Cahiliye döneminde ki putperest liğin bugünkü temsilcileri CHP zihniyeti dir

 


ISRAIL MEDYASI:

(Jerusalem post'un yazısı.)😊😎


"Erdoğan'ın gerçek hedefi :Yunanistanda yaygara cikartip dikkati gereksiz onlarin üstüne cekmek Ancak Erdoğan'in gözü doguda. Milli silahlarını islam ümmetinin silahlari yapmak böylece islam NATO'su kurmak,Pakistanla nukleer silahlara kavuşmak, suriye üzerinden hızlıca kudüs 'e girebilmek, YPG'yi bitirip araplarla baglanti kurmak, Dogu akdenizde petrol ve gaz cikartip ekonomik ve siyasi buyuk guc olmak. Kibris üzerinden gazzeye çıkmak Amerikayi ortadogudan kovmak ve halife ilan edilmek istiyor. Suriye savaşı israilin hayatta kalma savasidir.Amerika suriyeyi kaybederse Ortadoguda cihad baslar Turkler ve ruslar mucahidlere silah verir , Amerika Irakida kaybeder misirida kaybeder heryer Turklerin kontrolune girer Turkleri ancak hava savasinda durdurabilirdik gec kalındı Hava milli savunmalarini kurmak üzereler. Ilk temaslari YPG ile oluyor ve YPG"yi israil silahlandirdi.TSK karsisinda varlik gösteremiyorlar Turk sihalariyla hergun 50 asker kaybediyorlar Geriye bir tek Akdeniz sahillerindeki birlesik Avrupa donanmasi kaliyor.Onlarda tehlikeli esige gelmek uzereler.Bu birlesik donanma yakinda Turklere yenilebilecek kritik eşiğe gelmiş olacak. Istendigi gibi varlik gosteremeyecekler. Turkler o donanmaya karsida hazırlanıyorlar.Kibrisa deniz üssü ve anti gemi fuzeleri yerlestirdiler.Akdeniz sahilleri ve kibrista S-400 bataryalari kurdular. Yakinda birlesik donanmaninda karsisina esit güçte donanmayla gelecekler. Turkiye bunlari tek başına yapabiliyorsa Islam NATO'su ile neler olmaz. Zaman Türklere çalışıyor ve artık dusmanimiz oldu. Turkleri yenersek islamida yeneriz.Turkleri yenemezsek islami kimse durduramaz ve israil namaz kılar. Filistinlilere itaat edersiniz. Şeriat ile size hukmedilir.Tel Aviv ve kudüste heryerde ezan duyarsiniz.Tek bir musevi bile bu topraklarda birakmazlar.Kadinlariniz pazarlarda cariye olarak satılır.Cocuklariniz elinizden alinir Mucahid olarak yetişirler. Tum dünyada musevilik yok edilmiş olur. Şunuda belirteyim Turklerin yükselişi Erdogan ile degildir sadece Erdoğan sonrasinda da aynen böyle bir süreç öyle yada böyle devam edecektir. Bu Erbakanın doktriniydi ve süreci o baslatmistir. Bunlarin bugun yada yarin olmasinin hic bir hükmü yok Turklerin hedeflerinden hiçbir seyide değiştirmeyeceğini israilin artik görmesi gerekiyor. Erdogan gider Türkler biter diye basite alirsaniz hatayi burada yaparsiniz.Türklerin gecmisine bakın olaylar hicte oyle olmuyor doktrinleri sahibleniyorlar.Turkiyedeki Muhalefetede güvenmeyin zamanla oda kalmayacak Dedigim gibi Zaman bizim düşmanımız derim size ve işler hicte planlandığı gibi gitmiyor sanki bizim planlarımız üzerinde tanrı nın bir başka planı var.
















Ich erteile Facebook oder mit Facebook verbundenen Unternehmen keine Erlaubnis, meine Bilder, Informationen, Nachrichten oder Beiträge sowohl in der Vergangenheit als auch in der Zukunft zu verwenden. Mit dieser Erklärung mache ich Facebook darauf aufmerksam, dass es strengstens untersagt ist, mich auf der Grundlage dieses Profils und / oder seines Inhalts offenzulegen, zu kopieren, zu verbreiten oder sonstige Maßnahmen gegen mich zu ergreifen. Der Inhalt dieses Profils ist eine private und vertrauliche Information. Die Verletzung der Privatsphäre kann gesetzlich geahndet werden (UCC 1-308- 1 1 308-103 und das Römische Statut). HINWEIS: Facebook ist jetzt eine öffentliche Einrichtung. Alle Mitglieder müssen einen Hinweis wie diesen posten. Wenn Sie es vorziehen, können Sie kopieren und fügen Sie diese Version ein. Wenn Sie eine Erklärung nicht mindestens einmal veröffentlichen, werden stillschweigend die Verwendung Ihrer Fotos sowie die in den Profilstatusaktualisierungen enthaltenen Informationen zugelassen.


















Osmanlı’nın bütün borçlarını ödeyen Atatürk’ün 1938’e kadar hiç borç almadan 48 fabrika kurduğunu biliyor muydunuz.?

Şeklinde haberler dolanıyor

Girelim hemen konuya...

1930 yılında ABD 'den 10 milyon dolar 

1932 yılında sovyetlerden 8 milyon dolar 

1938 Almanya'dan 150 milyon mark ve 

1938 deİngiltere'den 16 milyon sterlin borç alındı.

48 fabrika değil 26 fabrika yapıldı..

(Bu fabrikalar arasında bira, likör, rakı, şarap,malt, fabrikaları da var)

Bir diğer yalan Osmanlı borçlarının tamamının M.kemal tarafından ödendiği yalanıdır..

Uzun vadeye yayılan bu borçların iki taksidi M.kemal döneminde ödendi kriz var denilerek borçlarda tekrar indirime gidildi vadesi uzatıldı ve 1984 yılında son taksidi turgut özal tarafından ödendi.. 

M.kemalin 1 Kasım 1938 konuşması 16 milyon sterlin ve 150 milyon mark borçtan duyduğu memnuniyet için kaynak isteyen varsa şurdan bakabilir.. 

( TBMM Zabıt Ceridesi, cild 27, Içtima 1, 1 Kasım 1938, sayfa 7.

Bir diğer husus Osmanlı Kırım savaşı dolayısıyla ilk borçlanmasını yapar Osmanlı savaşların ve demiryollarının finansmanı için borçlanmaya gitmiştir ve bu borçlanma keyfi bir borçlanma değildir ve yerindedir

Lakin OSMANLI devleti dağılınca haliyle borçlar dağıtılmıştır..

Sürekli Osmanlı'dan kalan borçları başa kalkanlara bir soralım bakalım;

Osmanlı'dan kalan nakit paralardan, asrın projesi demiryollarından askeri kışlalardan, okullardan, vakıflardan, fabrikalardan, gemilerden, tersanelerden, silahlardan hastanelerden neden hiç bahsetmezsiniz..

çünkü kanınızda pislik var..

Halbuki M.kemal öldüğünde Türkiye cumhuriyetine bıraktığı dış borç 146 milyon dolardı .

Osmanlının bize bıraktığı borç ise 57 milyon dolardı..

Ve dikkatinizi çekeyim; bu 57 milyon borç M.kemalin 146 milyonuna dahil değildir..tek başına m.kemal koca Osmanlının 2 katından fazla borç bıraktı bu millete..


Türkiye tarihinin en büyük dış borçlanmasını 1938 yılında yaptı bütçemizin % 65 oranında dışardan borç aldık 150 milyon mark+16 milyon sterlin) rakam küçük gelebilir amaaaa...!!! 

1938 bütçe gelirimiz 322 milyon tl 

Evet Türkiye'nin 1938 bütçe geliri 322 milyon tl savarona yatının maliyeti 4 milyon dolar. 1 dolar 1.26 tl (yorum sizin yapın hesabını. )

M.kemalin kullandığı özel yapım cadillac 80 serisi,

2 adet lincoln lüks serisi , 1 adet Mercedes sindelfingen serisi olmak üzere 4 adet hususi otomobili vardı

Millet açlıktan ölüyor m.kemal kendisine çankaya köşkü kardeşlerine ve manevi kızı ülkü adatepeye ayrıca köşk yaptırıp, milyonyonlaca dolara bira alkol likör ve malt fabrikaları kuruyor 4 milyon dolara yat alıyor çiftlikler hayvanlar alıyor yetmedi özel araba yaptırıyor yetmedi ülkenin er yerini putlarla dolduruyordu..

konuyu dağıtmadan;

İngilizlerle yapılan kredi anlaşması. yine İngiltere'den silah alımı için kullanıldı...ingilizler 1.dünya savaşında kullanıp eskittigi silahların eskilerini dayadılar bize...


Kıyaslanınız için söylüyorum M.kemal döneminde kurulan fabrika sayısı bir hiçtir...

M.kemal dönemine kurulan fabrika sayısı 80.ilimiz Osmaniye'deki fabrika sayısından azdır..

Osmaniye'nin ihracatı cumhuriyetin tek parti dönemindeki yaptığı ihracattan fazladır.

O dönemde yapılan Karabük Demir Çelik fabrikası dış kredi ile kuruldu..

Bu arada bir şeye daha rastladım Nazilli Sümerbank'ın iplik tesisi de Romanya'dan alınan borçla yapılmış . Fabrikayı Sovyetler kurmuş.. 

Romanya'dan alınan borç kit borcu olduğu için devlet borçlaro içinde yer almamış


M.kemal yabancı sermayeye karşıydı efsanesini de yıkalım bu arada, 1920 – 1930 yılları arasında Türkiye’de 201 anonim şirket kurulmuştu. Bunların 66’sında %100 yabancı sermayesi vardı...

Bir başka konu;

Osmanlı döneminde yapılan 8 bin km'lik Demir yolu hattı kuru yük taşımacılığı üzerine yapılmıştı..bu hattın yarısı dışarda kalınca demiryollarını işleten yabancı firmalar zarar etmeye başladı.. 

Demiryollarını yabancılar zarar ediyor diye millileştirmek zorunda kaldık.🙂

Adamlar sözleşmeden doğan haklarını kullandılar ve sözleşmeyi fesh ettiler..

Adamlar kar etseydi millileştirme filan olmayacaktı benzer durum hava gazı işletmesi de yaşadı . Kimse kimseyi boşuna kandırmasın..

Yabancılara imtiyaz;

Chester imtiyaz sözleşmesi:

Samsun-Trabzon-Mersin ve İskenderun limanlarını Süleymaniye, Kerkük ve Musul’a bağlayan 4 400 km demiryolu yapım ve işletmeciliğini, demiryolu güzergahına paralel 40 km’lik bir şerit içinde maden ve petrol aranmasını, bulunduğu takdirde 99 yıllığına bu hatta çıkan petrol ve madenlerin işletmesi ABD li firmaya veriliyor. 

Musul sınırlarımız dışında kalınca ABD firması sözleşmeyi iptal ediyor...!

Musul sınırlarımız içinde kalmış olsaydı dahi biz gene o petrol işketemeyecektik yani...

hani imtiyazlara karşıydı kamal..

Son olarak;

Osmanlı Döneminde yapılan toplam 8.619 km uzunluğundaki demiryolu hattının 4.136 km.lik bölümü milli sınırlarımız içerisinde kalmıştır yurdu dört bir yandan Demir ağlarla ördüler sorsan...

Bild könnte enthalten: 1 Person, sitzt













Besonders begehrt, Migranten, die nicht mehr ihre Muttersprache sprechen, nichts über ihr Herkunftsland wissen und nur noch in Satireform über ihr Herkunftsland sprechen und Witze machen.









In Deutschland muss dringend der politische und mediale Moralkompass neu justieren werden! Was hier abgeht, ist einfach nicht mehr zu ertragen! Lügen, Hetzen, Spalten! Es sind definitiv zu viele falsche Menschen in zu wichtigen Positionen, die systematisch dazu beitragen!

"Diejenigen die entscheiden sind nicht gewählt und diejenigen die gewählt werden haben nichts zu entscheiden."












 Cahiliye döneminde ki putperest liğin bugünkü temsilcileri CHP zihniyeti dir. Bizler 1000 yıllık medeniyetimizde bu putperest lerle savaştık. Şimdi bu zihniyet bu yüzyılda bütün mukaddesatımızı çiğneyen CHP de hortladı.
















Der Vertrag von Lausanne?


Man fragt sich wirklich, was es da zu feiern gibt ?


Vor 96 Jahren hat die neugegründete Türkei am Verhandlungstisch in Lausanne alles verloren, was es zuvor militärisch mühsam erkämpft hatte.


Die gesamte Ägäis, also mehrere Hundert strategisch wichtige Insel, fielen bis auf 3 popelige Inseln an die Verlierer aus Griechenland. Und bereiten uns seitdem Kopfschmerzen.


Westthrakien ebenfalls weg. Mosul und Kerkuk auch verloren, die uns zu Ölreichtum verholfen hätten.


Kriegsreperationen in Gold-Milliarden? Dazu haben wir in Lausanne "Nein, danke!" gesagt und unterschrieben.


Dazu auch die beiden Meerengen Gelibolu und Bosporus internationalisiert. Dämlicher gehts gar nicht, wenn man sieht das erst gestern ein griechisches Raketenschiff einfach so mit schussbereiten Raketen durch Istanbul geschippert ist. Oder all die hochgefährlichen Tanker und Chemikalienschiffe, die ständig hier durchfahren. Mal abgesehen von den zig Milliarden-Einnahmen durch Passage-Gebühren, die verloren gingen und gehen.


Die alte Oligarchie in der Türkei feiert Lausanne ab, verarscht seit Jahrzehnten die Bevölkerung mit dieser Geschichtsklitterei und verkauft uns diese elende Katastrophe "Lausanner Vertrag" als Erfolg.


Ja, es war und ist ein grandioser Erfolg, aber nur für England und Griechenland. Die sollten und müssten feiern.


Özden Ipek 

---------------------


96 Yıl Önce Bugün; Ege denizinde 3 ada hariç diğer tüm adalarımızı kaybettik! Musul ve Kerkük ile birlikte Batı Trakya'yı da kaybettik! Yunanistan'ın savaş tazminatı ödemesi dahi gelecek adına bir çok şeyi belirleyecek iken biz istemedik feragat ederek sadece Karaağaç ve çevresini istedik! Deniz yollarımız müthiş bir ticaret ağı olacak iken Boğazlarımız yol geçen hanı olsun ama tek kuruş almayalım dedik! Şimdi Lozan'a zafer demek hangi akıla hizmettir? Evet Lozan bir zaferdir ama İngilizlerin, Italyanların, Yunanlıların zaferidir bizim malesef savaşta ecdadımızın kazandığını masa da verdiğimiz büyük hezimettir!!














İçimde sönmeyen bir fetih sevdası var

Yavuz gibi diyorum;

Bu dünya insana dar!


Volkan gibi lav atmış,ne susmuş ne sönmüşüm

Ben bu iman uğruna çılgınlara dönmüşüm


İstiyorum yeniden bir hilkat istiyorum,

Ne hayal,ne kuruntu hakikât istiyorum

#BenOsmanlıyım










ISLAMA KARŞI BÜYÜK OYUN


Sevgili arkadaşlar bacılar abiler kardeşler yatağı ocağı almanya olan ve oradaki kaçan fetöcileri ön saflara çekip islamı modernize etmek istiyen bir zihniyet var. islamin uç noktaları ile oynamak istiyorlar. 

Ve buna inanıp buralarda sözde musliman kadın erkek bulduklarına aşılıyorlar .ve inanın avrupada büyüyen yeni nesiller müslümanız deyip bu dine inanacaklar şu an bunun alt yapısını yapıyorlar ve genel olarak yayılmakta bundan sonraki gelecek jenerasyonlar buna inanacak islamin böyle olduğuna inanan inandıran hocalar yetiştirecekler, ve vahhabilik gibi evanjelizim gibi yıllar sonra bir din türeyecek küffarın oyunu budur islam içinde yeni din türetmek islami bölmek parçalamak çok dikkatli olmamız gerek bilakis avrupada yaşayan kardeşlerimiz çocuklarınızı din öğrensin diye gönderdiğiniz yerlere dikkat edin .rehberimiz kuranı kerimdir 

FETÖ’nün Almanya sözcülüğünü yapan Ercan Karakoyun’un başkanı olduğu Dinlerarası Diyalog Vakfı, Evanjelik St Johannis Kilisesi’nin tiyatro sahnesini sözde camiye çevirerek, adını ‘İbn-i Rüşd-Goethe Camii’ koydu.bakin şimdi burda kimler öncü Evanjelistler kilisenin tiyatro salonunu veriyor. 

MÜSLÜMANLIK YENİDEN TANIMLANCAK”tı onbeş temmuz olmasaydı onbeş temmuz çok şeyleri bozdu 

Bu tiyatro salonunda başörtüsüz kadın imam ve kadın-erkek karışık namaz uygulamalarını başlattılar FETÖ’cüler, Fetullah Gülen’e ‘minnettar’ olduğunu’ söyleyerek, ödül olan Seyran Ateş’i de sözde camiye kadın imam olarak atadılar.Bir düşünün bir kadın imam atanıyor .bu kadın aslen hukukçudur başında yahudi kepi ile namaz kıldırır ve bunun ardına geçip namaz kılan insanlarımız var malesef. 

Bunlardan haberi bile olmayan bir çok saf temiz kardeşlerimiz malesef içerde yatmakta bu oyuna düşmülerdir,asıl gayeleri çok farkı olanbu zihniyet keşke erken fark edilseydi. 

Bizim gayemiz bilgilendirmek.

Sizde paylaşın bilgi vermek için

Ssaygılar .















Deutschland ist mehr als Dieter, Heinz und Manfred


<<Die deutsche Journalistin Ferda Ataman erklärt in einer Streitschrift, was sie unter Heimat versteht.


Fast 20 Millionen Menschen mit Migrationshintergrund leben in Deutschland - die Autorin wirbt dafür, diesen Umstand als als positiv anzusehen.


Ataman fordert ein neues deutsches Selbstbild: "eine Heimat-Idee, die alle mitnimmt".


Ihre besten Freundinnen in der Schule hießen Miriam, Lotta und Gaby, schreibt Ferda Ataman zu Beginn ihres neuen Buchs.


Und dass es einen Unterschied zwischen ihr und den anderen Mädchen gab, den sie erst nach einer Weile bemerkt habe: Nur sie, Ferda, wurde ständig nach ihrer Herkunft gefragt. Wenn sie mit "Nürnberg" antwortete, genügte das nicht. Ihr Vorname und ihre schwarzen Haare machten manche Leute misstrauisch.


Sie wollten wissen: "Woher kommst du wirklich?"

Ataman sieht dahinter auch einen feindseligen Gedanken, das erklärt die Journalistin in ihrer Streitschrift "Hört auf zu fragen. Ich bin von hier!"


"Unsere Migrationspolitik ist angstbeladen und kleinkariert"


Die Frage nach der Herkunft "steht für eine zentrale Wahrnehmungsstörung im Einwanderungsland", schreibt sie: "Deutsch ist für viele nur, wer von Deutschen abstammt." Damit trifft Ataman einen wunden Punkt dieses Landes, in dem es 2019 noch keine allgemein akzeptierte Wahrheit ist, dass man Deutsche nicht am Aussehen erkennen kann.

Ataman ist bekannt für ihre Kolumnen bei Spiegel Online, auch für die Süddeutsche Zeitung hat sie schon geschrieben. Mit ihrem neuen Buch respektive dem Hashtag dazu (#vonhier) hat sie eine Debatte auf Twitter angestoßen und deutlich gemacht, dass es übergriffig sein kann, jemanden wiederholt nach seiner Herkunft zu fragen. Ihr Buch ist mehr als eine aufgeregte Internet-Diskussion. Ataman will Anstoß zu einer neuen Heimat-Idee geben.


Sie stellt fest, was ihrer Meinung nach schiefläuft: "Unsere Migrationspolitik ist angstbeladen und kleinkariert. Wir denken nicht einmal ansatzweise darüber nach, wie wir ein offenes, modernes Land gestalten wollen." Ihr Buch ist an die Politik adressiert, an die potenziellen Gestalter dieser Gesellschaft.


Die Bundesregierung hat sich im vergangenen Jahr zwar auf ein sogenanntes Fachkräftezuwanderungsgesetz geeinigt. Das ist aber erstens noch immer nicht verabschiedet und zweitens kein großer Wurf. Ataman schreibt dazu: Es "liest sich so schizophren wie jede Reform davor: Sie sollen kommen, aber eigentlich lieber nicht."


19,3 Millionen Menschen mit Migrationshintergrund lebten 2017 in Deutschland, das Land ist schon lange mehr als Dieter, Heinz und Manfred. Man müsste diesen Gedanken nur endlich positiv vereinnahmen: Deutschland, der melting pot in der Mitte Europas.


Dass es in den Parlamenten, in Redaktionen und in Chefetagen nach wie vor an Vielfalt mangelt, liegt laut Ataman am falschen Selbstverständnis der Deutschen, am "völkischen Ballast", den das Land mit sich herumschleppe und der in der penetranten Fragerei nach der Herkunft zum Vorschein komme.


Im vergangenen Jahr hat Ataman sich mit Bundesinnenminister Horst Seehofer angelegt, ihretwegen sagte er seine Teilnahme am Integrationsgipfel ab. Sie hatte seinem Heimatministerium "Symbolpolitik für potenzielle rechte Wähler" vorgeworfen, was provozierend daherkam, aber eine aufrichtige Sorge zum Ausdruck brachte, die sie jetzt in ihrer Streitschrift weiter ausformuliert: Kann man Heimat nicht anders denken als in Begriffen von Angst und Abschottung?


Atamans Botschaft an Fremdenfeinde: "Die 'Umvolkung' ist längst abgeschlossen"


Ataman ist genervt, deshalb gibt es ihr Buch, aber sie schreibt auch immer mit einem Augenzwinkern, weshalb die Lektüre durchaus vergnüglich sein kann. Am stärksten ist sie, wenn sie ihren Lesern mehr Entspanntheit empfiehlt, bisweilen auf feine ironische Weise.

An einer Stelle rät sie Rechtsextremisten: "Liebe Leute, macht euch locker, die 'Umvolkung' ist längst abgeschlossen. Der Zug ist abgefahren. Es gibt keine deutsche Nation von reinen Abstammungsdeutschen. Es hat sie nie gegeben." Die deutsche Gesellschaft nennt sie postmigrantisch.


Ataman fordert letztlich ein neues deutsches Selbstbild, eine schöne Vision: "eine Heimat-Idee, die alle mitnimmt - die Schonimmerhiergewesenen, die Zugewanderten und ihre Kinder, die Ostdeutschen und die Westdeutschen.">>


 

Über diese Website

SUEDDEUTSCHE.DE

Deutschland ist mehr als Dieter, Heinz und Manfred

Ferda Ataman erklärt in einer Streitschrift, was sie unter Heimat versteht - und formuliert eine schöne Vision.












Üstadım Mehmed Şevket Eygi

14 Temmuz 2019 Pazar


Değerli dostlar muhterem üstadım ahiret yurduna göç eyledi. Milletimizin ve İslam ümmetinin başı sağ olsun. Kendisini tanıyanlar için özetlediklerim elbette kâfi gelmez ancak tanımayanların kulaklarına küpe olsun diyorum.


Son vasiyeti ve son yazısından bir bölüm.


“Vefatımda kedim sağ olursa, dostlarımdan biri ona sahip çıksın, evine götürsün, ölünceye kadar baksın. Öldüğünde cesedini beyaz bir beze sarıp temiz bir yere gömsün. Mütevazı bir hayvandır. Az yer, çok sevgi ister. Gördüğü sevginin on katını verir. Bakan sevap kazanır. Bu iyiliği yapacak olana şimdiden dua ediyorum, teşekkür ediyorum.”


Rahmetli üstadımın vasiyetini vefatından hemen sonra yakın dostu ve muhibbisi Aydın Gülan kardeşim yerine getirmiş ve bendenizin de yakından tanıdığı kedisini emanetine almıştır.


Son yazısından bir bölüm:


“Kimler akılsızdır: Din sömürüsü yapanlar akılsızdır… Arivistler akılsızdır… Ahireti unutan ehl-i dünya akılsızdır… Yaşamak için yemeyen, yemek için yaşayanlar akılsızdır… Devamlı gıybet edenler, dıştan sofu ve dindar görünseler bile süper akılsızdır… Eviyle, yazlığı ile otomobiliyle, lüks mobilyalarıyla, cep telefonu ile övünenler, böbürlenenler hem akılsız, hem beyinsizdir… Dindar geçindiği halde beş yıldızlı içkili, fuhuşlu mekânlarda konaklayanlar akılsızdır… İhtiyacının çok üzerinde statü için çok pahalı, çok israflı, çok lüks otomobil alanlar akılsızdır… Cemaat, tarikat, hizip, fırka holiganlığı, militanlığı yapanlar akılsızdır…”


Ya Rab rahmetinle muamele eyle. Amin


Vefatı ile ümmeti üzüntüye boğan üstadımın ahirete irtihaline sevinenlerin yorumlarını okudukça ya Rab aklımı koru diyerek bu gafillerin ıslahı için dua eyledim. Alçaklık da bir seviyedir bu alçaklar için alçaklık sıfatı şeref olur. Bu yüzden alçaklar demeyeceğim.


Rahmetli üstadım bu güruhun iflahı için de dua eylediğinden olsa gerek onlara kızmak yerine acıyorum. Rabbim ıslah eylesin.


Onun hal ve gidişinden ve örnek davranışlarından aldığım dersler hiçbir kitapta yazılı değil. Fırsat buldukça sizlerle paylaşarak yokluğunu hafifletmeye çalışacağım.


Hekim olmam hasebi ile sık tekrar eylediği bir hususu da paylaşarak makalemi sonlandırmak isterim.


“Hekim güler yüzlü, müşfik, güven veren ve hastası ile iletişimini iyi düzeyde devam ettiren olmalı” derdi.


Özellikle kimyasal ilaçların yan etkilerinden dolayı kullanılmamasına azami gayret eder, doğal ve tamamlayıcı tıbbin önemine atıfta bulunur, bendenizi bu yönlerden uyararak dikkat etmemi salık verirdi.


Zaten her iki hastalığında hastaneye yatışına sebep olmam da bu güvenden kaynaklı idi.


Sağlığına çok dikkat eden üstadımın küçük zaafları da vardı. İkindi çayının yanında bir dilim yaş pasta gibi.


Sık tekrar ettiği bir cümle ile makalemi sonlandırıyorum: “En iyi hastane, içinde olmadığım hastane, en iyi doktor da tedavisine muhtaç olmadığım doktor.”


Rabbim gani gani rahmet eylesin. Milletimizin ve İslam âleminin başı sağ olsun.


Cennette cem eylesin. Amin


Kalın sağlıcakla. 














Bizim Abdurrahim Karakoç’un bir şiiri vardı, “HASANA MEKTUPLAR” diye ve bu şiir şöyle başlıyordu: “Ha Hasan’a, ha sana!” Yani bu ve benzer sorular, sadece Babacan’a değil, siyaset yapmak isteyen herkese. Erdoğan, Bahçeli, Kılıçdaroğlu, İmamoğlu fark etmez.


Bu soruların %50’sini doğru cevaplarsanız “oyum sizin” diye de bir garanti yok. Bu soruların %99’unu yanlış, birini doğru cevaplasanız, o bir noktada sizinle beraber olacağım. %99’unu doğru cevaplasanız, bir “yanlış”ınız olsa o konuda sizin yanınızda olmayacağım. Tabii dikkat edeceğim, “ağuyu altın tas içre sunup bal’a karıştırıyor”lar mı! Doğru cevap, “balıkçının oltasına taktığı yem” mi diye düşüneceğim.


Çoğu doğru cevap olsa, en doğrusunu, çoğu büyük ölçüde yanlış olsa, o zaman da en az yanlış olanı seçeceğim. Eğer ben katılmayınca yine biri seçilecekse, o zaman “ehveni şer” tercihimdir. En kötüye karşı daha ehven olanı “kerhen” desteklerim! Bilirim “en iyi iyinin düşmanıdır” bu gibi durumlarda.


Bu yeni oluşumun “alameti farikası”, yani kendini ötekilerden ayırt etmeye yarayacak, farklılığı ne? Niçin ortaya çıkıyorlar buyurun size 40 soru!:


1-Alamet-i farikanız nedir?


2-Kudüs konusundaki politikanız nedir? İsrail, Siyonizm konusunda ne düşünüyorsunuz?


3-İslam Ülkelerine bakışınız? Türk Dünyası, Arap Ülkeleri ile ilişkilere ilişkin politikanız ne olacak?


4-Suriye, Irak, İran politikası…


5-15 Temmuz ve FETÖ’ye bakışınız nedir?


6-ABD, İngiltere AB, NATO ilişkiler nasıl olmalı?


7-Kürt politikanız, HDP ve PKK, PYD karşısında tavrınız ne olacak?


8-Faiz, daha doğrusu Riba konusundaki politikanız ne olacak?


9-Aile, kadın ve gençlik politikanız nedir? Mesela İstanbul Sözleşmesine nasıl bakıyorsunuz?


10-Homoseksüeller, Lezbiyenler, cinsiyet tartışmaları karşısında nerede duruyorsunuz?


11-McKinsey ve benzeri örgütler karşısında duruşunuz nedir?


12-Ermenistan ile ilişkiler konusundaki politikanız…


13-Kıbrıs ve Yunanistan’la ilişkiler, Ege ve Doğu Akdeniz politikanız nedir?


14-Rusya ve Çin’le ilişkiler konusunda ne düşünüyorsunuz? Mesela Türkiye Şanghay’a üye olmalı mı?


15-BM, Güvenlik Konseyindeki daimi 5 üye konusunda ne düşünüyorsunuz?


16-Tarım politikası nasıl olmalı? Önceliğiniz ne olacak?


17-Türkiye, kendi üretene kadar şimdilik Patriot mu almalı, S-400 mü? Siz mesela S-400 konusunda bu kadar ısrarlı olur mu idiniz?


18-Sizi en çok ifade eden kavramlar hangileri: Ümmet, Millet, Ulus, Liberalizm, Sosyalizm, Sağ, Sol, Demokrasi, İnsan Hakları, Şeriat, Vahdet, Modernizm, Laiklik, Milliyetçilik, Adalet, Barış, Hürriyet, Laiklik, Sekülerizm, Eşitlik, İnkılabçılık, Halkçılık, Devletçilik, Serbest piyasa, Karma ekonomi, Rasyonalizm Determinizm, Pragmatizm, Sufizm, Anadoluculuk…


19-Sivil toplum, siyasal toplum ilişkileri nasıl olmalı? Sivil toplum siyasal toplumun arka bahçesi ya da siyasete sıçrama tahtası olması konusunda ne düşünüyorsunuz?


20-Özerk kuruluşların özerkliklerinin sınırı ne olmalı?


21- Af konusunda ne düşünüyorsunuz? Af çıkaracak mısınız, FETÖ davalarına bakışınız…


22-Etnik sorunlara bakışınız nedir?


23-Kültür-Sanat politikanız ne olacak?


24-Media ile ilişkiler ve basın özgürlüğüne bakışınız ne olacak?


25-Kalkınmada önceliğiniz? Mesela bilişim sektörü ve otomotiv sektörü ve otomobil üretimi, kenevir konusuna bakışınız nedir?


26-Türkiye’nin Nükleer santral, teknoloji, silah üretimine yaklaşımı ne olmalı? Mesela Nükleer enerji ile çalışan uçak gemisi, Nükleer denizaltımız olmalı mı? Eğer olmasın diyorsak İncirlik’te olduğu söylenen Nükleer silahlar konusunda ne düşünüyorsunuz?


27- Kadim medeniyetlerin beşiği olan Anadolu’da, İslam ve Ortodoksluk konusu ile ilgili bir tasavvurunuz var mı?


28-Eğitim politikanız nedir? Müfredat değişikliği için ne düşünüyorsunuz? Resmi din, resmi tarih ve resmi hayat bilgisi konularına bakışınız nedir?


29-Diyanet özerk olmalı mı? Hilafet mana ve mefhum olarak Cumhuriyet ve TBMM’nin mana ve mefhumunda mündemiç olduğuna göre, bu konuda bize düşen yasal bir sorumluluk söz konusu mu? Bu çerçevede Hilafet fonu ile kurulan İş Bankası’nın statüsünde bir değişiklik olmalı mı?


30-Kemalizm resmi ideoloji olarak kalmalı mı ve anayasanın başlangıç bölümü bu anlamda sizin açınızdan hukuki bir sorun oluşturuyor mu?


31-Başkanlık sistemi devam etmeli mi, anayasada yapılması gereken size göre değişiklikler neler?


32-Sağlık ve sosyal güvenlik politikanız ne olacak? Engelliler ve emekliler için ne düşünüyorsunuz?


33-Parti programlarında, bakanlıklarla ilgili bir bakış açısı sunulur; Kadın, Çocuk, Gençlik, Şehircilik, Bilim-Sanayi, Dış politika, Tarım vs. Peki, gelecek tasavvurunuz ne? Sizin de 2023, 2071 gibi geleceğe ilişkin bir bakış açınız olacak mı?


34-Siz göçmenler sorununu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?


35-Bitcoin ya da altın karşılığı sanal para konusunda ne düşünüyorsunuz?


36-Yapay zeka, Humonoid, Siborg GENOM, Genomikler konusunda ne düşünüyorsunuz?


37-Türkiye’yi, İslam dünyası, Türk dünyası, ön Asya’nın, bilim ve sanat merkezi olarak dizayn etmeyi, 3 kıtanın kesiştiği bir yer olarak (AVRASYAFRİKA)’nın basın ve sanat, ticaret açısından burayı global bir merkez olarak inşa etmeyi düşünür müsünüz?


38-Jeo Politik, Jeo Stratejik bir merkez olarak Osmanlı Milletler topluluğu, Doğu Roma sizin için özel bir anlam taşıyor mu? İpekyolu ve D8 bumerangının kesişme noktasındaki en önemli kavşak noktası olarak, bu konumla ilgili bir hayaliniz var mı? Osmanlı, Bizans ve Rum meselesine bakışınız nedir?


39-Uzay teknolojisi konusunda ne düşünüyorsunuz?


40-Adalet konusunda ne düşünüyorsunuz, anayasa, yasalar, uluslararası sözleşmeler, değişmesi gereken yasalar, yönetmelikler ne olacak? 


Belki daha onlarca soru mümkün. Ama bir çırpıda, ilk akla gelen sorular, sorunlar bunlar. Kuşkusuz esnaf, işçi, emekli, engellinin daha bir sürü sorusu, sorunu var. En çok merak edilen konuların başında yolsuzluk ve geçim derdi var. AK Parti geldiğinde, devlet küçültülecek hayali vardı, oysa devlet daha da büyütüldü. Bürokrasi güçlendi. Başkanlık sistemine ilişkin itirazlar gelmeye başladı. Bu alanda ne gibi düzenlemeler yapmak gerekiyor!? Neyse bugünlük bu kadar. Selâm ve dua ile.















Günümüzde Kur'an'ı yüzünden dahi okumayan insanların Google'dan topladığı bilgilerle müçtehitlik taslaması cahillikle izah edilemez. Olsa olsa hainliktir.

....

"İnsani olan İslami'dir, İslami olan insanidir." Sezai Karakoç


 

Kendini asri ve Batıcı görenler Batıda üretilen bilimin ve tekniğin ülkemize gelmesini, bize refah ve mutluluk getirmesini pek umursamıyorlardı. Asıl dertleri hayran oldukları Batı ile ortak paydalar oluşturup ve onlara benzeyip ilerici, medeni ve asri sıfatına haiz olmaktı


 

Batıcılar lafta Batıcı, icrada taklitçi idi. Muhafazakarlar ise lafta gelenekçi, icrada ilerici idi

~

Tarihi sevdirmek istiyorsak en başta tarihi okumayı sevdirmeliyiz. Tarih bize dünü anlatır. Dünü okuyup anlayan, yarını bilir. Yarını bilen ise geleceğe daha sağlam ilerler


 

Türkiye, sadece kendi savaşını vermiyor hem ümmetin hem de insanlığın savaşını yürütüyor

....

Ehl-i sünnet bir mezhep adı değildir. Kadim ilim geleneğinin orta, makul, dengeli bir yol izlenerek günümüze taşınmasıdır.

...















🔥BİR MİT'ÇİNİN HATIRALARI


🔥Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk, ele geçirdiği Siyonistlerin Protokolleri’ni anılarında açıkladı.


🔥Söz Teşkilât-ı Mahsusa’nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk’te:

Ben Teşkilat-ı Mahsusa’da çalışırken Dünya’ya hakim olmak isteyen bu Milletlerarası Siyonist Teşkilatının elimize geçen 22 maddelik düsturları vardı ki, ne kadar manalıdır. Burada şöyle yazılıdır:


1 – Genç nesilleri mugayir-i ahlak telkinlerle bozmalı,


2 – Aile hayatını yıkmalı,


3 – Insanlara, aşağı sınıflarla tahakküm etmeli,


4 – Sanatı zayıflatmak, edebiyatı müstehcen ve şehevi bir hale sokmalı,


5 – Mukaddesata hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vak’alar uydurmalı,


6 – Hududsuz bir lüks, başdöndürücü modalar icad etmeli, çılgınca sarfiyatı teşvik eylemeli,


7 – Kalabalıkların vakitleri, eğlenceler, oyunlarla oyalanmalı, herkes düşünmekten alıkonmalı,


8 – Müfrit nazariyelerle (kuramlarla) fikirler zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar yaratılmalı, içtimai sınıflar arasına kin ve itimatsızlık sokulmalı,


9 – Aristokratlara müthiş vergiler koyarak onları bunaltmalı, aralarına kin ve itimatsızlıklar saçmalı,


10 – Mal sahipleriyle işçilerin arasını bozmalı, grevler, sabotajlar tertib ettirmeli,


11 – Yüksek tabakanın manevi kuvvetini her çareye başvurarak kırmalı,


12 – Sanayiin ziraati ezmesine imkan vermeli, böylece köylü sınıfını ortadan kaldırmalı,


13 – Saçma nazariyeleri ortaya atarak halkı gayri kabil-i tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevketmeli,


14 – Hayat pahalılığını körüklemeli, ücretleri arttırmalı,


15 – Beynelmilel mes’eleler ihdas ederek milletler arasına kin ve nefret tohumları serpmeli,


16 – Milletlerin mukadderatını tahsil ve terbiyeden mahrum kimselerin ellerine tevdi ettirmeli,


17 – Bütün hükumet şekillerini değiştirmeli, bir çok sırları ifşa etmeli,


18 – Meşru hükumet tarzlarından mutlak bir istibdada gitmeli,


19 – Siyasi, iktisadi buhranlar yaratmalı, servetleri mahvetmeli,


20 – Mali istikrarı bozmalı, iktisadi krizleri çoğaltmalı, spekülasyonlara, enflasyonlara yol açmalı, altını mahdud ellerde toplamalı, muazzam sermayeleri felce uğratmalı,


21 – Hükumetlerin ölümlerini hazırlamalı: Insaniyeti elem, ıstırab ve yoksulluk içine atmalı.


🔥KAYNAK: M.M. GRUBU BAŞKANI Albay Hüsamettin Ertürk'ün Hatıraları,


🔥İKİ Devrin Perde Arkası, kaleme alan : Samih Nafiz Tansu, Sebil 














Şeytanın lanetlenmesine sebep olan 6 büyük günahtan biri de ırkçılık yapması idi!! Irkçılık o kadar kötü ve büyük bir günahtır ki yapanın akli melekelerini devre dışı bırakır; feraset ve aklıselimi yok eder!! Irkçılık damarı kabaran kişi iyi niyetle davransa da sonuç olarak ırkçılığın babası şeytana hizmet etmekten öteye geçemez!! Evet ülkemizi ve milletimizi (ümmeti) sevip hizmet edelim, her olumsuzluğa karşı can pahasına korumaktan vazgeçmeyelim lakin ırkçılık belasına karşı çok çok tedbirli ve temkinli olalım; Allahın lanet ettiği gibi biz de lanet edip uzak duralım...uzak duralım ki Allahın lanet ettiği şeytanın kullanışlı bir askeri olmayalım!!! Unutmayalım ki islama aykırı metotlarla islama asla hizmet edilemez!!!! Allahın selamı ve inayeti ve Seherin bereketi ırkçılıktan uzak olanların üzerine olsun..amin













ABD ANCAK FİLMLERDE KAZANIR

1. 2. Dünya savaşında Japonları ancak atom bombasıyla yenebildi

2. 1975 te Vietnam'da 60 bin kayıp verip çekilmek zorunda kaldı

3. 1983 te Beyrut'ta .Filistinli 18 yaşındaki mücahide bir kızın kamyonla yaptığı intihar saldırısında 241 ABD 60 civarı Fransız askeri öldü. ABD Lübnan'ı derhal terketti.

4. 90 lı yıllarda Somali'ya çıkarma yapan ABD deniz piyadeleri yüzlerce kayıp verince çekilip gitmek zorunda kaldı. Küba'da 1961 Domuzlar körfezi çıkarması, 1979 da Tahran da ABD elçiliği personelinin kurtarılması operasyonları tam bir fiyasko ile sonuçlandı.

6. Irak'ta 6 bin kayıp verdi 1 trilyon dolar masraf etti. Sonunda İran'ın eline bırakmak zorunda kaldı.

7. Bu yüzdendir ki Suriye'ye kara askeri indirmiyor. Vekalet savaşı yürütüyor YPG yi mayın eşeği gibi kullanıyor.

8. Yegane üstünlüğü Hava ve deniz kuvvetlerindedir.

9. Kendisi güvenli bir coğrafyada bulunduğu için dışarıdan saldırıya uğrama ihtimali çok zayıftır.

10. Can kayıpları kamuoyunda büyük tepki topladığı için özel güvenlik şirketlerine iş veriyor. Blackvater gibi. Bunların verdiği kayıplar asker sayılmıyor.



















DİYARBEKİR NEDEN DEĞERLİ?


★ Mekke'nin fethedilmesinin üzerinden henüz 9 yıl geçmişti. Halife Hz. Ömer'in (ra) görev verdiği komutan İyaz bin Ganem ve Halid bin Velid, 8 bin kişilik İslam ordusu ile Kuzey Mezopotamya'ya doğru ilerliyordu.

★ Ordunun içerisinde sahabelerden oluşan bin kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Diyarbakır Kalesi önüne gelinmişti.

★ Bizans İmparatoru Heraklius yönetimindeki bölgede kuşatma beş ay sürdü. İyaz bin Ganem, Mardinkapı'yı; Said bin Zeyd, Urfa Kapı'yı; Muaz bin Cebel, Dağ Kapı'yı; Halid bin Velid, Yenikapı'yı tutmuştu.

★ Halid bin Velid, sur dibinde gizli su deliğini bulmuş ve bunu genişleterek içeri girebileceğini keşfetmişti. Şehre menfezden ilk giren Halid bin Velid oldu. Beraberinde otuz kadar sahabe daha şehre girmeyi başardı.

★ Komutan Halid'in adamlarından on kişi kilitlerini ve zincirlerini kırıp kapıyı açtı. Böylece Amid şehri yani Diyarbakır 639'da fethedilmiş oldu.

★ Fetih sırasında Peygamberimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşları olan 27 sahabe bir bölgede, 13 sahabe ise surların farklı bir yerinde şehit oldu. Yaralanan Sultan Sasa'nın da 6 ay sonra şehit olmasıyla birlikte bölgeye toplam 41 sahabe defnedildi.

★ Diyarbakır'da 30 sahabe mezarının kesin olarak yerleri biliniyor. Ancak daha sonra şehirde kalan ve soylarını devam ettirenlerle birlikte toplam 541 sahabe ve tâbiînin kabrinin bulunduğu belirtiliyor.

★ Anadolu da İslamiyetle tanışan ilk şehir Diyarbakırdır.

★ Diyarbakır'da tam ''1467'' yıldır ezan okunuyor.

★ Anadolu'nun ve Mezopotamya'nın kalbi durumunda olan Diyarbakır, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Ve tarihinin 10.000 yıldan fazla olduğu düşünülüyor.

★ Hz.Halid Bin Velid'in oğlu Hz.Süleyman'ın kabri de Diyarbakır şehrindedir.

★ Kentte 6 peygamberin kabri, 3 peygamberin ise makamının bulunduğu ifade ediliyor. Sahabe kabirlerinin sayısı bakımından Mekke ve Medine'den sonra üçüncü sırada yer alır Diyarbakır.

★ Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki ''Çayönü'' höyüğünün milattan 8.200 yıl önceye dayandığı kesinleşmiştir. Yani günümüzden yaklaşık olarak 10.200 yıl eski !

★ Peygamber Efendimiz ve Hz.Yunus peygamber Diyarbakır için dua etmişlerdir.

★ Hz. Süleyman camii dünyada bahçesinde 27 sahabe bulunduran tek camiidir.

★ Dünyada ilk robot el Cezeri tarafından Diyarbakırda yapılmıştır.

★ Dünyada ceylan derisine elle yazılan tek tevrat Diyarbakırda bulunmaktadır.

★ Kabe nin ilk ipek örtüsü Diyarbakır da Hasanpaşa hanında dokunmuştur.

★ Diyarbakır surları yükseklik bakımından dünyada birinci, uzunluk bakımından ise Çin Seddin'den sonra ikinci sıradadır.

★ Yahudi inancına göre Kudüs ten sonra ikinci kutsal kent ''Kalne şehri'' yani Diyarbakır'dır.

★ İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi Diyarbakır'dadır.

★ Müritleriyle birlikte Diyarbakır'a gelen İslam aleminin en büyük alimlerinden Mevlana Halid, Diyarbakır da attığı her adımın bir sahabe mezarına denk geldiğini söylemiştir..














Kenan Pınarbaşı

4 Std.

🔥BİR MİT'ÇİNİN HATIRALARI


🔥Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk, ele geçirdiği Siyonistlerin Protokolleri’ni anılarında açıkladı.


🔥Söz Teşkilât-ı Mahsusa’nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk’te:

Ben Teşkilat-ı Mahsusa’da çalışırken Dünya’ya hakim olmak isteyen bu Milletlerarası Siyonist Teşkilatının elimize geçen 22 maddelik düsturları vardı ki, ne kadar manalıdır. Burada şöyle yazılıdır:


1 – Genç nesilleri mugayir-i ahlak telkinlerle bozmalı,


2 – Aile hayatını yıkmalı,


3 – Insanlara, aşağı sınıflarla tahakküm etmeli,


4 – Sanatı zayıflatmak, edebiyatı müstehcen ve şehevi bir hale sokmalı,


5 – Mukaddesata hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vak’alar uydurmalı,


6 – Hududsuz bir lüks, başdöndürücü modalar icad etmeli, çılgınca sarfiyatı teşvik eylemeli,


7 – Kalabalıkların vakitleri, eğlenceler, oyunlarla oyalanmalı, herkes düşünmekten alıkonmalı,


8 – Müfrit nazariyelerle (kuramlarla) fikirler zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar yaratılmalı, içtimai sınıflar arasına kin ve itimatsızlık sokulmalı,


9 – Aristokratlara müthiş vergiler koyarak onları bunaltmalı, aralarına kin ve itimatsızlıklar saçmalı,


10 – Mal sahipleriyle işçilerin arasını bozmalı, grevler, sabotajlar tertib ettirmeli,


11 – Yüksek tabakanın manevi kuvvetini her çareye başvurarak kırmalı,


12 – Sanayiin ziraati ezmesine imkan vermeli, böylece köylü sınıfını ortadan kaldırmalı,


13 – Saçma nazariyeleri ortaya atarak halkı gayri kabil-i tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevketmeli,


14 – Hayat pahalılığını körüklemeli, ücretleri arttırmalı,


15 – Beynelmilel mes’eleler ihdas ederek milletler arasına kin ve nefret tohumları serpmeli,


16 – Milletlerin mukadderatını tahsil ve terbiyeden mahrum kimselerin ellerine tevdi ettirmeli,


17 – Bütün hükumet şekillerini değiştirmeli, bir çok sırları ifşa etmeli,


18 – Meşru hükumet tarzlarından mutlak bir istibdada gitmeli,


19 – Siyasi, iktisadi buhranlar yaratmalı, servetleri mahvetmeli,


20 – Mali istikrarı bozmalı, iktisadi krizleri çoğaltmalı, spekülasyonlara, enflasyonlara yol açmalı, altını mahdud ellerde toplamalı, muazzam sermayeleri felce uğratmalı,


21 – Hükumetlerin ölümlerini hazırlamalı: Insaniyeti elem, ıstırab ve yoksulluk içine atmalı.


🔥KAYNAK: M.M. GRUBU BAŞKANI Albay Hüsamettin Ertürk'ün Hatıraları,


🔥İKİ Devrin Perde Arkası, kaleme alan : Samih Nafiz Tansu, Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 48, 49. ( 1.BASKI 1964 ) Gerçek tarih ...














Misvak Mizah Dergisi


Eskiden köle pazarına çıkarılan kadınlar: "Gözleri siyah, dudakları kırmızı, teni pamuk gibi, elinden her iş gelir, sesi ile sizi müptela eder!" gibi bir durumu olduğundan fazla abartan ifadeler ile anlatır, çok rağbet görmeyen kadınları bile bir şekilde satarlarmış. Kendine köle arayan erkekler köle pazarını baştan sona gezer, ondan ona geçerken cebine ve keyfine en uygun olanı seçer evine götürürmüş.


Şimdi böyle düşününce, "Vay be nasıl zamanlar yaşamış insanlar?!" diyoruz ister istemez. Hatta İngiltere'de erkekler karılarını bile satılığa çıkarırmış yenisini alabilmek için hatta en son satış 1910 yılında gerçekleşmiş. Şu tarihi gerçekleri duyunca tüylerimiz ürperiyor o dönemlerde yaşamadığımız için kadınlar olarak halimize şükürler ediyoruz.


Öyle ya bir kadın bir meydanda satılacak ve kendini sattırmak için tüm dişiliğini kullanmak zorunda kalacak, akıl karı mı? Hem çok aşağılayıcı geliyor kulağa hem de insanın içinde derin öfkeler birikiyor.


Ya günümüzde nasıl durum?


Yani şunların cevabını merak ediyorum; Günümüzde kalkan kölelik sistemine şükretmemiz mi gerekiyor, köle pazarlarında satılığa çıkan kadınlara acımamız ne kadar rasyonel?


Kadın dergilerini, gazetelerin hafta sonu eklerini, kadınlara yönelik internet sitelerini beş dakika karıştırsanız "10 adımda güzellik", "erkeği baştan çıkaracak akıl almaz fikirler", "mucizevi kür ile bir ayda Adriana Lima olacaksınız" gibi başlıklara denk geliyoruz.


Artık köle pazarını kuramayan sistem, gönüllü kölelik sistemini keşfetmiş gibi görünüyor. Kadınlar artık ayaklarına pranga vurularak değil, pranga takarsa kendisine ne kadar da yakışacağına ikna edilerek köleleştiriliyor.


Gönüllü köle olan kadınlar daha dolgun saçlara, daha beyaz dişlere, alımlı kirpiklere, çekici dudaklara sahip olabilmek için reklamlar aracılığıyla önce daha çok para kazanması gerektiğine ikna ediliyor. Daha çok talep görmek adına daha çok çalışması gerektiğine ikna olan kadın, para vererek edindiği kazanımları (!) çocuk doğurarak kaybetmek istemiyor.


Bu sistemin en önemli domino taşı hiç şüphesiz "BAKMAYACAKSIN! (nur30)" emrine uymayan erkekler. Eğer ortada bir suçlu aramak gerekiyorsa buna erkeklerin tavırlarını sorgulayarak başlayabiliriz.


Yeni doğum yapan karısını "ne zaman kilo vereceksin?" diye darlayıp psikolojisini bozan, İskandinav kadınlarının güzelliğini öve öve karısının yanında bitiremeyen, sarışın kadın fantazisi kurup utanmadan "göz çapkınıyım ben yha" gibi işi pişkinliğe vuran erkeklerin suçu hiç mi yok? Hep daha iyisini ve daha mükemmelini aramayı kendilerinde bir hakmış gibi gören ve bu hakları karşılanmadığı için kadınları aşağılayabileceklerini zannedenlerin, köle pazarı kuran erkeklerden ne farkı var?


Bütün hal ve hareketleri ile "bir kadının bu hayata geliş sebebi bizi tatmin etmektir. Ikınacaksınız gebereceksiniz ama istediğimiz standartta olacaksınız, olmazsanız alternatif çok valla keyfiniz bilir" tavrı ile fıtraten "baktırmak ve övülmek" istenen kadını nasıl zor duruma soktuklarının farkında değiller mi?


Bakın erkekler de bu hadsizliği kendi kendilerine elde etmiyor.


Kadınlar görüntü ile kafayı bozdukça, oturup bir defa bile hayattaki değerini ve potansiyelini sorgulamadıkça, allanır pullanırsa ancak değerli olacağını zannettikçe, internette bağlama büyüsü ve falcı peşinde koştukça onlarda bunun kendilerinin bir hakkı olduğuna inanıyorlar.


Peki bu çekişmeden en karlı kim çıkıyor?


Kozmetik firmaları elbette...


Yıllık kar marjları bazı ülkelerin GSMH'sı ile yarışan bu firmalar kadın ve erkeğin fıtraten ortaya çıkan zaaflarından sonuna kadar yararlanıyor. Elektriklenen saçların dana yalamış gibi olması gerektiğini, soluk ten ile sokağa çıkmamak için allık kullanmak zorunda olduklarını, yaşlanmanın bir hastalık olduğunu ve onu önlemek için mutlaka falanca kremden kullanmak gerektiğini yine reklamlar aracılığı ile empoze ediyor bu firmalar.


Modern köle pazarlarına gönüllü çıkan kadınların şu maskaralığa bir son vermesi gerekmiyor mu artık? Neden sistemin gönüllü köleleri olalım ki?


O kadar mı aciziz?


Ne zaman sürdüğünüz ruj ile değil o dudaktan çıkan bir tatlı söz ile değer bulduğunuzu, doğumdan sonra aldığınız kiloların anne olmaktan daha önemli olmadığını, üstünlüğün kirpiklerinizin dolgunluğu ile değil takva ile olacağını anladığınız zaman o köle pazarının metası olmaktan kurtulabilirsiniz.


Diğer türlü ayağınıza taktığınız pranganın payetli olanını internet sitelerinde arar durursunuz.


Ezgi Akgül















FLUCHTURSACHEN I

„Frankreich reißt Witze über Afrika. Frankreich tötet Afrikaner, stiehlt die Rohstoffe und liefert Waffen, damit die Bürgerkriege nicht aufhören”. Frankreich raubt Afrika jährlich 100e Milliarden Euro.

Frankreich hat seine afrikanischen Interessen nie aus den Augen verloren. Seit 1961 kontrolliert Paris die Währungsreserven von Benin, Burkina Faso, Guinea-Bissau, Elfenbeinküste, Mali, Niger, Senegal, Togo, Kamerun, Zentralafrikanische Republik, Tschad, Kongo, Äquatorialguinea und Gabun. Die afrikanischen Staaten verpflichteten sich die französische Kolonialwährung CFA („Franc für die Kolonien Frankreichs in Afrika“) einzuführen, das französische Schul- und Militärsystem beizubehalten und Französisch als Amtssprache zu etablieren.

Französisch blieb als Sprache Pflicht. Und auch heute noch existieren zwei Währungsverbünde mit insgesamt 15 afrikanischen Staaten. Deren Reserven liegen bei der französischen Zentralbank.

Auf der Grundlage entsprechender Vereinbarungen sind diese 14 afrikanische Staaten nach wie vor dazu verpflichtet, etwa 85 Prozent ihrer Währungsreserven in der französischen Zentralbank in Paris zu lagern. Dort unterstehen sie der direkten Kontrolle des französischen Finanzministeriums. Die betroffenen Länder haben keinen Zugang zu diesem Teil ihrer Reserven. Sollten ihre verbleibenden 15 Prozent Reserven nicht ausreichen, müssen sie sich die zusätzlichen Mittel vom französischen Finanzministerium zu marktüblichen Zinsen leihen.

Zudem müssen diese Länder jährlich ihre „kolonialen Schulden“ für die von Frankreich errichtete Infrastruktur an Paris überweisen, wie der Friedensaktivist Mawuna Remarque Koutonin auf seiner Website Silicon Africa ausführlich darlegt. So nimmt Frankreich rund 440 Milliarden Euro jedes Jahr ein. (Zum Vergleich, der deutsche Bundeshalt 2018 beträgt ca. 360 Milliarden Euro). Die Regierung in Paris verfügt auch über ein Vorkaufsrecht auf alle neuentdeckten Rohstoffvorkommen in den afrikanischen Ländern. Und schließlich müssen französische Unternehmen bei der Vergabe von Aufträgen in den Ex-Kolonien bevorzugt behandelt werden. Frankreichs Konzerne sind massiv präsent in den Ex-Kolonien: die Baufirma Bolloré, der Erdöl-Riese Total oder der Telekomm-Konzern Orange. Als Folge dessen befinden sich dort die meisten Vermögenswerte in den Bereichen Versorgung, Finanzen, Transport, Energie und Landwirtschaft in den Händen französischer Konzerne.

Uran aus Niger und Gabun, Kakao von der Elfenbeinküste, Aufträge für französische Firmen in vielen verschiedenen Staaten West- und Zentralafrikas. Etwa 9.000 französische Soldaten sind auch dort stationiert. Offizieller Auftrag: Kampf gegen Terroristen und Ausbildung afrikanischer Truppen. Frankreich engagiert bei Handel, Finanzen und Investitionen. Dazu hat es seinen Einfluss in der Währungspolitik und bei der Militärpräsenz ausgebaut.

Tiken Jah Fakoly ist einer der einflussreichsten Musiker Westafrikas. Und er hat eine klare Meinung zur Rolle Frankreichs auf dem Kontinent: Frankreich reiße Witze über Afrika, singt Tiken Jah sinngemäß. Und Frankreich töte Afrikaner, stehle die Rohstoffe und liefere Waffen, damit die Bürgerkriege nicht aufhören.

https://www.deutschlandfunk.de/der-westafrikanische-franc-frankreich-und-der-unsichtbare.724.de.html?dram:article_id=436556


Über diese Website

DEUTSCHLANDFUNK.DE

Der Westafrikanische Franc - Frankreich und der unsichtbare Kolonialismus

Kolonialismus – ein Fehler der Vergangenheit? In West- und Zentralafrika setzt Frankreich die Ausbeutung seiner ehemaligen Kolonien fort – unter anderem über eine Währung, die alte Machtverhältnisse zementiert und die wirtschaftliche Entwicklung blockiert. Die Folgen: Armut, Konflikte und Mig...















Psycho Krieg gegen die Türkei,


und das seit 2011 (“One minute!”).


Die Neo-Imperialisten im Westen bashen die Türkei seit Jahren wo und wie es nur geht. Medien bringen nonstop (schlechte) Nachrichten über die Türkei und erzeugen mit voller Absicht eine negative Berichtsspirale.


Was sind seit Jahren im Westen die Haupt-Narrative über die Türkei?

-Faktisch alle Journalisten schmoren in Gefängnissen nur weil Sie gegen Erdogan sind.

-Tierquälerei ist ein Türken-Hobby bis hin zu Tiervergewaltigungen

-Pädophilie ist weitverbreitet, Kinder werden vergewaltigt, es geht Ihnen super-schlecht.

-Frauen werden nonstop geschlagen, ausgebeutet, minderjährig verheiratet, ermordet.

-Der Diktator Erdogan lässt alle knechten, foltern, ermorden, drangsalieren. Alle leiden unter dem skrupellosen Tyrannen, es gibt keine Demokratie

-der Wirtschafts gehts äußerst schlecht, alles kurz vor der Pleite, die Türkei entfernt sich von der westlichen Welt, es ist in der Türkei ähnlich wie in Afghanistan oder zumindest ist das Land auf dem Weg dahin oder kurz davor. Bürgerkrieg ist zu befürchten.


Aus einem Land mit 85 Millionen Menschen werden Einzelfälle, die es in jedem Land gibt, mit der Pinzette herausgepickt und reißerisch mit voller Absicht den Menschen serviert. Die Menschen im Westen, eh mit Muslim/Türken Hass im Unterbewusstsein, schlucken begierig diesen Mist.


Warum wird das gemacht, was soll diese Massen-Hypnose bringen?


Ein Ziel ist, bei den Türken hier im Lande eine “Uns gehts schlecht, wir packen nichts, Bankrott erwartet uns, die Regierung ist schuld, ich schäme mich Türke zu sein” Stimmung zu erzeugen.


Leider trägt diese jahrelange Art der psychologischen Kriegsführung auch gute Früchte. Sowohl hier in der Türkei selbst als auch weltweit. Hinzu kommt der (unausgesprochene) wirtschaftliche Krieg gegen uns.


Warum wird all dies gemacht?


- Chaos soll ausbrechen, die Wirtschaft zusammenbrechen, das Volk soll sich auflehnen gegen Ihre Regierung.

-Die aktuelle Regierung soll verschwinden, Arschkriecher des Westens sollen an die Macht wie in zB. Griechenland, der Ukraine und Ägypten. 

-Das Kadavergehorsam gegenüber der NATO und dem Westen soll nie enden. 

-Wie früher soll eine (dem Westen hörige) Oligarchie in der Türkei herrschen. 

-IMF, Weltbank etc sollen wieder die Türkei unter ihre finanzielle Knute bekommen, das Land wie früher fügsam 80% Ihres Budgets dem Westen an Zinszahlungen abdrücken. 

-Die Türkei soll nicht in Irak, Iran, Syrien, Zypern und anderswo intervenieren und nicht selbst Ihre Interessen verteidigen. Nicht nach Erdgas und Erdöl bohren.


Kurz: Die Hundeleine des Westens, das wir 80 Jahre getragen haben, soll uns wieder über den Hals gezogen werden.


Darum gehts. Und nur darum.


Özden Ipek / Erden Özdil. 

.


 















NACHRICHT VON ÖMER HALISDEMIR ZUM ANDENKEN AN DEN PUTSCHVERSUCH VOM 15. JULI 2016

.

.

Mein Name ist Ömer Halisdemir. Ich stamme aus der anatolischen Provinz Niğde und bin unter nicht besonders wohlhabenden Verhältnissen aufgewachsen.


Aufgrund meiner Liebe zum Vaterland habe ich mein Leben dem türkischen Militär gewidmet und dort eine Karriere begonnen. Meine ausgezeichneten Leistungen - so sagten es meine Kommandanten - machten mich zum Mitglied der besten Spezialeinheit "Bordo Bereliler" (Bordeaux Barrets) des türkischen Militärs. Viele meiner Mitbürger wissen bis heute nicht, an welchen Geheimoperationen ich teilnahm, damit sie in Ruhe und Frieden innerhalb unserer Grenzen schlafen konnten. Ohne jeglichen Vorwurf, es war mir eine Ehre, meinem Volk zu dienen.


Dann kam der Abend vom 15. Juli 2016. Es war ein merkwürdiger Abend. Ich schlief vor meiner Schicht im Special Forces Gebäude in Ankara-Gölbaşı und sah einen merkwürdigen Traum. Es war ein Traum, der mir die Zeichen meiner Beförderung in's höchste Amt eines Söldners, dem Märtyrertum, aufzeigte. Aber bemerken sollte ich es später.


Ich nahm die Schicht am Kontrollpult der Special Forces auf. Ab 20 Uhr begannen komische Unruhen im Lande. Die Istanbuler Brücken wurden durch abtrünnige FETÖ-Terroristen im Soldatengewand blockiert und wir bemerkten den Putschversuch. Um den Putsch zum Erfolg zu verhelfen, wussten die Terroristen, dass sie das von mir geleitete Special Forces Gebäude samt Kontrollpult unter ihre Macht bekommen mussten. Mein Kommandant Herr Zekai Aksakallı Paşa rief mich an. Er erklärte mir den Ernst der Lage und informierte mich, dass eine Truppe Abtrünniger auf dem Weg zu mir in's Gebäude sei und ich diese Übernahme "um jeden Preis" verhindern müsse.


Wir beide wussten am Telefon, was dies für mich hieß: EIN WOHLMÖGLICHES NIMMER WIEDERSEHEN. Deswegen verabschiedeten wir uns am Telefon, dieses Mal mit einer zusätzlich dezenten Emotion, da wir uns seit Jahren kannten und stießen an unseren Fronten voran. Ich nahm meine kleine Schusswaffe und ging in den Vorhof der Special Forces. Diese Mission erlabte keinen Fehler, sonst wäre alles vorbei! Mit der Einnahme der Special Forces wäre der Putsch perfekt, weil die Abtrünnigen die gesamte Kontrolle über das Militär bekämen.


Es war sehr dunkel und ich versteckte mich hinter einem Gebüsch. Der Helikopter der Abtrünnigen landete im Vorhof. Sie waren etwas verwundert, dass sie auf keinen Widerstand stießen und schritten mit dieser Leichtigkeit bis vor die Eingangstür voran. Ich machte von der Dunkelheit Gebrauch und schlich mich von hinten an die Gruppe heran, zog meine Waffe, sah in der Mitte der Gruppe den abtrünnigen Putschisten-Kommandanten Semih Terzi und versetzte ihm 2 erfolgreiche Kopfschüsse. Er starb sofort und damit war meine Mission erledigt. Es gab nur noch einen Reflex: Wegrennen von der Gruppe. Manche der abtrünnigen Soldaten fielen in einen Schockzustand, weil sie ihren Führer verloren haben und nicht wussten, was gerade passiert ist und sie nun machen sollten. Einer von ihnen sah mich wegrennen und leerte das gesamte Magazin seines Maschinengewehrs in meinen Rücken.


30 Kugel fing mein Körper ab. 30 Kugel waren es vielleicht materiell auf dieser Welt, aber für mich waren es 30 Vögel, die mich in's Jenseits zur unendlichen Ruhe getragen haben. Jeder türkische Soldat legt mit der Aufnahme seiner Tätigkeit im Militär sein Leben defacto auf dem Tisch ab, auf dem er seine Zugehörigkeit zu dieser hohen Instanz signiert.


Mein Name ist Ömer Halisdemir. Ich schwöre euch, dass ich mein Leben wirklich gerne, in voller Ehre und Würde für das Wohl meines Volkes gelassen habe. Ohne Reue oder jegliches Zögern habe ich den Befehl meines Kommandanten in die Tat umgesetzt und gehöre heute der stärksten Truppe der Welt an: Den Märtyrern im Himmel.


Ich habe nur eine Bitte an euch: Vergesst mich nicht. Ich rede nicht von meiner expliziten Person, Ömer Halisdemir. Natürlich freut sich meine Seele, wenn ihr mein Grab in Niğde-Bor besucht und für mich betet. Aber ich meine eher etwas anderes: Nimmt mich als Symbol für alle ehrenhaften Helden sowohl aus der Putschnacht als auch unserer Geschichte und vergesst nicht, für welchen Zweck wir unser Leben geopfert haben.


Vergesst nicht, dass wir auch eine Familie und Träume hatten und diese ohne 1 Sekunde zu zögern für das Wohl unseres Landes und euer Wohl geopfert haben. Kümmert euch bitte um unsere Hinterbliebenen. Denn wenn die Abende anschreiten und sich jeder in seine Häuser zurückziehen wird, fängt der eigentliche Kummer unserer Familien in Einsamkeit erst an.


Ich habe meinen Platz an der Front frei gemacht und ich weiß, dass ein anderer "Ömer" kommen und den Platz zur vollsten Zufriedenheit füllen wird. Ich weiß, dass die "Ömer's" mit derselben Einstellung in Massen folgen werden, weil dies in unserer Geschichte bislang so war und immer sein wird.


Mein Name ist Ömer Halisdemir. Ich bin stolz, ein Mitglied dieses Volkes (gewesen) zu sein und ich preise ALLAH aus ganzem Herzen an, weil er meiner Person ermöglicht hat, die Schlüsselfunktion bei der Zerschlagung des Putschversuchs eingenommen zu haben. So sagen es zumindest alle Hinterbliebenen. Ich preise ALLAH aus ganzem Herzen an, dass er mich auserwählt hat und ihr heute meinen Namen im ganzen Land kennt und dankenderweise ehrt.


Mein Name ist Ömer Halisdemir. Ich liebe mein Volk, ich liebe mein Land und sage:


WIR SEHEN UNS AM TAG DES JÜNGSTEN GERICHTS VOR DEN TOREN DES HIMMELS!

Bild könnte enthalten: 1 Person
















Hälfte der Deutschen nimmt #Islam als #Bedrohung wahr

migazin.de | 11. Juli 2019


<<Laut „#Religionsmonitor“ der #BertelsmannStiftung ist #Islamskepsis in #Deutschland weit verbreitet. Viele nehmen den Islam nicht als #Weltreligion wahr, sondern als politische #Ideologie. Experte warnt, #Islamkritik sei aggressiver geworden.


Rund die Hälfte der Bundesbürger nimmt laut einer aktuellen Studie den Islam als Bedrohung wahr. In Ostdeutschland liegt der Anteil mit 57 Prozent noch höher als in Westdeutschland (50 Prozent), wie die Bertelsmann Stiftung am Donnerstag in Gütersloh bei der Vorstellung des aktuellen „Religionsmonitors“ erklärte. Offenbar würden viele Menschen den Islam derzeit weniger als Religion, sondern vor allem als politische Ideologie ansehen, erklärte die Religionsexpertin der Bertelsmann Stiftung, Yasemin El-Menouar. Auch durch die gesellschaftlichen Debatten und Medienberichte der vergangenen Jahre sei der Islam häufig in einen negativen und kritischen Zusammenhang gerückt worden.


Nach Ansicht des Osnabrücker Islamexperten #RaufCeylan ist das negative Bild des Islam in Deutschland vor allem durch die Debatte über #Zuwanderung geprägt. „Der Islam- und der #Migrationsdiskurs verschmelzen seit einigen Jahren“, sagte Ceylan dem „Evangelischen Pressedienst“. Globale Konflikte im Nahen Osten würden ebenfalls mit dem Islam assoziiert.


#Islamverbände müssten sich laut Ceylan stärker dafür einsetzen, Ängste in der Bevölkerung abzubauen, und noch mehr #Dialogangebote schaffen. Ceylan sieht als Konsequenz aus der Studie aber auch deutsche Medien in der Pflicht, den Islam nicht nur in problematischen Kontexten zu thematisieren. „In der Berichterstattung über den Islam als Religion geht es selten um die Rezitationskunst des Koran, sondern meist um konfliktbehaftete Themen wie die Integration von Flüchtlingen“, sagte Ceylan.


Zick warnt vor Ausgrenzung

Der Bielefelder Konfliktforscher Andreas Zick warnte vor zunehmender Islamfeindlichkeit und #Ausgrenzung von Muslimen. Die Sprache der vermeintlichen Islamkritik sei in den letzten Jahren immer aggressiver geworden, sagte der Wissenschaftler dem „Evanglischen Pressedienst“. #Rechtspopulistisch|e Gruppen bemäntelten zudem ihre Islamfeindlichkeit als Islamkritik. Zick rief dazu auf, Vorurteile und Klischees über den Islam kritisch zu hinterfragen.


Die Mehrheit der Bundesbürger (87 Prozent) ist der Studie zufolge zwar grundsätzlich offen gegenüber anderen #Weltanschauungen eingestellt. Doch nur knapp jeder zweite Deutsche ist der Meinung, dass religiöse #Pluralität die Gesellschaft bereichert. Den Islam wertet lediglich ein Drittel der Bevölkerung als Bereicherung. #Christentum, #Judentum, #Hinduismus und #Buddhismus werden hingegen von einer Mehrheit als bereichernd empfunden.


Begenung baut Vorurteil ab

Durch persönliche Begegnungen nimmt die Ablehnung gegenüber dem Islam der Studie zufolge ab. Menschen, die regelmäßig Kontakt zu Angehörigen anderer Religionen haben, würden religiöse Vielfalt und den Islam seltener als Bedrohung empfinden, heißt es in der Studie. Fast jeder Zweite dieser Gruppe (46 Prozent) sähe den Islam sogar als Bereicherung an. Bei Menschen, die kaum persönlichen Kontakt zu anderen Religionen haben, halten 64 Prozent den Islam für bedrohlich.


Der „Religionsmonitor“ der Bertelsmann Stiftung vergleicht international die Bedeutung von Religion für den gesellschaftlichen Zusammenhalt. Grundlagen sind repräsentative Bevölkerungsumfragen. Die Ergebnisse der Studie basieren auf Daten des „Religionsmonitors“ 2017, außerdem wurden aktuell in diesem Jahr vom infas Institut für angewandte Sozialwissenschaft in Bonn rund 1.000 Bundesbürger befragt.>>


 













Emel Erdem ist mit Emel Erdem unterwegs.

11. Juli um 12:12 · 

#Srebrenica


Melina Borčak, 11.07.19


➡️ THREAD siehe Twitter:

https://twitter.com/MelinaBorcak/status/1149251645231919105…


<<Heute ist Musik verboten, Cafes menschenleer & im TV wird Massenbegräbnis live übertragen - der Jahrestag des #Genozid|s in Srebrenica ist in #Bosnien ein besonderer Tag. Europaweit sollte er es auch sein, doch viele wissen nichtmal, was passierte.


Baby Fatima wurde wenige Minuten nach ihrer Geburt ermordet. Nach 18 Jahren wurden ihre nadeldünnen Knochen gefunden - nur weil sie in Plastiktüte waren. Am Tag, der ihr 18. Geburtstag sein sollte, wurde sie neben ihrem Vater, Opa, Onkeln begraben -alle im Genozid ermordet.


Nach den Morden wurden die Leichen ausgegraben & wegen Vertuschung in mehrere Massengraeber aufgeteilt: Kopf hier, Rippe da... Deshalb muss der Identifikationsprozess im Durchschnitt 7 mal pro Opfer gemacht werden.

Ich musste mal ins Identifikationslabor fuer CNN. Unbeschreiblich


"Manchmal gehe ich auch nachts in den Wald & grabe mit meinen Händen durch die Erde, bis meine Finger blutig sind. Ich weiß, alle denken,ich sei verrückt, aber das interessiert mich nicht. Bis ich seine Knochen nicht finde, findet meine Seele keinen Frieden." Mutter über 19J Sohn


P. S. Alle erbärmlichen Versuche, Genozid zu leugnen/relativieren werden kommentarlos geblockt - egal ob fein versteckt in heuchlerischer +falscher "Beide Seiten"-Verharmlosung, oder ganz offensichtlich +offensiv ekelhaft.

Ihr könnt euer Gift bald in der Hölle sprühen, da passt's


Grund, laut Völkermörder mladić höchstpersönlich: 600 J nach Schlacht zw. serbischer & osmanischer Armee, ist endlich Zeit für Rache an "Türken". (Bosniaken sind weder ethnisch, noch kulturell oder iwie Türken -nur Muslime).


Nach all dem kam ich nach DE, an prestigeträchtige Humboldt Uni. Ein Prof war karadžić-Fan & in der Bibliothek gibt's Bücher, die Genozid leugnen. In DE Schulen hingegen lernt man NICHTS darüber. In DE Medien, Mischung dieser Katastrophen: entweder falsch oder garnicht berichtet.


Ich könnte mit dem Thread endlos weiter machen. Endlos. Und ich würde es *niemals* schaffen, den Schmerz und die Ungerechtigkeit auch nur ansatzweise zu erklären. Es gibt unfassbar viele Aspekte, die ich Im Thread auslassen musste!


Nie vergessen>>


TWITTER.COM

Melina Borčak Ⓥ 🇧🇦 on Twitter

“Heute ist Musik verboten, Cafes menschenleer & im TV wird Massenbegräbnis live übertragen - der Jahrestag des Genozids in Srebrenica ist in Bosnien ein besonderer Tag. Europaweit sollte er es…















Frau Dr.Merkel wird uns noch alle überleben

sie ist Physikerin und bekanntlich sterben Physiker nicht, sondern sie ändern nur ihre Aggregatszustand 🧐😀🇩🇪🇧🇸






Kürt sorunu, Arap sorunu, Arnavut sorunu, Türk sorunu yoktur..

İslam Milleti'nin parçalanmışlık sorunu vardır...








die für die Entstehung der Flüchtlinge in syrien verantwortliche USA, führt mit hilfe ihre mittelsmänner in Deutschland und Europa einen propaganda krieg gegen die geflüchteten, alle radikalen kräfte werden dafür mobilisiert, Abscheulicher geht es nicht mehr  🤮 












Das passiert vor dem #Stierkampf.....😢!!!


Vor einem Stierkampf, füllen sie die Ohren der Stiere mit nasser Zeitung, und Vaseline wird in seine Augen gerieben, um seine Sicht zu trüben, Baumwolle stecken sie in seiner Nase, um das Atmen zu erschweren, und eine Nadel wird zwischen seine Genitalien eingeführt. Eine ätzende Substanz wird an seinen Beinen gerieben, damit die Stiere, schneller das Gleichgewicht verlieren.

Um sie zu desorientieren, werden sie einige Tage lang in einem engen und dunklen Raum gefangen, bevor sie in die Arena müssen.

Wenn der Stier nach dieser Folter, vor dem Kampf losgelassen wird, rennt er verzweifelt auf das Licht zu, als ob er aus einem langen Tunnel käme. Er glaubt, dass sein Leiden vorbei ist, und dass er befreit wird, stattdessen rennt er in die Arena, um sich seinem Mörder und einer Vielzahl Sadistischer Zuschauer zu stellen, die zu dieser Tierqual, und dem Sinnlosen Tod des Stieres applaudieren !!!


Nein, zu Subventionen mit unserem Geld für diese Veralterte, Barbarische "Tradition" !!!


#EU 

#brüssel 

#srassbourg

#Madrid

#Espanyol

#spanien 

#mensch












 Misvak Mizah Dergisi

11 Std. · 

Anlaşırsak, Tarih öğretmenini tavukhanede işçi olarak çalıştıracağız.


Arkadaşın Bandırma'daki tavukhanesine işçi arıyoruz.

Facebook 'ta Murat 'ın tanıdığı bir çoban da iş arıyormuş, telefonunu aldım, aradım.

Ama açmadı...

Sonra o, beni öğle vakti aradı.

-Kusura bakma tarlada çalışıyordum, açamadım, öğle paydosunda arayabildim... dedi.

Hemen iş prensibinden +10 puan aldı.

Ben işi anlattım:

+Tavukhaneye yatılı işçi lazım.

2100 lira maaş + sigorta + elektrik + su + yakacak + sınırsız tavuk eti..., ama market manav sana ait, köydesin, ekersen, o da bedava...

( arkadaş daha önce yeme içmeyi de karşılamış fakat, çok israf olmuş, işçi kendisi alınca israf olmuyor )

Sonra o konuştu:

- Adım Abdullah 30 yaşındayım, evliyim, iki çocuğum var.

+Biz zaten, evli arıyoruz, yemek, çamaşır ve bulaşık konusu da...

-Ben tarih öğretmeniyim, eğitim benim için çok önemli, Sivas'ta çocuklarım 2.5 saat yol gidiyor, kışın çok zor oluyor.Orada okul durumu nasıl?


( Tarih öğretmeni dediysek atanamamış falan değil, görev yaparken bırakmış. )


+Tavukhane şehre 12 km mesafe de, köyden taşımalı eğitim ile öğrenciler gidiyor.

-Çok güzel...


Bir öğretmen nasıl böyle bir duruma düşer, insan hayret ediyor.

Ama çalışma azmini ve çocuklarının eğitimi için çırpınmasını görünce de, insan takdir ediyor.


Öğretmen, çoban, tarlada yevmiyeci, tavukhane'de işçi...Peki bu nasıl oluyor?


Abdullah 3 yıl önce Suriye'den gelip ülkemize sığındı...


Buraya kadar bir yandan takdir edip, bir yandan hikayesi merak uyandıran kişinin Suriyeli olduğunu öğrenince:

-aaaaaa....! Suriyeli miymiş 

deyip, tüm hikâyenin büyüsü de bozulmuş olabilir.


Şu bir gerçek ki, Köylerde, çobanlık yapacak, çiftliklerde, tarlada çalışacak Yerli işçi bulamıyoruz.Bulduklarınız da, tam vasıfsız, hiçbir işte barınamamış insanlar, onlar da bir süre sonra kaçıp gidiyor.

Bu yüzden Afgan ve suriyeli işçiler arıyoruz. Çünkü, Abdullah gibi, Öğretmenlik kariyeri olanlar bile, Türkiye'de bizim insanımızın çalışmadığı, çalışmak istemediği, ağır ve pis işlerde çalıyorlar.


Dönelim Abdullah'a,

Abdullah ile prensipte anlaştık.

Abdullah dedi ki:

-Siz bana yazılı kağıt ile çalışma talebini ileteceksiniz, ben de göç idaresine gidip izin alacağım, yoksa Sivas'ı bırakıp şehir değiştiremem.polis yakalarsa sıkıntı...

-Tama sen göç idaresinden prosedürü öğren, ben de muhasebeciyi arayayım.


Sigorta yapmak için, muhasebeciyi aradık,muhasebeci:

-Sigorta yapmak, öyle kolay değil, 

Senin gibi şahıs işletmeleri suriyeli çalıştıramıyor,

Şirket olması lazım,

Şirket olunca da bitmiyor,

9 yerli işçi çalıştırırsan, ancak o zaman 10. sunu yabancı işçi çalıştırabilirsin.

Yine bitmiyor, yabancıların sigortası pahalı,

Yine bitmiyor, şehir değiştirme için göç idaresinden izin almak zorunda, almadan gelirse, polis yakaladığı zaman sıkıntı, 

Sana da büyük ceza yazılıyor.


Yani durum yabancı düşmanlığı yapanların, insanları kışkırtanların anlattığı gibi değil, tüm suriyeliler nargile içip, sahillerde takılmıyor. İstediği şehre gidip istediği gibi çalışamıyor.


Çifçi olarak benim yabancı işçiye işçiye ihtiyacım var.Erzurum valisi, çobana kız vermiyorlar diye, çobanın adını sürü yöneticisi yaptı.

Sürü yöneticisi değil, sürü ceo'su bile yapsa yine kız vermezler.

O yüzden yabancı işçiler tarım sektörü için bir fırsat.


Olayın insani, ticari ve tarihi bir çok boyutu var.Onların yaşadıklarını biz yaşamadık mı?


Ben Almanya'da çalışmış gurbetçi bir ailenin çocuğuyum, yabancı düşmanları bize "turken raus" demedi mi?...

Bir yanımız muhacir, yerel dilde "mâcır"...

93 harbinde Bulgaristan'dan geldik mi?...


Suriyede , Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda savaşan Suriyeliler var.

Sivil insanları ve aileleri , gidin savaşın diye ateş hattına sürmek bizim tarihimize ve vicdanımıza sığmaz.


Sosyal medyada yalan haberlerle, kışkırtmacılık yapılıyor.

Biraz insaf edelim sabır gösterelim.


( Bu arada, prosedürleri aşamadık, Abdullah ile çalışamadık. ) Faruk Erensoy















CHP’nin ziyaretçileri ve “ibne başkan” tehlikesi!..

 

 - 

1985 yılında Gulbeddin Hikmetyar, İstanbul'a gelmişti.


Refah Partisi’nin 31 yaşındaki çiçeği burnunda İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da, başta Cumhuriyet gazetesi yazarı Cengiz Çandar olmak üzere onlarca gazetecinin bulunduğu ve RP'li Mustafa Atalay'ın evinde gerçekleşen toplantıda,  Hikmetyar ile birlikte bir fotoğraf çektirmişti.


İşte o fotoğraf, ileride mütareke basını tarafından olur-olmaz mevzularda tekrar tekrar kullanılacaktı.


Zira ellerinde,


İmam Hatipli Tayyip Erdoğan’ı eleştirecek kayda değer başka bir argüman yoktu.


*


Gelelim 1997 yılına..


30 Ocak 1997'de, Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın riyasetinde “Kudüs Gecesi” adıyla bir etkinlik düzenlenmiş ve Filistinlilerin mücadelesini anlatan bir oyun sahnelenerek, İsrail işgalinin bir an önce bitmesi için dualar edilmişti.


İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri de, geceye “onur konuğu” olarak katılmıştı.


Kartel gazetelerinin “irtica hortluyor” diye köpürttüğü bu olaydan yalnızca 5 gün sonra, yani 4 Şubat 1997'de, 28 Şubat Post-Modern Darbesi’nin sembol eylemlerinden biri gerçekleştirilmiş…


Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı'na bağlı 20 tank ve 15 civarında zırhlı araçtan oluşan konvoy, “Kudüs Gecesi”nin yapıldığı Sincan caddelerinde yürütülmüştü.


Sincan Belediyesi’nin “onur konuğu” olan İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri de bu icabet yüzünden, “Persona Non Grata” (istenmeyen adam) ilan edilerek ülkemizden kovulmuştu.


*


“Azgın azınlığın” kalemşorları,” 34 yıl sonra bugün dahi, Erdoğan’ı, Hikmetyar ile çekindiği o fotoğraftan dolayı eleştirmeye devam ediyorlar..


*


“Postalcı Paşalar” ise, yargılanmak şöyle dursun, kendi aralarında;


“Sincan’da tankları ben yürüttüm” şeklinde “sidik yarışı” yapıp, gururlanıyorlar…


 


***


Peki ya bizler?!.


Kendisine “Milliyetçi-Mukaddesatçı” diyen biz Müslümanlar, herhangi bir CHP’li belediye başkanının bir tane misafirinden bile, bugüne kadar neden bir kez olsun rahatsızlık duymadık?


Bu adamların bütün misafirleri sütten çıkmış ak kaşık mı?


İçlerinde bizi rahatsız edecek hiç mi kimse yoktu?


Bence, ziyadesiyle varlardı.


Çok gerilere gitmeye de gerek yok..


Mesela!


Hepi topu 18 gün, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı” makamını işgal eden CHP’li Ekrem İmamoğlu’na kimler ziyarette bulundu ve ya tebrik mesajları gönderdi, hiç dikkat ettiniz mi?


*


Ben dikkat ettim.


Mesela!


Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un, CHP’li Ekrem İmamoğlu’nu,  mazbatasını aldıktan 12 gün sonra İBB'deki makamında ziyaret etmesi ve anı defterine;


"Avrupa'nın en büyük şehri olan İstanbul'a ve size çok iyi bir gelecek diliyorum" şeklinde bir iyi dilek notu yazması acayip dikkatimi çekti.


Neden mi?


Çünkü Wulff şaibeli herifin tekidir ve hakkındaki soruşturmalardan dolayı Almanya Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etmiştir.


*


Dilerseniz kısaca Wulff’un sabık geçmişinden bahsedeyim…


Şöyle ki;


Dindar bir ailenin çocuğu olduğu için Christian (Hıristiyan) adı verilen Wulff;


Almanya'nın 10. Cumhurbaşkanı olmasından ziyade, 50 yıl sonra seçilen ilk “Katolik Cumhurbaşkanı” olması hasebiyle tarihe geçmiş biridir.


Aşağı Saksonya Başbakanıyken Afrika’ya yaptığı resmi bir ziyarete, kendisinden 15 yaş küçük Bettina’yla zina yaparak onu hamile bırakmıştı.


Sonrasında ise, 18 yıllık eşini boşayarak, gayri meşru ilişki sonucu hamile bıraktığı Bettina’yla evlendi.


Evli Başbakan’dan hamile kalan Bettina’nın bir tane de oğlu olduğu ortaya çıktı.


Hatta!..


Bettina’nın bir dönem escotluk yaptığı, yani ücreti mukabilinde fuhuş yaptığı da iddia edildi


*


Wulff’u istifaya götüren süreç ise, karıştığı “akçeli” işlerle başladı.


Henüz başbakanken eşi Bettina’yla  Noel tatiline gittiği özel havayolu şirketi Air Berlin’den aldıkları “ekonomi sınıfı” biletlerin, şirketin yönetim kurulu başkanı tarafından “business”a çevirildiği ortaya çıktı.


Kanun gereği, siyasetçinin 10 euro’dan fazla hediye alması yasak olduğu için Wulff hakkında soruşturma açıldı.


Christian Wulff,  bilet farkını cebinden ödeyerek Alman halkından özür diledi ve konu kısa süreliğini kapandı..


*


Kemalistlerin “ruhani lideri” yılmaz özdil, bu meseleyle ilgili;


“Pürüzsüz siyasi hayatındaki ilk ve son skandal bu oldu.” diyerek, Christian Wulff’a bir de kefil oldu.


Sonrasında ise, Wulff’un yeni skandalları ortaya çıktı..


Christian Wulff, zengin bir işadamının karısından, çok düşük bir faizle “500 bin euro” borç almıştı.


Bu da yetmezmiş gibi;


Haberi basmaması için Bild gazetesi haber müdürü Kai Diekmann'ın telefonuna öfkeli bir mesaj bırakarak onu tehdit etmişti.


Velhasıl..


Özdil’in “pürüzsüz” diye kefil olduğu Wulff, “bidon kafa”nın yazısından tam 15 ay sonra istifa etmek zorunda kalmıştı.


Özetle;


Geçmişi “para” ve “zina” skandallarıyla dolu Wulff, CHP’li Ekrem İmamoğlu’nu henüz oy sayımı devam ederken ziyaret etti..


Bizim mahalleden bir Allah’ın kulu çıkıp da; “n’oluyo lan?” demedi.


*


Esasında yazı burada bitti ama şu oruçlu günde okuma gücü ve merakı olanlar için dilerseniz bir örnek daha verebilirim..


O halde devam ediyorum!..


*


Bertrand Delanoe…


Fransız bir anne ve Tunuslu bir babanın çocuğu olarak 1950’de Tunus’ta dünyaya geldi.


“68 Kuşağı”ndandı.


Din eğitimi almak için gittiği Katolik lisesinde öğrenci ayaklanmalarını örgütledi.


1998 yılında katıldığı bir televizyon röportajında ise eşcinsel olduğunu açıkladı.


3 yıl sonra da,  Fransa’nın başkenti Paris’in ilk “eşcinsel” Belediye Başkanı oldu.


*


Aynı yıl, “ibne belediye başkanı” modası Fransa’dan sonra Almanya’ya sıçradı.


Almanya’nın başkenti Berlin’de, eşcinsel Klaus Wowereit “Belediye Başkanı” seçildi.


Paris ve Berlin’den sonra, New York belediye meclis başkanı da “ibne” olduğunu açıkladı.


“İbne belediye başkanı” akımı Avrupa’nın başkentlerine yayıldığı bir dönemde


Avrupa Parlamentosu Yeşiller Partisi Eş Başkanı Daniel Cohn Bendit, TBMM’de temaslarda bulunarak, ÖDP ve DTP(HDP)’lileri ziyaret etti ve;


“İstanbul eşcinsel bir belediye başkanına hazır olsun” dedi.


Ziyarette hazır bulunan eşcinsel yazar Murathan Mungan;


“Ben aday olabilirim” diyerek ortaya atılsa da, orada bulunanlar bu sözlere gülmekle yetindi.


*


Derken…


Bertrand Delanoe’dan sonra Fransa’nın başkenti Paris bir ilki daha yaşadı ve ilk kez bir kadın, Paris Belediye Başkanı oldu.


 


İspanya doğumlu, sonradan Fransa vatandaşlığına geçmiş olan…


Fransa’yı olmasa bile Paris’i anavatanı olarak gören Anne Hidalgo,


Paris Belediye Başkanı seçildi.


Hidalgo, hâlihazırda 11 yıldır Paris’i yöneten eşcinsel Bertrand Delanoe’nun yardımcısıydı.


Delanoe;


“Paris’in ‘Aşk şehri’ olarak kalabilmesi için Hidalgo’nun seçilmesi”ni çok önemsiyordu.


Delanoe’ya göre;


“Anne Hidalgo da tam bir aşk kadınıydı.”


Zira!


İki kez evlenen ve "Siyasi Arenada Bir Kadın" diye bir kitabı olan Hidalgo’nun siyasi arenada tutunabilmek için birçok kez “öteki kadın” olduğu biliniyordu.


Hatta!..


O dönem Segolene Royal ile evli ve dört çocuk babası olan Eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile ilişki yaşadığı, bu ilişkiden bir de “çocuk” peydahladığı ileri sürülmüştü.


*


İş bu;


 “Fazıl Say'a laiklik ödülü…”


“Casusluk firarisi Can’cık Dündar’a fahri hemşehrilik nişanı” veren Anne Hidalgo…


31 Mart seçimlerinden sonra resmi Twitter hesabından İstanbul, Ankara ve İzmir CHP adayları Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Tunç Soyer'i tebrik eden bir mesaj attı ve bu üç başkana;


“Paris'in dostluğundan şüpheniz olmasın" şeklinde güvence verdi.


*


Bu fakir,


Eşcinsel bir belediye başkanının yardımcısı iken Paris belediye başkanı seçilen Hidalgo, “CHP’lilere ne gibi bir destek verebilir?” diye düşünürken;


İlçe seçim kurulundan mazbatayı alan Ekrem İmamoğlu, 18 günlük başkanlık sürecinde, Belediye Meclisi’nin 2. oturumunda, AKP ve MHP’li üyelerin oyları ile reddedilen;


“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu” kurulması önerisini verdi..


Tabii…


Eşcinselliği destekleyen bu öneri, AKP ve MHP’li üyelerin oyları ile reddedilince konunu üzerinde durma ihtiyacı hissetmedim..


Fakat!..


Geçtiğimiz hafta, CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in, eşcinsel sapkınlardan müteşekkil LGBTİ Derneğiyle;


“LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü” imzaladığının ortaya çıkması…


Hatta birkaç sapkını makamında kabul eden Tunç Soyer’in, elinde tutuğu LGBTİ paçavrasıyla fotoğraf çektirdiğini görünce, durumun  sandığımdan da ciddi olduğu vehmine kapılarak bu yazıyı yazma kararı aldım..


*


Özetle;


Daniel Cohn Bendit’in 2007’de söylediği;


“İstanbul eşcinsel bir belediye başkanına hazır olsun” sözünün, hiç de yabana atılacak bir söz olmadığı artık ayan beyan ortadadır.


Eğer bizim mahallenin küskünleri, “patates” fiyatlarını bahane ederek 23 Haziran’da CHP’nin adayına oy verirlerse, korkarım ki bir sonraki seçimde;


İstanbul’da bir eşcinselin belediye başkanı seçilmesine vesile olacaklar..


Benden uyarması!..













Rahmetli Kadir hocamdan enfes bir yorum 

Yani diyor ki.. "Kıl beşini bil işini" "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" 

"Her koyun kendi bacağından asılır" 

Yaşam tarzını benimseyenler.. İnandığı dine en büyük kôtülüğü yapanlardır 

Emr- i bil maaruf neyhi münker candır Gerisi yalandır













Frank Reitemeyer

24. Juni um 13:08

Kein Witz, sondern Realität: Robert Imberger - Studium der Reaktorphysik und Thermohydraulik an der TU Aachen:


Letzten Sonntag war ich auf einem örtlichen Wochenmarkt. Dort gab es einen Stand zum Thema "Klimaschutz". Ich wurde als „Vorbeilaufender“ auf die CO2-Problematik auf unserer Welt angesprochen.


Ich dachte so bei mir… da bist Du gerade an den Richtigen gekommen.


Meine Frage an den Klima-Vertreter (ca. 28.-30J):


„Wie hoch ist denn der CO2-Anteil in der Luft?“


Seine Antwort: „Hoch! Sehr hoch! Viel zu hoch!“


Ich: „Wie hoch denn?“ – „Wie viel Prozent?“


Er: „Weiß ich nicht!“


Aha, dachte ich… ein wahrer Kenner!😁


Ich fragte also weiter: „Was ist denn sonst noch in der Luft?“


Er: „Sauerstoff!!!“


Ich: „Richtig! Und wieviel Prozent?“


„Weiß ich nicht!“ war seine Antwort.


Ich erklärte ihm, dass es wohl so um die 21% sind. Es erschien ihm plausibel.


Ich weiter: „Welche Gase sind denn sonst noch in der Luft enthalten?“


Kopfschütteln…. Schulterzucken…😅


Ich: „Edelgase! Argon, Xenon, Neon, Krypton…! Schon mal gehört? Die machen aber in Summe nur ein knappes Prozent aus!“


Nachdenkliches Staunen.


Ich wiederholte meine letzte Frage…


Wieder (inzwischen genervtes) Schulterzucken und Augenverdrehen… 😳


Ich: „Schon mal was von Stickstoff gehört?“


„Ach ja, stimmt… Stickstoff!!! Ja, den haben wir auch in der Luft!“


Ich: „Und? Wie viel Prozent?“


Er: Wieder Schulterzucken. Ich spürte, dass er genug hatte von mir. Ich ließ aber nicht locker, erläuterte ihm, dass es ca. 78% wären. Seine in der linken Hand gehaltenen Flyer sanken immer tiefer.😅


Er, nach kurzem Kopfrechnen (gefühlte 60s) : „ Das kann nicht stimmen, das glaube ich Ihnen nicht, weil dann ja für CO2 nichts mehr übrig bleibt!!!“


Ich: „Eben! Sie haben Recht! Zumindest fast!!! Es sind nämlich nur 0,038% CO2 in unserer Atemluft!"😄


Das glaubte er mir einfach nicht und ließ mich stehen.😅


----

Wer weiter rechnen möchte:


Wir haben 0,038% CO2 in der Luft. Davon produziert die Natur selbst etwa 96%.


Den Rest, also 4%, der Mensch. Das sind 4% von 0,038%, also 0,00152%.


Der Anteil von Deutschland ist hieran 3,1%.


Somit beeinflusst Deutschland mit 0,0004712% das CO2 in der Luft.


Damit wollen wir die Führungsrolle in der Welt übernehmen, was uns jährlich an Steuern und Belastungen etwa 50 Milliarden Euro kostet. 😵


Einfach mal drüber nachdenken 😎 (und in Zukunft mitmachen beim Sabotieren der Grünen Politik und des Abmahnvereins "Umwelthilfe"). 😍












Gazi Islamuddin

6 Std.

TAĞUTA İMAN


Bu bölümde açıklanacak meseleler sırasıyla şöyledir:


Birincisi: Nüsuk (İbadet) Şirki: Bu konudaki şirk; ibadetlerden herhangi birisini Allah-u Teâlâ’dan başkasına yapmaktır. İbadetlerden herhangi biri Allah’tan başkasına yapıldığında nüsukta şirk meydana gelir. Bu konuda Allah-u Teâlâ’dan başka kendisine ibadet edilen her varlık nüsuk (ibadet) tağutu olmuş olur.


İkincisi: Hüküm Şirki: Bunun üç şekli vardır:


a- Teşri Koyma.


b- Hüküm Verme.


c- Muhakeme olma.


Sadece Allah-u Teâlâ’ya ait olan teşri veya hüküm verme veya muhakeme etme hakkı Allah-u Teâlâ’dan başkasına verilirse işte bu yapılan, hüküm şirkidir ve kendisine bu hak tanınan kimse de hüküm tağutu olmuş olur.


Üçüncüsü: Velayet Şirki: Bu ise Allah-u Teâlâ’dan başkasına velayet göstermektir. İşte bu velayet şirkidir. Toprak, kavim, parti, dil ve bunlara benzer değerler için velayet göstermek veya bir kâfire velayet göstermek gibi... Kendilerine velayet gösterilen şeyler ise velayet tağutu olmuş olurlar.


Şimdi bu meseleleri ayrıntılı olarak açıklayalım:


Birincisi: Nüsuk (İbadet) Şirki: Nüsukun (ibadetin) türlerinden her hangi birisini Allah-u Teâlâ’dan başkasına yapmaktır.


“Nüsuk” kelimesi lügatte; ibadet, taat ve Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmak için yapılan ameller, manasına gelir. “Nasuk adam” denildiğinde “ibadetkardır” manası kastedilir. “Tenesseke” lafzı ise; ibadete çekilmiştir, manasına gelir.


Şer’i manası; sadece Allah-u Teâlâ’nın halis hakkı olan, kendisine yaklaşmak için yapılan ve Allah-u Teâlâ’nın başlangıçta da, sonda da müstakil olarak veya kendine bağlı olarak ortak kabul etmediği ibadetlerdir.


Bu tarife göre nüsuk, diğer ibadetlerden daha çok ibadet ismini almış ve bu sebeple onun için “ibadet şiarları” denilmiştir. Nüsuk ikiye ayrılır:


1) Zahiri İbadetler (Uzuvlarla yapılan fiiller): Oruç, namaz, hac, rüku, secde, tavaf, itikaf, kurban, adak adamak, yardıma çağırmak, sadece Allah-u Teâlâ’nın yapabildiği (rızık verme, zararı defetme gibi) konularda Allah-u Teâlâ’ya sığınmak, dua, zikir ve bunlar gibi ibadetlerdir.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“Oysa onlar dini yalnız O'na has kılıp her türlü şirkten temizlenmiş olarak yalnız Allah’a ibadet etmek, (rükün ve şartlarını yerine getirerek) namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. İşte dosdoğru din budur!” (Beyyine: 5)


“Rabbin için namaz kıl, kurban kes!” (Kevser: 2)


"De ki: "Ey cahiller (müşrikler)! Bana, Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?" Doğrusu, sana ve senden öncekilere (şöyle) vahyolundu: “Eğer şirk koşacak olursan, muhakkak amellerin boşa çıkar ve elbette sen (ahirette) kaybedenlerden olursun. Onları dinleme! Yalnızca Allah’a kulluk et ve (sana verdiği her türlü nimete karşılık) şükredenlerden ol!” (Zümer: 64-66)


2) Kalbi (batini) İbadetler: Sevgi, korku, ümit, korkmak, tevekkül etmek gibi ibadetler...


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“İnsanlardan, Allah’dan başka edindikleri denkleri Allah gibi sevenler vardır. Oysa iman edenlerin Allah’ı sevmeleri daha şiddetlidir.” (Bakara: 165)


“De ki: “Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Müslümanların ilki olarak bununla emrolundum.” (En’am: 162–163)


Zikredilen bu ibadetler sadece Allah-u Teâlâ’ya yapıldığında işte o zaman ibadet rükunlarından olan nüsuk tevhidi sağlanmış ve Allah-u Teâlâ birlenmiş olunur.


Bu ibadetlerden herhangi birisi şayet Allah-u Teâlâ’dan başkasına veya Allah-u Teâlâ’yla beraber bir başkasına yapılırsa Allah-u Teâlâ’nın affetmediği büyük şirk koşulmuş olunur. Allah-u Teâlâ’dan başkasına dua etmek, kurban kesmek, adak adamak, sadece Allah-u Teâlâ’nın yapabildiği meselelerde Allah-u Teâlâ’dan başkasından yardım istemek gibi...


Bu ibadetler ister bir puta, ister bir ağaca, ister bir taşa, ister bir nebiye, ister bir veliye (sağ veya ölü olsun) yapılsın fark etmez, yine de büyük şirk işlenmiştir. Çünkü Allah-u Teâlâ, ister kendisine yakın bir melek, ister gönderilen bir rasul, isterse Allah-u Teâlâ dostu olsun, hiç kimsenin ibadette kendisine ortak edilmesini asla kabul etmez.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz.” (Nisa:48 /Nisa:116)


“Mescidler (namaz kılınabilecek yerler) şüphesiz ki Allah’ındır. Öyleyse oralarda Allah’a ortak koşmayın!” (Cin: 18)


Gerek zahiri ve gerekse batıni nüsüklerden herhangi birisi, tağutlardan birisine yapıldığı zaman Allah-u Teâlâ inkâr edilmiş ve tağuta iman edilmiş olunur. Böyle yapan kimse müşrik olmuştur. Her ne kadar namaz kılsa, oruç tutsa, haccetse ve Müslüman olduğunu söylese bile...


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“Eğer şirk koşacak olursan, muhakkak amellerin boşa çıkar ve elbette sen (ahirette) kaybedenlerden olursun." (Zümer: 65)


Her kim nüsuktan herhangi birisi kendisine yapıldığında buna rıza gösterirse tağut olur ve o, ibadet tağutu ismini alır.


Uyarı:


Nüsuk tağutu ibadet tağutu ismini almıştır. Oysa nüsuk, ibadetlerin üç rüknünden bir tanesidir. Niçin?


Bunun sebebi; ibadetin nüsuk rüknu, ibadet kelimesine en yakın olan ve ibadetin özelliğini en çok taşıyan rükündur. Çünkü nüsuk ibadeti sadece Allah-u Teâlâ’nın halis hakkı olan, kendisine yaklaşmak için yapılan ve Allah-u Teâlâ’nın başlangıçta da, sonda da müstakil olarak ve kendine bağlı olarak ortak kabul etmediği ibadetlerdir.


İbadetin diğer rükunları böyle değildir. İbadetin hüküm rüknünde Allah-u Teâlâ başlangıçta ve müstakil olarak ortak kabul etmez. Fakat kendisine bağlı olarak bu konuda izin vermiştir.


Allah-u Teâlâ ibadetin hüküm rüknünde başlangıçta ortak kabul etmez.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


"Allah hüküm koymada kendisine ortak kabul etmez." (Kehf: 26)


Aynı şekilde Allah-u Teâlâ, ibadetin hüküm rüknünde ayrı olarak da ortak kabul etmez.


"Muhakkak ki hüküm vermek, yalnız Allah’a aittir." (Yusuf: 40)


Fakat hüküm, Allah-u Teâlâ’ya tabi olunarak Allah-u Teâlâ’ dan başkasından istenebilir.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“Hayır, Rabbine andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)


"Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman etmişseniz, onu Allah’a (Kur’an’a) ve (hayatta iken) Rasulüne (vefatından sonra ise onun sünnetine) havale edin!" (Nisa: 59)


Bu ayetlere göre hüküm, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den da istenebilir. Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vereceği hüküm müstakil bir hüküm olmayıp Allah-u Teâlâ’nın hükmüne bağlıdır.


Aynı şekilde bir kadıdan, müctehidden, Allah-u Teâlâ’nın hükmüne bağlı kalarak ve delillerden hüküm çıkartarak hüküm vermesi istenebilir. ,


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“…İçinizden adalet sahibi (bu konuda uzman) iki kişi hüküm verir.” (Maide: 95)


Kadı ve müctehid, her ikisi de zahire göre hüküm verir. Fakat verdikleri hüküm Allah-u Teâlâ’nın şeriatinden ayrı olarak verdikleri bir hüküm değildir.


İbadetin diğer rüknu olan velayette ibadet, başlangıçta ortaklık (şirk) kabul etmez.


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


“(Ey Muhammed! Onlara) De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, rızıklandırdığı halde rızka ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı veli edineyim?!” (En’am: 14)


“Muhakkak ki benim velim, Kitabı (Kur’an’ı) indiren Allah’tır.” (A’raf: 196)


“Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura ulaştırır. Kâfirlerin velileri ise tağuttur.” (Bakara: 257)


Alıntı

Tagutu red etmek tevhitin geregidir

















Bild könnte enthalten: eine oder mehrere Personen

Ay_Yıldız Türkiye'mSeite gefällt mir

Gestern um 10:46 · 

Şok olacaksiniz!!

MAK anket tarafından turkiyede yapilan arastirma

İşte sonuclar


%14 Allah’a inanmıyor.

% 25 Meleklere inanmıyor.

% 24 Kur’an-ı Kerim’in vahiyle geldiğine yani Kur’an’a inanmıyor.

% 74 Evindeki Kur’an-ı Kerim’i okumuyor.

% 37 Peygambere, Hz. Muhammed (S.A.V.)’e inanmıyor.

% 45 Kadere (Hayır ve Şerrin Allah’tan geldiğine) inanmıyor.

% 27 Öldükten sonra dirileceğinize ve hesaba çekileceğine inanmıyor.

% 68 Kur’an’ı Kerim’i Arapça hattından okuyamıyor.

% 75 Hiçbir Kur’an Kursu’na eğitim almak amacıyla gitmemiş.

% 83 Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealini hiç okumamış.

% 85 Cennete gideceği kesin olsa bile; şu an Cennete gitmek için ölmeyi düşünmüyor.

% 77 Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) hayatını hiç okumamış.

% 43 Hiç camiye gitmemiş. 

% 55 Ramazan ayında oruç tutmuyor.

% 70 İslam dini ile ilgili bilgileri öğrenmek için okumuyor.

% 78 Namaz kılmıyor. 

% 20 Dua etmiyor. 

% 59 Selamlaşırken “selamün aleyküm” demiyor.

% 46 Halifelik istemiyor.

% 10 Günah işlediğinde pişman olmuyor.

% 35 Gusül abdesti almıyor veya bilmiyor…

Müslüman ülkemiz vesselam!! Eğitim sistemi kangren olmuştur












Das wahre Gesicht der Koç Holding 


In unserem Text "Warum wieder das anatolische Kapital?" hatten wir euch näher gebracht, warum das anatolische Kapital im Visier der Barone steht und den Unterschied zum 'Istanbuler' Kapital ausgearbeitet.

Im Folgenden geht es um die Koç Holding, dessen Mentalität wir euch mit einem Sprung in die 90'er zeigen möchten:

Kurz vor den Wahlen erhielt Turgut Özal bei Anwesenheit seines Sohnes einen Brief von Vehbi Koç, den er nach der Öffnung an den Vermittler wiedergab! In diesem Brief war ein Scheck mit vielen Nullen!

"Vater, was hast du getan? Gerade zu den Wahlen brauchen wir doch Geld", staunte sein Sohn Ahmet.

T. Özal: "Schau mein Sohn. Es gibt fünf Familien, die von der Torte der Türkei essen.

Ich möchte diese Torte Anatolien öffnen, die Türkei für die Konkurrenz öffnen! Hätte ich diesen Scheck

angenommen, wäre ich einer ihrer Männer geworden!"


Die Koç Holding A.Ş. wurde am 31.Mai 1926 von Vehbi Koç gegründet.

Vehbi Koç war der Sohn von Chaim Nahum, einem Großrabbiner im Osmanischen Reich und Großrabbiner von Ägypten und dem Sudan.

In seiner Amtszeit als Großrabbiner im Osmanischen Reich unternahm Chaim Nahum im Jahre 1908 eine Reise nach Äthiopien und besuchte die Beta Israel. 

Zudem war er staatsdienlich als Berater des türkischen Ministerpräsidenten Ismet Pascha bei den Vertragsverhandlungen von Lausanne tätig gewesen. Seine staatsdienlichen Tätigkeiten setzte Nahum ebenso im Auftrag des Königs von Ägypten fort, zum Beispiel als Senator.

Ihm wird vorgeworfen, eine hohe Summe aus der Staatskasse des Osmanischen Reiches gestohlen und in die Schweiz transferiert zu haben. Diese hohe Summe verteilte er unter seinen beiden Söhnen Bernar Nahum und Vehbi Koç.

Mit der Gründung der Türkischen Republik im Jahre 1923 wurden viele Unternehmen der Muslime enteignet. Diese Enteignung legte für eine ganz neue Generation von Türken den Grundstein für den Aufbau von Unternehmen. Darunter der Koç Holding.

Die Koç Holding wurde am 31. Mai 1926 von Vehbi Koc gegründet. Von 1984 bis 2003 leitete Rahmi Koç, der Sohn des Firmengründers, das Unternehmen und übergab es dann an seinen Sohn Mustafa. Die Familie gilt neben der Familie Sabancı als eine der reichsten der Türkei.

Die Koç Holding zählt zu den 50 weltgrößten Familienunternehmen außerhalb der USA. Außerdem ist sie das einzige türkische Unternehmen in der Liste der Fortune Global 500 und steht für mehr als zwölf Prozent des gesamten türkischen Exportvolumens.


In der Türkei spielt der „tiefe Staat“ (Derin Devlet) eine signifikante Rolle in der türkischen Politik. Ihren Einfluss sehen wir, wenn wir in die Geschichte der Türkei zurückblicken. Die beiden Militärputsche von 1971 und 1980 sowie eine große Zahl von unaufgeklärten politischen Morden bestätigen dies.

Es ist in der Türkei bekannt, dass die Koç Holding, die Finanzlobbyisten in der Türkei vertritt, denn sie ist auch in illegalen Machenschaften verstrickt.


Welche Rolle spielte die Koç Holding bei den Gezi Park - Protesten?

Mit den Ereignissen vom 31. Mai 2013 fiel der Name der Koc Holding oft in der Presse.

Die Koc Holding gehörte zu den Drahtziehern der Gezi-Proteste im Sommer 2013.


Während der Proteste im Juni wurde vielen Protestierenden im nahe am Gezi-Park gelegenen Divan-Hotel(Ein Hotel, das sich übrigens im Besitz der Koc Holding befindet) Schutz geboten, während der Sit-Ins wurde sogar Nahrung gereicht.

Außerdem unterstützte sie finanziell die Gezi-Proteste, welche schon im Jahre 2012 gegen die türkische Regierung seitens von ausländischen Mächten geplant waren.


Durch die Besetzung hoher Positionen in der Wirtschaft, Politik und den Medien hat die Koc Holding nie für die nationalen, sondern für internationale Interessen der Finanzlobby gearbeitet.
















































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































Beliebte Posts aus diesem Blog

#ChpMaskesi5816 ataturq M. Kamal'i #ChpMaskesi5816 ile korumasınlar da, bu gerçekleri nasıl saklasınlar ?

ACI GERÇƏKLƏR - Yüz Yıllık Prangalar Kırılıyor

IYILIKLER, -ister "söz", ister ise, "yazi" üzerinden olsun- PAYLASILDIKCA BÜYÜR, ve YAYILIRLAR !..