin müttefiki HDP’nin Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk…
*
Nasıl ilişki ama?!..
Atatürk’ün topçu ateşine tuttuğu “Kanco Kasrı”nın sahibi Ahmet Türk, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun kayınpederini sarayında misafir ediyor…
Aynı Ahmet Türk, 1980 yılına kadar CHP’de milletvekilliği yapıyor.
1987’de ise, bu kez CHP’nin yavrusu SHP’den milletvekili seçilerek meclise giriyor.
Öte yandan,
Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombaladığı Dersim’den çıkan “Kılıçlı eşkıya”nın torunu Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk’ün partisine genel başkan yapılıyor…
Sen, bu isimlerin birbirine husumet beslediğini düşünürken…
Aynı adamlar yıllar sonra bir araya gelerek bu kez, 31 Mart seçimleri için “ittifak” yapıyorlar…
*
Demek ki neymiş?
“Soyları” belirtmesi gereken soyadlarını rastgele dağıtırsanız, düşman sandıklarınızın esasında kardeş olduklarını öğrenemezsiniz.
Ya da,
“Moiz Kohen” adlı Yahudi, sırf “Munis Tekinalp” soyadını aldı diye, birileri onu “Türk Milliyetçisi” sanıp, hayırla yâd eder.
*
“Acaba!” diyorum…
Kimlik numarasının kullanıldığı günümüzde, soyadları gerçek manada kullanılıp, soy aidiyetlerini ifade etse çok mu fena olurdu?!..
Var mısınız?
Tartışalım mı “Soyadı Kanunu”nu!..
****
Not:
Bu yazıda, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin, 08 Ekim 2008 tarihinde Türkiye gazetesinde yayımlanan, “İYİ PARAYA İYİ SOYADI” başlıklı çalışmasından faydalanılmıştır.
EY MÜSLÜMAN TÜRK GENÇLİĞİ!
BİRİNCİ VAZİFEN, ALLAH'IN EMİRLERİNİ, KUR'AN-I KERİM'İ VE HZ MUHAMMEDİN SÜNNETİNİ VE İSTİKLALİNİ, AZİZ VATANINI İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEKTİR.
MEVCUDİYETİNİN VE İSTİKBALİNİN YEGÂNE TEMELİ KUR'AN I KERİM DİR BU TEMEL SENİN EN KIYMETLİ HAZİNENDİR. İSTİKBALDE DAHİ SENİ BU HAZİNEDEN MAHRUM ETMEK İSTEYECEK, DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLARIN OLACAKTIR. BİR GÜN, DİNİNİ VE NAMUSUNU İSTİKLAL VE VATANI MÜDAFAA MECBURİYETİNE DÜŞERSEN, VAZİFEYE ATILMAK İÇİN, İÇİNDE BULUNACAĞIN VAZİYETİN İMKÂN VE ŞERAİTİNİ DÜŞÜNMEYECEKSİN! BU İMKÂN VE ŞERAİT, ÇOK NAMÜSAİT BİR MAHİYETTE TEZAHÜR DİNİNİ VE NAMUSUNU İSTİKLAL VE VATANINA, KASTEDECEK BÜTÜN DÜNYADA EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GALİBİYETİN MÜMESSİLİ OLABİLİRLER. CEBREN VE HİLE İLE AZİZ VATANIN BÜTÜN KALELERİ ZAPTEDİLMİŞ, BÜTÜN TERSANELERİNE GİRİLMİŞ, BÜTÜN ORDULARI DAĞITILMIŞ VE MEMLEKETİN HER KÖŞESİ BİLFİİL İŞGAL EDİLMİŞ OLABİLİR. BÜTÜN BU ŞERAİTTEN DAHA ELİM VE DAHA VAHİM OLMAK ÜZERE, MEMLEKETİN DAHİLİNDE, İKTİDARA SAHİP OLANLARA KARŞI GAFLET VE DALÂLET VE HATTA HIYANET İÇİNDE BULUNABİLİRLER. HATTA BU MUHALEFET SAHİPLERİ ŞAHSİ MENFAATLERİNİ, MÜSTEVLİLERİN SİYASİ EMELLERİYLE TEVHİT EDEBİLİRLER. MİLLET, FAKR-Ü ZARURET İÇİNDE HARAP VE BİTAP DÜŞMÜŞ OLABİLİR.
EY MÜSLÜMAN TÜRKİYE İSTİKBALİNİN EVLADI! İŞTE, BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE DAHİ VAZİFEN, DİNİNİ VE NAMUSUNU AZİZ VATANINI KURTARMAKTIR! MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, GÖNLÜNDEKİ İMANDA MEVCUTTUR!
Buyrun..
‘’Potnus’lu Rum kazandı’’ diyerek zafer manşetleri atan Yunan medyasında Recep Tayyip ERDOĞAN'ın tasvir edilişi..
Bırak kardeşim partiyi siyaseti at bir köşeye..
Milliyeti, ırkı, inancı..
-Ben bu ülkede rızkımı kazanıyorum diyen kadirşinas bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bu görüntüyü içine sindirebilir mi?
Bak güzel kardeşim,
15 temmuz öncesi ile 15 temmuz sonrası dünya(mız) çok değişti.
Gel Allah aşkına..
Yada inandığın tüm kutsallar adına resmin bütününü gör!
Hani hep diyorlar ya ‘’Fetö’nün siyasi ayağı kim’’ Tbmm de neden reddedildi?
Bunun, yani araştırma önergesinin asıl amacı neydi biliyormusunuz?
-Fetö’ye savaş açan tek ‘’lider’’ olan ERDOĞAN’ı FETÖ’nün iki numaralı sanığı olarak yargılatmak!!!
-Yani tam bir FETÖ taktiği!!!
Hani hep dile getirdikleri gibi, sular yükseldiğinde balıklar karıncaları..
Alçaldığında karıncalar balıkları yer’’ gerçeğindeki gibi..
Aksi takdirde ERDOĞAN gibi ardında geniş halk kitlesi olan bir Lider’den kurtulmaları mümkün mü yaşadığı müddetçe?..
Şimdi muhterem kardeşim,
İşte bunun için dizayn edilen ‘’proje’’ye maşalık edecek isim olan, sevgi pıtırcığı, ekonomi, savunma, uluslararası ilişkiler uzmanı(!) Ekrem İmamoğlu’da bu projenin vitrinidir!
Hatırlayın geçtiğimiz günlerde gazetecinin ‘’Pkk, Fetö gibi terör örgütlerine sözünüz var mı’’ şeklindeki sorusunu..
-Gelin beraber yönetelim dedi değil mi?
Gazeteci şaşkınlıkla sorusunu anında pkk ve fetö diyorum yahu şeklinde yenilemeye çalıştığı anda ne dedi?
-Herkes aynaya baksın!..
Yani?
Fetö’cü ERDOĞAN..!
Yargılanması gereken ERDOĞAN!..
Gördün mü kardeşim şimdi resmin bütününü?
Ekrem İMAMOĞLU Oltanın ucundaki yemdir, ZOKA’dır!!!
***
Bu acı gerçeği paylaşmak da her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ilk görevidir.
Unutma kardeşim,
Recep Tayyip ERDOĞAN hepimiz gibi fanidir. Bir gün emr-i hak vaki olduğunda çekip gidecektir.
Ama CİAMAAT bu ülke idaresini ele aldığında asla ve kat'a gitmeyecektir!
Buna mani olacak tek ''ADAM''ın adı Recep Tayyip ERDOĞAN'dır.
Bu ''acı realiteler'' ortadayken, hâlâ bir takım kişisel çıkarlarını düşünüp omuz vermeyecek olan;
-Milliyetini, inancını, tabiiyetini sorgulasın!
Gebildete wählen CHP ??
So lautet eine der allseits wiederholten Hypothesen über die Wählerschaft der CHP.
Dass diese Behauptung blanker Unsinn ist, beweisen mindestens zwei Tatsachen:
Der Anteil der "Gebildeten" im akademischen Sinne, also Jahrgänge mit Universitätsabschluss, ist in den vergangenen fünfzehn Jahren von ca. 20% auf mittlerweile ca. 35% angestiegen.
Die Wählerstimmen der CHP hingegen verharren auf ihren verknöcherten 25%. Die Stimmen der CHP müssten ja massiv ansteigen, würden die vielen neuen Wähler mit Uni-Abschluss diese auch wählen.
Dem ist nicht so, das zeigen die Wahlergebnisse seit Jahren eindeutig.
Die meisten (neuen) Akademiker wählen andere Parteien, hier vornehmlich die AKP, weil diese durch ihre erfolgreiche Bildungs- und Wirtschaftspolitik jungen Menschen gute Aufstiegs-Chancen bietet (im Vergleich zu der Zeit vor der AKP, als die Türkei eine bankrotte Bananenrepublik war).
Die zweite Tatsache betrifft die Alphabetisierungsrate, wie die Grafik unten zeigt:
Je höher diese ist, desto weniger Menschen wählen die CHP. Wahrscheinlich, weil die Menschen nun sich selbst informieren und einschlägig Wahrheiten über die CHP lesen.
All dies hat auch viel damit zu tun, dass vor dem Volk die Maske der CHP inzwischen weitestgehend gefallen ist.
Im Kern ist Sie eine links-faschistische Blockade-Partei und Teil der türkischen Militär-Oligarchie, die sich hinter Atatürk versteckt und jahrzehntelang die Türkei mit ausgebeutet und ausgeblutet hat.
Je gebildeter die Leute sind, desto eher erkennen Sie die hässliche Fratze der CHP auch.
Özden Ipek
1. Israil Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'ın itirafı Sultan Ikinci Abdülhamid Han'ın Filistin'de bir Israil Devleti'nin kurulmasına izin vermeyeceğini anlayan siyonistler
1. Israil Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'ın itirafı
Sultan Ikinci Abdülhamid Han'ın Filistin'de bir Israil Devleti'nin kurulmasına izin vermeyeceğini anlayan siyonistler[1], onu hürriyet naraları atan Ittihat ve Terakki cemiyeti eliyle tahtan indirdiler.[2] Bunu zaten masonlar da itiraf etti.[3] Osmanlı yönetimini ele geçiren Ittihatçılar bununla da yetinmeyerek Osmanlı Devleti'ni Birinci Dünya Harbi'ne soktular. M. Kemal'in Filistin Cephesi'nden kaçması (pardon geri çekilmesi) üzerine Filistin'de bir Israil Devleti'nin kurulmasının önünde artık hiçbir engel kalmamıştı.[4]
Osmanlı'nın yenilmesi için siyonistlerin çalıştığına dair itirafı ise New York'ta çıkan "The New Palestine" adındaki Yahudi gazetesinin 1923 Nisan sayısında görüyoruz:
"Siyonist teşkilatı genel başkanı Chaim Weizmann'ın emir ve işaretiyle Birleşik Amerika'da bir konferans gezisinde şöyle demiştir:
"Zannediyorum ki harbin başlıca iki neticesinden birisi de Yahudi yurdunun kurulması hadisesi teşkil ettiğini, harbin tarafsız yazılacak tarihi gösterecektir. Biz bunun için harb ettik ve Türklerin mağlubiyetine hizmet ettik! 1897 siyonist kongresinin kararlarına ve siyon liderlerinin protokollarına uyularak otuz milyon Avrupalının telef olmasına sebep olduk!"[5]
Senaryo burda bitmiyor...
Israil Devleti'ni tanıyan -halkı Müslüman olan- ilk devlet ise Kemalist Türkiye Cumhuriyeti idi.[6]
Cennet mekan Sultan Ikinci Abdülhamid Han'ı kötüleyenlerin kulakları çınlasın...
KAYNAKLAR:
[1] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/osmanli-ve-cu…/
Ayrıca bakınız;
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/ii-abdulhamid…/
[2] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/sultan-ii-abd…/
[3] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/mason-ustadi-…/
[4] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/filistin-ceph…/
[5] The New Palestine Gazetesi (New York), Nisan 1923.
[6] http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/osmanli-ve-cu…/
Tavsiye edilen bir yazı:
https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/sultan-ii-ab…/
***
http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/…/1-israil-cumh…/
"Abdülhamid Han'a iftira atıldı" Nihal Atsız
Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?
****Türkçü Nihal Atsız, 1956 senesinde Peyami Safa’nın Sultan Abdülhamid Han için “cahil” demesi üzerine uzun ve manalı bir yazı kaleme almış ve bizim ırkçıların tahmin edemeyeceği kadar Sultan Abdülhamid’i methetmiştir. Bu ırkçılar hem Atsızcı hem de Atatürkçü geçiniyorlar. Halbuki Nihal Atsız Orkun dergisinde, M. Kemal’in hüküm sürdüğü yılların “gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük” olduğunu yazmıştı. Alakalı kısmı aynen iktibas ediyoruz:
“Türkiye Cumhuriyeti 1950 mayısında (Menderes dönemi) kurulmuştur. Ondan önceki 1923-1950 çağı gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır.”[1]*
Nihal Atsız’a göre M. Kemal devri “diktatörlük” idi…***
Şimdi de Atsız’ın Sultan II. Abdülhamid için yazdıklarına yer verelim:
“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti. Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?
Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.
Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?
O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?
Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.
Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof çarının Rusya’ya davetini; Selanik’ten Alman gemileriyle İstanbul’a gelirken de Alman İmparatorunun dâvetini reddederek vatanında sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.
Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse, suç onun değildir. Çünkü, yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.
Ve sokmadı da…
Ne diyelim? Durağı cennet olsun…[2].
****KAYNAKLAR:.
[1] Nihal Atsız, “Kurucular Meclisi”, Orkun Dergisi, sayı 9. (1 Aralık 1950)
[2] Nihal Atsız, “Abdülhamid Han (Gök Sultan)”, Ocak Dergisi, sayı 2. (11 Mayıs 1956)
Sokaklarda yatak odası kıyafetiyle dolaşan her kadın sapıktır.
Bir algı var sapık dendiği zaman sadece akla erkek gelir..
Oysa;
Sokakların sapık kadınlardan da temizlenmesi lazım ki toplum bir nebze ıslah olsun..
Çok garip geldi değil mi okuyunca "sapık kadınlar"(!)
Bir erkek avret mahallini iyice belli edecek tarzda coook dar bir pantolon giyse,sapık/rezil vs diye bağırırsınız ama giydiğiniz taytlardan her hattınızı belli ederken kendiniz adına neden utanmazsınız?
Haa o sizin özgür yaşam tarzınız değil mi? Peki erkeklere niye yok o özgürlükten? Sen baştan aşağı avret olduğun halde tayt giyme özgürlüğünü kendine hak biliyorsunda, erkeğinkini neden alıyorsun elinden?(!) Senin avretinin belli olması moda,erkeğinki sapıklık öyle mi?
Otobüste/metroda bedeninin kokusunu parfümle güzelleştirip,burunların direğini kıran ve erkeğin yanından ifil ifil geçtiğinde beyne direk şehvet hormonları uyarısı verecek kadar kokulanan bir kadın; bana bakma dediği gibi beni koklamayın da diyebilir mi?
Niye otobusteki belki 10-20 adamın özgürlüğü alınıyor ellerinden? Bu adamlar yol boyunca bu kadını koklaya koklaya gitmek zorunda mı efendim?
Ben helal olduğu halde hiç carşı pazarı göğüsleri yarıya kadar görünür tarzda gezen abi/amca görmedim. Siz gördünüz mü?
Görsek sapık diye koşarız değil mi adamcağızın peşinden.
Peki ben domates seçerken sapık ablanın gögüslerini neden görmek zorundayım? Erkek göbekten yukarısı helal olduğu halde asla böyle gezmez/gezemezken, kadınlar gögüs avretini açıpta geziyor ve bu sapıklık olmuyor öyle mi?
Bir bankta kalcasının tam altına gelecek kısalıkta şort ile oturan bir adamın yanına çocuğunuzu oturturmusunuz?
Ne münasebet deli midir sapık mıdır nedir! Teklifim bile nasıl çirkin değil mi annesi?
Peki aynı şekilde oturan,kalcasından aşağısı çıplak bir kadının giyinişi neden seni aynı şekilde rahatsız etmiyor!!!! Vel hasıl kelam kardeşler..
Sokaklarda yatakodası kıyafeti ile dolanan her kadında bir o kadar sapıktır!
Toplumun ahlakını bozuyorlar!
Toplumun kalitesini düşürüyorlar!
Bugün o çocuklar çarşı pazarda bir ablanın göğsünü,kalçasını,bacaklarını görmek zorunda kalıyorsa buda bir ÇOCUK VE TOPLUM İSTİSMARIDIR.
(iktibas)






























































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































